• 16 Haziran 2015, Salı 9:39
SedefErol

Sedef Erol

İÇİMDEKİLER
 Türkiye'nin gündemini en çok  meşgul eden konu olan seçimler sonunda yapıldı.
Olayı 7 Haziran öncesi ve sonrası diye ikiye ayırmak yerinde olur sanırım.
Öncesinde;hazırlıklar, nutuklar, liderlerin konuşmaları, bayraklar, kornalar, seçim arabaları, televizyon kanallarında beyin fırtınaları, yani her seçim öncesi olan ve olması gereken şeyler.
Ve 7 Haziran sonrası;
Önce sessizlik, sonra fısıltılar, sonra “oluşması olası yeni hükümet senaryoları”…
Bekleyecek ve sonucu hep birlikte göreceğiz.
Vatandaşlık görevimizi yerine getirip oyumuzu kullandığımıza göre, gelişmeleri ilgililere bırakıp biz gündeme ve yazımıza dönelim ve ülkemizin geleceği için en doğru senaryonun hayata geçmesini dileyelim…
**
Endonezya'yla ilgili bir haberle giriş yapmak istiyorum. Aslında, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit”  örneği. 
Yani, bu tarz düşünceye sahip herkese ithaf olunur…
Haber şöyle:
-Dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusa sahip ülkesi Endonezya'nın Banda Açe Eyaleti'nde kadınlara gece kısmi sokağa çıkma yasağı getirildi. Uygulamaya göre, kadınlar gece yirmiüçten sonra yalnız başlarına alışveriş merkezleri, kafe ve restoranlar, internet kafeler ve turistik merkezler gibi eğlence yerlerinde bulunamayacak. Kadınların bu saatten sonra çalışmaları da yasak. Eyalet yetkilileri, kararı kadınları “cinsel taciz ve saldırılardan korumak” için aldıklarını savundu.
**
Bir kadın olduğum için bu konulara son derece duyarlı olduğumu düşünebilirsiniz.
Ancak, bu yerinde bir tepki değil mi?
Şu anda konu Endonezya olduğu için oradan bahsediyoruz. Oysa dünyada ayrımcılık suçunun işlendiği birçok yer var, biliyoruz, ancak önümüzdeki örneğe bakarak ilerleyelim, “cinsel taciz ve saldırılardan korunmak istenen” kadın, “hakları kısıtlanan, özgürlüğü elinden alınan”, bırakın gezip tozmayı, iş özgürlüğü dahi sınırlandırılan yine kadın…
Saldırıya uğramaması adına, yine kadın cezalandırılmış oluyor…
Cinsel taciz ve saldırı potansiyeli olanlar ise sabahlara kadar istediği gibi gezebilecek, istediği işte çalışıp para kazanabi-lecek, kafeye, restoranta, internet kafeye, turistik merkezlere girip çıkabilecek.
Suçlu olma potansiyeli olan serbest.
Mağdur  olma potansiyeli olan yasaklı…
Oradan nasıl görünüyor bilmiyorum ama buradan hiç iyi görünmüyor!
Maksat üzüm yemek değil, bağa girmek olunca durum böyle oluyor demek ki..
Konu kadın-erkek meselesi değil, insanlık meselesi…
Cinsel taciz ve tecavüz suçlarına verirsin ağır cezayı, bak bakalım cinsel suçlar artıyor mu azalıyor mu?
Endonezya yasalarını eleştirmek işimiz değil elbette, başta da söylediğim gibi, bu düşünce tarzını benimseyenlere ithaf ediyorum satırlarımı…
Bizi yaratanın kulları arasında ayırım yaptığını da hiç ama hiç düşünmüyorum.
**
Ufacık bir not da Özgecan Aslan vahşetine düşelim.
Cinayeti diyemiyorum, bir insan diğerini öldürürken bile ölüsüne olsun saygı gösterir, bu akıl almaz olayın davasına bayan hakimler bakacakmış buna çok sevindim.
“Şimdi ayrımcılığı sen yapıyorsun” demeyin, bu çok farklı bir durum, bu masum genç kızın yaşadığı acıyı, çektiklerini ancak bir kadın anlayabilir ve lütfen artık tecavüzcüler, kadın katilleri cezasız kalmasın, iyi hal indiriminden yararlanmasın…
Ve caninin yardımcıları…
Hadi o insanlık dışı biriydi, canavardı, ya ona yardım edenler, onlara ne demeli?
En ağır cezayı almalarını ve bu cezanın emsal nitelikte olmasını dilerim…
**
İlk defa bir bilimsel araştırmaya ve sonucuna karşı çıkıyorum.
Tabi bu araştırmanın bilimsellik ölçüsü, yorumunuza bağlı…
Dünyanın en gözde ve saygın eğitim kurumlarından birisi olan Oxford Üniversitesi'nin araştırmasına göre, dedikodu yapmak insanı rahatlatarak, stresin vücutta neden olduğu olumsuz etkileri ortadan kaldırıp, bu sayede kişinin daha sağlıklı olmasını sağlıyormuş!
Araştırmayı yürüten uzmanlardan Prof. Robin Dunbar, dedikodu yapmanın insanın çevresini tanıması ve doğru iletişim kurması açısından da çok önemli olduğunu belirtiyor. Buna göre, insan dedikodu sayesinde etrafındaki kişileri daha iyi tanıma imkanı buluyor. Kimin nasıl davrandığı, kimin yalan söylediği, insanların nelerden rahatsız olduğunu öğrenerek, kime güvenip kime güvenmeyeceğini anlıyor…
Yani bu araştırmaya göre ayıp olarak kabul edilse de dedikodu insanı rahatlatıyor, stresi azaltıyor, mutlu ediyor…
**
Beni tanıyanlar iyi bilir, ortamda olmayan bir başka kişi hakkında konuşmayı hiç sevmem, konuşmam, konuşturmam.
Zira orada olmadığından kendini savunma şansı yoktur, bu da bir haksızlıktır.
Dedikodu yapanı rahatlatabilir, mutlu edebilir, orası kesin, ya hakkında dedikodu yapılan, olmadık gerçek dışı bilgiler yayılan, o mutlu olabilir mi?
Yani, birinin mutluluğu= diğerinin mutsuzluğu.
Bu, yanlış bir denklem. Katılmıyorum ve onaylamıyorum.
Siz siz olun yalnızca gerçeklere kulak verin, gözünüzün gördüğüne, mantığınızın dediğine inanın.
**
Bu satırları kaleme alırken gazetemizin duayeni sevgili Hasan Öğütçü'nün vefatını haber aldım. Canım babamı kaybettikten ve yazı yazmaya başladıktan itibaren ilk yazılarımı gazetede Hasan Amca'ya teslim ederdim, sonra Ahmet kardeşime götürmeye başladım. Hasan Amca artık yavaş yavaş misafir olarak gelir olmuştu,sohbetleşirdik, son zamanlarda artık göremez olmuştum rahatsızlığı artmıştı ve şimdi hepimizin bir gün taşınacağı son mekanına yerleşti.
Giresun bir beyefendisini daha kaybetti.
Ahmet Ersöz kardeşi ile buluşmuştur umarım.
Mekanı cennet olsun.
Kendisini hep sevgi ve saygıyla hatırlayacağım.
**
Ve dokuz yıl önce 13 Haziran…
Bu dünyadan bir Ahmet Ersöz göçtü…
Canım babam, dostum, sırdaşım…
Size satırlarımla seslendiğim bu köşenin asıl sahibi…
Kelimelerin yetersiz kaldığı yerde, 
Benim yerime Şair Can Akengin konuşsun;
“Asıl gücüme giden
AYRILMAKTIR SEVGİDEN”…
Esen kalın…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık