• 09 Nisan 2013, Salı 9:01
SedefErol

Sedef Erol

HAYIRLARA VESİLE OLSUN
 Gündem dolu,  yoğun ve şişkin. Herkes dinliyor, okuyor, yorumluyor, kafasına göre bir şeyler çıkarıyor. Önümüzdeki günlerin “hayırlara vesile” olması dileğiyle, haftalık değerlendirmemize başlayalım.
Önce dünyadan bir gelişme:
Artık yirminci yüzyıldan mı dersiniz, ortaçağdan mı, onu bilemem. Suudi kadınlar için çok sevindirici (!) bir olay olmuş, bu ülkenin hatun kişilerinin bisiklet ve motosiklete binmelerini yasaklayan kanunlar kaldırılmış, onlara birçeşit özgürlük (!) getirilmiş, Bu özgürlüğün açılımı ise şöyle:
Suudi kadınları çarşaf giydikleri ve yanlarında bir erkek akrabaları olduğu sürece parklarda bisiklet ve motosiklete binebileceklermiş!
Bir başka ülkenin toplum koşullarını ve yaşam biçimini yargılamak çok doğru olmasa da insanları ve toplum ve kanun nazarında “kadın” ve “erkek” olarak ayrıştıran ve kadını aşağılayan anlayışlar önce bir insan, sonra bir bayan olarak beni oldukça rencide ediyor. Bu tür toplumlarda, herhangi bir kişisel marifeti olmaksızın sırf doğuştan kendisine sunulan cinsiyet faktöründen ötürü “üstün” olduğu kanısına kapılan erkek, doğurgan ve üretken olan kadına baskı uygulamayı bir hak olarak görüp, kanunlarını da buna göre düzenliyor.
Oysa ki doğurganlık gibi çok önemli bir kozu elinde bulunduran kadın, bazı kalıpları kıramıyor.
Suudi Arabistan örneğinde olduğu gibi, parklarda bisiklet ve motosiklete binme hakkı getirilen (çarşaf giyme mukabili) kadınlar, bu etkinliğe ancak bir akraba erkek refakatinde ve daha yeni ulaşabiliyor. Yani özgürlük mü, değil mi, belli değil. Hem mekan kısıtlı, hem de peşine bir er kişi takılacak. Eski durumlarına göre kadın için bir adım atılmış diyelim.
Oysa ki dünyada kadınların egemen olduğu, sözlerinin 
daha geçerli olduğu topluluklar da var. 
Elbette bu da yanlış.
En ideali cinsiyet ayrımcılığının olmadığı, kanun önünde kadın ve erkeğin eşit olduğu yaşam biçimleri.
Bu nedenle Suudi kadının kazandığı bu hak, bize çok uzak geliyor, zira biz Türk kadınına, haklarımızı dünyanın en özel insanlarından birisi, çok uzun yıllar önce sağlamış…
Ne mutlu biz Türk kadınına ki bugün bu değerlendirmeyi yapabiliyoruz.
**
Bir diğer konu da, Diyarbakır Ticaret Odası'nın düzenleyip, baskılar nedeniyle iptal etmek zorunda kaldığı “Medeniyetler Kraliçesi” yarışması. Organizatörlüğünü Süha Özgermi'nin yaptığı ve başlamadan biten bu yarışma benim tahminimden çok farklı nedenlerle sonlandırıldı.
İçinde birçok soru barındıran bu organizasyon neden başladı, neden bitti?
- Türkiye'yi neden iki güzel temsil etti?
Ya da bir güzel mi temsil etti?
- Dünyada Diyarbakır diye bir ülke  var mı?
Yoksa, Diyarbakır güzeli hangi ülkeyi temsil ediyor?
- Bu güzeller ne zaman ülkelerinde seçildiler de Diyarbakır'a geldiler?
- Şimdiye kadar dünyada “Medeniyetler Kraliçesi” diye bir 
güzellik yarışması yapıldı mı?
- Bu yarışmanın tepkiler yüzünden iptal edildiği yazılıp çiziliyor, bu tepkiler ve iptal olayı, “Kutlu Doğum Haftası” nedeniyle mi, yoksa “Miss Turkey Republic ve Miss Diyarbakır” diye iki ayrı güzel nedeniyle mi?
**
Eğrisi ve doğrusu ile bir organizasyon başlamadan bitti, geriye Diyarbakır surları üzerinde poz veren genç kızların görüntüleri kaldı.
Bir işe kalkışırken önünü, arkasını iyice düşünmek gerek. Sonra ortaya çıkıp da “kızlara yazık oldu” diye milleti suçlamakla bir yere varılmıyor. Asıl kızlara değil, bu millete yazık oluyor, herkesin kafası karıştı, bir ülkeyi iki güzel temsil eder mi?
Zaten güzellik yarışmasının da önemi bir yere kadar, önemli olan aklı-selim ve sonuç. İşte o da ortada!
**
Paylaşmak istediğim bir diğer konu Alman Yeşiller Partisi Eş Başkanı Bayan Claudia Roth! Çocuktum, yetişkin oldum, geldim, gideceğim ömrüm bu insanın ismini duymakla geçti. Hani bir sakıncası yok ama Alman milletinin sorunlarıyla bu kadar haşır-neşir değil zannedersem. Zaten Türkiye'ye gelip gitmekten buna zamanı kalmaz!
Yalnız bu vatandaşın Türkiye'nin batısı ile hiçbir işi yoktur, ömrü Diyar-ı Bekir yollarında geçti desem yeridir.
Sözde Yeşiller, özde KCK Milletvekili (!) olan bu şahıs son seferini Kuzey Irak'takilerle yaptıktan sonra Türkiye'ye giriş yapıyor, çeşitli görüşmelerin ardından Diyarbakır'a hareket ediyor. Ancak Roth'a eşlik eden konvoy kaza yapıyor, aracı tır altında kalan iki Türk polisi şehit oluyor.
Elbette bu olayı o kişi de istemezdi, biliyorum ancak sorarım hangi Türk Milletvekili gidip Almanya'da bölge denetlemesi yapıyor, hem de yıllardır, hem de Alman polisinin koruması altında?
Bu Caludia Roth, bu madama Mitterand yıllardır neyin incelemesini, neyin araştırmasını yaptılar, bunlar bizim iç meselemiz, kendi halletmemiz gereken sorunlarımız değil mi? Türk polisi bunları korumak zorunda mı?
**
Yazımızı son ve güzel bir haberi yorumlayarak bağlayalım.
2011 yılında Akdeniz Üniversitesi'nde gerçekleştirilen kadavradan rahim nakli olayı.
Hepiniz okumuşsunuzdur, nakli gerçekleştiren Prof. Dr. Ömer Özkan, rahim nakledilen kişi ise yirmi üç yaşındaki Derya Sert. Kadavradan nakil olayı dünyada bir ilk. Şimdi Derya'ya embriyo transfer edildi. Başarılı olup hamile kalabilirse ve süreç tamamlanırsa, çocuğu doğuracak ve yine dünyada bir ilk olacak. Canım ülkemin isminin böyle güzelliklerle anılması ve hele hiç umutsuz ve bu amaç uğruna bunca acıya katlanan iki insanın belki de sonuçta yavrularını kollarına alarak böyle bir mutluluğa ulaşacak olması ihtimali sonsuz bir heyecan veriyor. 
Bana ve bilmiyorum, hepimize…
Aydınlık ve güzel günler sizlerin olsun.
Haftaya buluşmak üzere.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık