• 17 Mayıs 2016, Salı 8:55
SedefErol

Sedef Erol

HAYATIN İÇİNDEN
 Yazı konularımı seçerken detaylı düşünürüm.
Güncel olacak, insanı boyutu bulunacak, mesaj verecek, hayatın içinden izler taşıyacak, yazanı da okuyanı da sıkmayacak konular olsun isterim.
Yazan ben, okuyan sizler için hedeflediğim, arzuladığım bir durum bu.
Bu nedenle en çok da gazetelerin “dip-bucak” denilen üçüncü - dördüncü sayfa, küçük başlıklı, birkaç satırlı haberleri çeker dikkatimi.
İnsana ve insanımıza dair gerçek yaşamın izleri buralarda bulunur, bu satırlar anlatır gerçeğimizi.
Artısıyla ve eksisiyle.
……
Geçmiş günlerin bu iç sayfa haberi beni çocukluğuma götürdü. Önce okuyalım, sonra yorumlayalım:
“Özbekistan'daki Nukus kentinde yeterli bütçe olmadığı için öğretmen maaşları nakit yerine civcivle ödendi. Ozodlik radyosunun haberine göre özerk Karakalpakistan Cumhuriyeti'nde bulunan Nukus  kentinde yetkililer maaşları para yerine civcivle ödedi. Radyoya konuşan öğretmenlerden biri durumu - utanç verici- diye tanımladı ve:
“-Geçen yıl da maaşları patates, havuç ve balkabağı ile ödediler. Bu yıl da para yerine civciv veriyorlar. Bize civciv lazım olsaydı pazardan alırdık…” dedi.
Civcivlerin tanesinin ikibuçuk dolar kabul edildiğini söyleyen bir başka kaynak da bunun pazardaki civciv fiyatlarının iki katından fazla olduğunu belirtti… 
…..
Bu ülke ne kadar zor durumda olmalı ki, para yerine çalışanlarına civciv veriyor.
Veriyor da, onu da ederinden çok daha pahalıya sayıyor. Yani bu, maaşını civciv olarak alanların iddiası. Hiç değilse gıda olarak ödenseydi de, bir işe yarasaydı. 
Gerçekten bir ülke için çok zor bir durum.
Aklıma çok uzun yıllar öncesinin bazı Güney Amerika ülkeleri geldi, hayal meyal hatırlıyorum, paraları öyle değer kaybetmişti ki, bir kilo meyve-sebze alan karşılığında bir kilo kağıt para veriyordu, üzerinde yazan rakam “Meblağ” olarak bir şey ifade etmiyor, yalnızca kağıt olarak değer taşıyordu.
Bu ülkeler zaman içerisinde toparlandılar, dünyanın zenginleri arasında anılmasalar da, belli bir düzeye ulaştılar. Ancak bu olay, benim hafızamdan hiç silinmedi. 
Bir ülkenin iflasının ne anlama geldiği çocukluktan belleğime kazındı.
Üzerine dünyaların kurulup yine dünyaların yıkıldığı parayı ilk Lidya'lılar bulmuş. Altın ve gümüş karışımı üzerine krallığın sembolü olan aslan başı figürünü basmışlar. 
Büyük İskender'in Atina'yı işgaliyle paranın kullanımı yaygınlaşmış, ticarete de girmiş. 
Böylelikle bugünlere gelinmiş.
Her kapıyı açabilen ancak kilitleyemeyen para ile ilgili çok ilginç paylaşımlar var.
İşte paranın satın alamadıklarından bazıları:
-Para ile bilgi alırsın ama bilgelik alamazsın…
-Para ile eğlence alırsın ama neşe alamazsın…
-Para ile tanıdık alırsın ama dost alamazsın…
-Para ile hizmet alırsın ama sadakat alamazsın…
-Para ile boş vakit alırsın ama huzur alamazsın…
-Para ile her şeyin kabuğunu alır ama hiç bir şeyin çekirdeğini alamazsın…
-Para ile ilaç alırsın ama sağlık alamazsın…
Düşündükçe bu liste böyle uzar, gider…
Para, Lidya'lılardan günümüze insanoğlunun en önemli değiş-tokuş yani takas ölçüsü. Ama gördünüz mü, onun da alamadıkları var…
Demek ki, yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası olsa da, zirvenin en tepesinde değil, olmamalı da.
Parasal boyutu olan bir haber daha aktararak,  bu konuya bir son vereyim.
“ABD'nin New Jersey kentinde adı açıklanmayan bir adam ölen bir aile ferdinin bodrumunda tozlu bir pis bir tablo buldu, altıyüz dolardan açık arttırmaya çıkardı. Arttırmada tablonun Rembrandt Van Rijn'ın “Baygın Adam” adlı kayıp eseri olduğu ortaya çıktı. Tabloyu bir sanat simsarı sekizyüzyetmişbin dolara satın aldıktan sonra temizletti ve sattı.
Tablonun kırk milyon dolarak satıldığı söyleniyor….” 
….
Önce dünyanın en tanınmış ressamlarından birisi olan Rembrandt'tan bahsedelim.
1600'lü yıllarda yaşamış, Hollanda'lı Leiden Üniversitesi mezunu, ünlü ressamlardan eğitim almış, iyi başlayan yaşamı zorluklarla devam etmiş, çocukları peşpeşe küçük yaşta vefat etmiş, kendisi iflasını ilan etmiş, bunun sonucunda bir çok eseri ve antika koleksiyonu açık arttırmayla satılmış, evi de dahil olmak üzere tüm malvarlığını kaybetmiş, 1669'da vefat etmiş, mezarı bilinmiyor. 
Bugün mezarı dahi bilinmeyen Rembrandt'ın eserleri, dünyanın en büyük müzelerinde itina ile korunmakta ve teşhir edilmekte.
Belki de sanat, acı ile yoğruluyor, kimbilir…
Gelelim konumuza.
Dünyanın en büyük sanatçılarından birinin eserini altıyüz dolara elinden çıkararak o an için belki de – iyi bir satış- yaptığını düşünen şaşkın Amerikalı, herhalde şimdi saçını-başını yoluyordur! 
Rembrandt'ın bir eserine sahip olmak ve kırk milyon dolar eden bu tabloyu altıyüz dolara elden çıkarmak.. 
Onun yerinde olmak isteyen birinin çıkabileceğini düşünemiyorum doğrusu…
x x
Bugünü bu satırlarla sonlamak istemezdim. 
Ancak vebali bana ait değil. 
Ben gördüm, sanırım siz de gördünüz bu haberi.
Küçücük oğluna silah talimi yaptıran babanın haberini… 
Vermiş bir lokma çocuğun eline tabancayı “bas, bas” diye bağırıyor. 
“Adam, adam, madamlara ders olsun”
Bu da bu sahnenin nakaratı.
Madamlara ders olsun da ne, hedefteki madamlar mı ne? 
Daha başka bir fikri olan var mı? 
Ya da bu çocuğun geleceğinden centilmen bir beyefendi bekleyen? 
Yorumlar biraz acı oldu değil mi? 
İşte, görüntüler de beni böyle acıtıyor.
Bir çocuk böyle yetişiyor.
Oysa o adamı da, bu çocuğu da o madam dedikleri doğuruyor.
Dağları karlı 
ovaları bahar dallı güzel ülkemin 
İnsan manzaraları 
Bu olmamalı 
Olmamalı… 
Haftaya buluşuncaya dek;
Sağlık, huzur ve mutluluk dileklerimle…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık