• 04 Aralık 2012, Salı 9:31
SedefErol

Sedef Erol

HAFTALIK
 Bugün, birkaç konuya birden değinmek istiyorum izin verirseniz.
İlki, beni en çok üzeni, en dikkatimi çekeni, kafamda en çok soru işareti bırakanı…
Metni önce gazeteden verildiği şekilde bir okuyalım:
“Dönemin Arjantin Cumhurbaşkanı Marcelo Torcuato de Alvear,  Mustafa Kemal Atatürk'e bir hediye gönderir. Hediye, 1910 yılında Belçika'da özel olarak yapılmış olan Browning model tabancadır. Üzerinde altın harflerle (General Mustafa Kemal) yazmaktadır. İşte Atatürk'ün bu silahı, geçtiğimiz Eylül ayında İngiltere'de açık artırmaya çıktı.
Hollanda'da yaşayan Bülent Türker isimli bir vatandaş tabancayı yirmibin sterlin vererek satın aldı. Türker, bu silahı sergilenmesi için Türkiye'ye getirmek istedi, ancak başarılı olamadı.
Türker;
Ankara'da Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda Emniyet Genel Müdürlüğünde, İçişleri Bakanlığı'nda temaslarım oldu, ancak olumlu sonuç alamadım. Bakanlardan yardım istiyorum. Bana bir belge verilmedikçe bu armağanı Türkiye'ye getiremem” dedi.. .
Yazının yanında tabancanın resmi var.
Üzerinde “General Mustafa Kemal” ibaresi net bir şekilde seçiliyor.
**
Dönemin Arjantin Cumhurbaşkanı, saygısından olsa gerek, taa Arjantin'den Atatürk'e, ismini de üzerine yazdırmak suretiyle tabanca gönderiyor, İngiltere'de tarihi eser sıfatıyla açık artırmayla satılıyor, bir vatandaşımız geçmişimize ve Atasına duyduğu derin sevgi hatırına alın teriyle kazandığı parasını sayıp bu tabancayı alıyor ki, memleketine getirip gururlar teşhir edebilsin, gösterebilsin, onu da başaramıyor !
Bu haber de gazetenin bilmem kaçıncı sayfasında, küçücük bir köşede yer alıyor.
**
Cumhuriyeti kurduktan sonra bir kez bile yurt dışına çıkmamış olan Musta fa Kemal'in dünyada yarattığı saygınlığa dair yalnızca birkaç örnek vereyim.
Film festivalleri ile meşhur Karlovy Vary'deki otel. Kapısındaki levhada “ünlü Türk komutan Mustafa Kemal Atatürk Birinci Dünya Savaşı sırasında otelimizde kalmıştır” yazıyor.
Savaş sırasında Atatürk böbreklerinden rahatsızlanır, kaplıcaları ile ünlü Balkanlar'daki bu otele getirilir, biraz kaplıca tedavisi görür ve tekrar savaşa döner.
Bir başka örnek Macaristan, Budapeşte'deki Atatürk yolu.
Ve Gorbaçov'un masasının üzerindeki Atatürk büstü…
Ve Küba lideri Fidel Castro'nun Atatürk hayranlığı…
Ve Che Guevara'nın çantasından ayırmadığı ünlü eseri “Nutuk”…
Ve daha neler neler…
Şimdi, binbir fedakarlıkla satın aldığı tabancasını vatandaş ülkeye sokamıyor.
Bürokratik engeller diyelim.
İyi niyetimizi kaybetmeyelim.
Sevgiler, bağlılıklar sınandıkça güçlenir…
**
Gelelim diğer konuya.
Bunu hep düşünmüşümdür. Cezaevine konulan teröristler neden bir arada tutulur diye. Sanki bana bir yanıt: 
Başlığı da dahil aktarıyorum:
“Cezaevlerini terörist dershanesine çevirdiler.
Iğdır'da 20 Mart 2012 günü BDP'lilerin izinsiz yaptığı Nevruz kutlamalarında polis otosuna taş atan İ.K., 4 Nisan'da tutuklandı. Erzurum ikinci Ağır Ceza Mahkemesinde önceki gün son kez hakim karşısına çıktı. İ.K., duruşmada PKK ile ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı. Kaya, “Beni koğuşlara, örgütün içine gönderdiler. Duruşmada Kürtçe ifade vermem konusunda beni zorladılar.
- Mahkemeyi protesto edeceksin, açlık grevine gireceksin” dediler.
Koğuşta ondört kişi vardı. Toplu örgütsel ders yaparlardı. Koğuş, örgütün eğitim alanı olarak kullanılan dershane gibiydi” dedi.  
Mahkeme, İbrahim Kaya'yı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefetten beş, görevi yaptırmamak için direnmekten on ay olmak üzere toplam on beş ay hapis cezasına çarptırdı. Heyet, hükmün açıklanmasını beş yıl süre ile erteledi.
..
Benim ilgilendiğim konu, kişinin suçu  ve aldığı ceza değil, belli ki birilerine maşa olmuş. Asıl önemli olan, PKK koğuşuna yollanıp, tekrar aynı kişilerin eline düşmüş olması. Dışarıda nasıl oluyorsa, içeride de aynı tezgah kuruluyor, aynı yaptırımlar uygulanıyor, insanlar yine baskı altında tutuluyor, (örgütleri ya da elebaşları tarafından) düzen aynen devam ediyor, yalnızca mekan farklı. Kişinin ifadelerinden de bu açıkça anlaşılıyor.
Bunları dağıtmak, siyasi suçlularla normal suçluları bir araya getirmek de bir çözüm olamaz mı? Onun da kendine göre sakıncaları vardır elbette ama, bu şekilde de örgütleşmenin önü kesilemiyor.
Vatandaş olarak sesli düşündüğümü varsayın. Uzmanlar bizden iyisini bilirler herhalde.
**
Gelelim son konu, cebimizi yakan elektrik faturalarına. Ödemeyenlerinkini ödediğimiz yetmiyormuş gibi, şimdi de anormal faturalar baş göstermeye başladı.
İzmir'de karı-koca yeni evlenmişler, balayına gitmişler on gün sonra döndüklerinde ise, neye uğradıklarını şaşırmışlar zira daha bir hafta oturdukları evlerine 66.950 TL'lik (yazı ile altmış altıbin dokuzyüz elli lira) elektrik faturası gelmiş. Fatura üzerinde eski dönem borcu da görünmediğinden, bu elektrik bir haftada harcanmış olmalı. (!)
Diğer bir vatandaş, daha doğrusu İzmir'de evli bir çifte dört katlı apartman merdiven otomatı için 99 bin liralık fatura gelmiş. Önce şaka sanan çift, sonra acı bir gerçekle karşı karşıya olduklarını anlamışlar. Bundan önce merdiven otomatı için ayda beş lira ödeyen çift, yukarıdaki yeni evli karı koca gibi yasal yollara başvuracak.
Umarım bir zamanlar olduğu gibi önce öde sonra hakkını ara yöntemi uygulanmıyordur.
Ya da sorun çözülene kadar elektrik hizmetinden yararlanamama durumu filan?
İşte böyle…
Neden hiç su faturalarında olmaz bu hatalar da, hep elektrik faturalarında olur, işte ben de bunu anlamam.
Su mu, suyu kim dedi, aman, aman…
Haftaya buluşmak üzere esen kalın, mutlu olun…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık