• 19 Nisan 2016, Salı 9:01
SedefErol

Sedef Erol

HAFTALIK
 Bu hafta sohbetleşelim, gündemi birlikte paylaşalım istedim.
Ne yazık ki ilk sırayı şehit cenazeleri alıyor.
Keşke bu satırları yazmak zorunda kalmasak,
Keşke ülkenin yiğit delikanlılarını omuzlar üzerinde sonsuzluğa uğurlamasak….
Umarım bu terör belasının kökünü kazımak için katledilecek yolun sonuna gelinmiştir. 
Zira ağlayan yalnızca analar değil, koca bir milletin yüreği yanmakta.
Ama en çok da doğuran, besleyen, kollayan, büyüten analar ağlamakta… 
Önce anaların, sonra hepimizin acısının bir an önce dinmesi, canım ülkemin terörden ve teröristlerden arınması dileğiyle….
***
Dünya güzeli Özgecan, hayatının baharında vahşice katledildi. Bu olayı hepiniz biliyorsunuz. Katili Ahmet Suphi Altındöken ise cezaevinde katledildi. Gerçi katilin katili olarak bazı şüpheliler tutuklandı ama olayın ardındaki esrar perdesi bana göre tam anlamıyla çözülebilmiş değil, zaten konumuz da bu değil.
Konumuz, Özgecan'ın katılı Ahmet Suphi Altındöken'in ortada kalan cenazesi. Ben hep şunu savunurum: İnsanın bu dünyada yaptıkları ya da yapmadıkları, başka bir deyişle -bıraktığı iz- peşinde gelen cemaati belirler. Yani iyi izlenimler bırakarak gidenin yolculayıcısı da çok oluyor. Bugün hayatta olmayan katil Ahmet Suphi Altındöken'e ise bırakın yolculanmayı, içine konacak bir mezar bulunamıyor. Zira; Defin talebinde bulunan Kocaköy Mahallesi Muhtarı Rıfat Öcalan:
-Gömdürmem, Bu benim yetkimde diyerek mezarlığın kapısını kitlemişti. 
Ben bu yazıyı hazırladığım sırada ise defin işlemi için Tarsus Belediyesi'ne başvurulduğu yazıyordu gazetelerde.
Ve cenaze günlerdir morgda beklemekteydi. 
İşte bu da Ahmet Suphi Altındöken'in hayatta bıraktığı izin bir yansımasıydı.
Bana sorarsanız, bir katil de olsa cenazeyi herhangi bir mezarlığa kabul etmemek doğru bir davranış değil. 
Mezarlık da kimsenin tapulu arazisi değil.
Hayattaki bir Ahmet Suphi Altındöken'in arkasında duracağımı, savunacağımı hiç kimse düşünmesin, bunun için aklımı yitirmiş olmam lazım, ancak o artık ölüdür ve olması gereken yer de bellidir. Belki de bu tespiti yapabilmek için Özgecan Aslan'ın babasının olgunluğuna erişmemiz gerekiyor:
Bu da babanın sözleri:
“Onu affedecek kuvveti kendinde bulamıyorum. Ya bir dağ başına, ya bir ovaya… Gömülmesi gerekiyor. Gitsin herkes okusun, dua etsin demiyorum. Ama Allah rahmet eylesin diyorum.
Bu dünyada kalbinde kötülük taşıyan sadece üç insan olsaydı, bu üç insanın yok edilmesiyle dünya kurtuluşa ererdi. Ama öyle değil. Çok var böyle insanlardan. Bunların hepsini öldürelim mi? Ne yapalım?” 
***
Özgecan Aslan, gençliğinin baharında, daha yirmi yaşında, Ahmet Suphi Altındöken'in insanlık dışı arzularının kurbanı olarak, acı ve işkence içinde bu dünyadan ayrıldı. 
Ahmet Suphi Altındöken, babası ve arkadaşını da alet ederek bu vahşi cinayeti işledi, aile düzeni yok oldu, canından oldu, üstelik ölüsü bile hiçbir yere sığamıyor. 
Özgecan'ın ailesi perişan,
Ahmet Suphi Altındöken'in suçsuz annesi ise hem bu acıları yaşıyor, katil de olsa evlat acısı çekiyor, bir de yaşadığı süre boyunca oğlunun bıraktığı utancı taşıyacak….
İşte bu olay, bir hayat dersi aslında.
Yaşamımız boyunca doğrular da yaparız, yanlışlar da.
İnsanlar, geride bıraktıklarıyla hatırlanır.
Ahmet Suphi Altındöken'de, işte bıraktığı bu koca kara lekeyle hatırlanacak….
*** 
Başka bir konuya geçeyim.
Küçük bir iç sayfa haberi çekti dikkatimi:
Bu çağda, bu zamanda olmayacak bir ırkçı söylem.
Bazıları bundan nemalanıyor, biliyorum ama, tehlikeli ve densiz yaklaşımlar bunlar, olmamalı….
Başlığı da dahil, aynen aktarıyorum:
YUNAN BÜROKRATTAN SKANDAL SÖZLER:
EN İYİ TÜRK, ÖLÜ TÜRK
“Her yıl binlerce Türk turistin ziyaret ettiği Yunanistan'ın Sakız Adası'nda sorumlu Kuzey Ege Bölgesi Süper Vali Yardımcısı Stamatis Karmancis, Türklere hakaret yağdırdı. Yunan devletinin Sakız'daki bir numaralı temsilcisi sayılan Karmancis, son günlerde Türk Savaş uçaklarının Ege'de Yunan hava sahasını ihlal ettiklerine ilişkin iddialar üzerine, Facebook hesabında şunları yazdı:
-Komandolarımızın en iyi Türk, ölü Türk'tür sloganına katılıyorum. Barbar,kalleş, kültürsüz, gözü doymaz, sefil, kana bulanmış, sinsi, tehlikeli ve her zaman acımasızca vurmak ve kapmak için bu fırsat kollayan bir komşumuz var. Silahlı kuvvetlerimiz burada. Hele bir denesinler, görürler… 
Ana muhalefetteki Yeni Demokrasi Partisi üyesi olan Karmancis'e ilk tepki, iktidardaki Syriza'nın adadaki parti teşkilatından geldi. Syriza, açıklamaların adanın turizmine hem de Türkiye ile ilişkilere zarar verdiğini belirterek Karmancis'in görevden alınmasını istedi.
Karmancis ise:
“Türk halkını değil, Türkiye'deki derin askeri devleti kastettim” dedi.
Siyasetçilerin bilindik, sonradan çark etme söylemleri….
“Yanlış anlaşıldım” da diyebilirdi, ona da alışkınız…
 *** 
İşte bir siyasetçinin, kırk kere düşünüp, bir kere konuşması gerektiğinin en basit örneği. Yoğunlukla Türk vatandaşlarının turist olarak gittiği Sakız Adası'ndan sorumlu Kuzey Ege Bölgesi Vali Yardımcısı…
Ekonomisi batmış, turiste muhtaç Yunanistan ve hala Kurtuluş Savaşı yenilgisinden kurtulamamış bir üst düzey görevli.
“Türk halkını değil, Türkiye'deki derin askeri devleti kastettim”…(!)….
Ne demek şimdi bu? 
***
Sevgili okurlar, siyasetçi söyleminin önemini vurgulamak istedim, bugünlük benden bu kadar. 
Haftaya buluşunca dek; 
Mutlu kalın,
Esen kalın,
Hoşça kalın…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık