• 21 Ekim 2014, Salı 9:20
SedefErol

Sedef Erol

HAFTALIK
 Yurt dışına geziye gidiyorsunuz,
Yolda, sokakta, otelde, lokantada rastladığınız insanlar, kendi dillerinde:
“Günaydın, iyi günler, merhaba” anlamında birşeyler söylüyor.
Hoş bir diyalog, ya da en azından basit bir selamlaşma için birbirini tanımak gerekmiyor, insanlığın ortak dili var ya, o yeterli geliyor.
Olumlu, mutlu ve saygılılar.
Bu yabancı hayranlığı mı, asla değil, ülkemi ve insanımı seviyorum, neden biz böyle değiliz, üzülüyorum.
Koşullar diyeceksiniz, biliyorum.
İyi de zaten her toplum kendi koşulunu kendi oluşturmuyor mu?
**
Gazete haberleri, bir zamanların korku serisi “Freddie'nin Kabusları”nı aratmıyor.
İşte 4 Eylül 2013'de hastaneye kaldırılan ve yoğun bakımda can veren dokuz yaşındaki Nazar Yıldız'ın yaşadıkları:
- Beyin kanaması
-Kopuk kulaklar
-Dayak nedeniyle vücudunun büyük bölümünde darp ve morarma
-13gün koma hali ve ölüm.
Zanlılar, çocuğun annesi ve birlikte yaşadığı kişi. 
Daha ne yazayım?
**
Başka bir akıl tutulması olayı:
Meğer gelin arabası yolu kesmenin usulü, yöntemi değişmiş de haberimiz yokmuş! Biz bu işi çoluk çocuğun işi sanırdık, neredeyse şirketleşmiş, can yakar hale gelmiş, bakın neler olmuş:
Gazetenin haberi:
-31 Ağustos'ta gelin arabasıyla Yenibosna'daki düğün salonuna doğru yola çıkan Sevda Bulut ve Aziz Baş çiftinin aracı, bahşiş isteyen başka bir araç tarafından önü kesilerek durduruldu. Verilen bahşişi beğenmeyen iki kişi, çiftin aracını düğün salonu önüne kadar takip etti. Salon önünde damat Aziz Baş, otomobildekilere artık durmalarını söyledi. Bunun üzerine araç sürücüsü Emrah A. , savcılık ifadesinde, düğün konvoyuna rastlayınca aracını yolun ortasına park edip gelin araba-sından bahşiş istediğini söyledi.
Emrah A., “Olay şahısların küfretmesiyle başladı. Damat açık camdan beni darp etmeye başlayınca kaçmak için araç ile hareket ettim. Bir elimle yüzümü kapatırken diğer elimle direksiyonu tutuyordum. Yolun sonunda park halinde bir servis minibüsü vardı. Darbelerden dolayı önümü göremedim ve minibüsün arkasına çarptım. Kapıya ve cama asılı bulunan damat minibüsün altına girdi. Aracıma zarar veren bu kişilerden şikayetçiyim.”
**
Bakırköy Cumhuriyet Savcılığınca hazırlanan iddianamede ise, gelin arabasından zarf içinde bahşiş alan Emrah A. ve amca oğlu Abdülkadir A.'nın:
-Bu bizi kesmez, Yenibosna çocuğuyuz, 100 TL'den aşağısı olmaz diyerek, verilen parayı almadıkları, Emrah A.'nın küfredip, olayları başlattığı belirtilerek şüpheli  Emrah A. hakkında “kasten adam öldürmekten” müebbet, Abdülkadir A. hakkında da onbeş yıla kadar hapis istedi.
Şüphelilerden biri tutuklu yargılanıyor…
**
Yukarıda tüm ayrıntılarını aktardığım gazete haberini okudum, üzerinde uzun uzun düşündüm.
Bu haberi eminim hepiniz okumuş ya da duymuşsunuzdur, ancak bu kadar detaylı aktarmamın nedenleri var…
**
Biz çocukken de düğün arabalarının önünü kesmek, damattan bahşiş koparmak bir gelenekti, veren vereceğini verir, alan alacağını alır, iş biter, herkes kendi yoluna giderdi, bir nevi yardım gibi.
Giderek iş çığırından çıktı, bu iş adeta çeteleşti diyelim, gelenek olayından da çıktı, tehlikeli boyutlara ulaştı ve sonunda yasaklandı.
Ne kadar engel olunur, nerelere kadar ulaşılabilir, ne kadar önü alınabilir bilemiyorum ancak çok yerinde bulduğumu söyleyebilirim.
Gelelim yukarıdaki olaya.
Arabalı bahşiş çetesi, racon 100 TL!
Verdin, verdin, vermedin, işte sonuç!
Bir de “Arabam hasar gördü” şikayeti!
Damat öldüğüne göre,
Artık kimden alacaksa!
**
Dünyanın en ünlü filozoflarından Friedrich Wilhelm Nietsche'nin çok ünlü bir sözü vardır:
“Ben bu kulaklara göre ağız değilim” diye.
Bazen ben başka bir boyutta, başka bir gezegende mi yaşıyorum, ben insanım da bunlar değil mi, nasıl aynı şeyleri hissetmiyoruz, nasıl böyle bir şey olabilir diye kendimi sorguluyorum.
İnsanca duygular taşıyan herkesin de benim gibi düşündüğünü, algıladığını ve sorguladığını biliyorum.
**
Yazımın başında, yurt dışında, yabancı ülkelerde rastladığımız “gülen yüzlü” insanlardan bahsetmiştim.
Onların suçlusu, hırsızı, sapığı, kısacası “çürük elma”sı yok mu?
Elbette var.
Ancak o çürük elmaları toplumdan ayıklamayı iyi biliyorlar ki, öbür elmalar da çürümesin…
Böylelikle mutlu ve refah, toplumda yaşamlarını sürdürebiliyorlar…
**
Daldan dala atlayarak günün son, ama çok önemli konusuna geldik.
Uyuşturucu olayı.
“Bize çok uzak” demeyin ve öyküyü izleyin:
Antalya'nın tanınmış bir ailesinin kızı Seçil'in öyküsü…
Sevdiği bir arkadaşını uyuşturucudan uzaklaştırmaya çalışırken bağımlı olan Seçil.
“Bir kereden bir şey olmaz” sözüne kanıp eroin tuzağına düşen Seçil.
Bir kere'den haftanın yedi günü eroin kullanır duruma düşen Seçil,
Uyuşturucu alabilmek için annesinin altınlarını çalan ve bir gazetecinin fotoğraflarını çekip haber yapmasıyla Narkotik Büro polisleri yardımıyla tedavi olup, uyuşturucudan arınan Seçil…
O şimdi uyuşturucu batağına düşenlere yardım etmeye çalışıyor.
Çok fazla kullanıcı olduğunu, ulaşımın da çok kolay olduğunu anlatıyor.
Öyle ki, satıcıların ilkokul kapılarında dolaştığı bile dillenmekte.
Seçil'i ve onun gibi kendini uyuşturucu batağından kurtarabilenleri kutlamak gerek.
Asıl önemli olanı da, bu batağa hiç girmemek…
Haftaya buluşmak dileğiyle.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık