• 27 Mayıs 2014, Salı 9:40
SedefErol

Sedef Erol

GÜNDEM
 Soma…
Bireysel olarak suçlu olmadığımız, (ya da gerçeklerin farkında olmayarak öyle miyiz) ancak utancıyla başımızı da yerden kaldıramadığımız bir acı gerçeğin öyküsü…
Her daim konuyla ilgili yeni detaylar ortaya çıkmakta, yıkılan ocakların, sönen hayatların hikayeleri, görüntüleri yürekleri burkmakta. 
Gündelik koşuşturmalar içinde boğuşurken ve bazen de kimlerin ne koşullar içinde çalışıp yaşadığının farkında bile olmazken gerçekler tokat gibi çarpıyor insanların yüzüne…
Anlaşılıyor ki Türkiye'de madenci, ölümü de yanına alarak inmekte yerin altına.
Üstelik bile bile…
**
Sönen yaşamlar,
Ve kalanlar…
Kalanlar…
Yirmi yaşında gencecik dullar,
Babasını görmeden doğan çocuklar,
Evlat acısıyla yaşamaya mahkum analar, babalar…
Ne yazayım? Acı öyküleri gözyaşlarımızı silerek okumaktayız.
**
Bu felaketten bir ders çıkar mı?
Umarım…
Bütün uygar ülkelerde olduğu gibi, tüm meslek kolları için “İş güvenliği, insan canı tedbirleri ” bundan sonra ilk sıraya alınır mı?
Umarım…
**
Olmaması gereken oldu, bu facia yaşandı.
O suçlu, bu suçlu, şu suçlu, bu gideni geri getirmeyecek ancak adaletin yerini bulması gerek.
Bundan sonrası çok önemli .
En azından mağdurların maddi mağduriyetlerini gidermek, (Manevi mağduriyetin giderilmesi zaten artık olası değil).
İş kazaların asgariye indirilebilmesi için gerekli düzenlemeleri yapmak,
Bunu yaparken de insan hayatını mutlaka ön plana almak olmalı.
Bunu, sade bir vatandaşın naçizane dileği olarak kabul ediniz.
Gerisi uzmanların, bilirkişilerin ve kanun yapıcıların yetkisi ve görevi elbette.
**
Soma'yı unutamayız,
Öncekileri de…
Unutursak, yeni “Soma”ları da kabulleni-yoruz demektir.
**
Bu büyük acının, en azından bundan sonra diğer madencilerin yaşamlarını kurtarmasını, çalışma koşullarını biraz olsun iyileştirmesini diliyorum.
**
Biraz da  dünyaya bakalım.
Uzaklara gitmeden, komşumuz İran'a takıldı gözüm.
Muhtemelen insanların kadın olarak doğmak istemedikleri İran'a…
Başlık: “İran'ı karıştıran öpücük”
Ve haber:
-Cannes Film Festivali'nin bu yılki jürisi içinde yer alan İranlı kadın oyuncu Leyla Hatemi'nin, Organizasyon Komitesi'nin Başkanı, seksenüç yaşındaki Gilles Jacob'la tokalaşıp, onu yanağından öpmesi ülkesinde tepki çekti. İran Kültür Bakanı yardımcısı Hüseyin Noushabadi,
“Böyle uluslar arası etkinlikler katılan kişilerin, İranlıların güvenilirliklerine ve namuslarına uygun davranmaya özen göstermesi gerekli. Bu sayede İranlı kadınların böyle kötü bir görüntüsü dünyaya yansıtılmazdı. İranlı kadınlar masumiyetin ve namusun simgesidir. Hatemi'nin orada olması da, yaptığı hareket de dini değerlerimize aykırıdır” dedi.
Ünlü oyuncuyu öpen kırkbir yaşındaki Jacob ise “Bu normal bir hareketti, kötü niyetli bakılmasını anlayamadım” dedi.
İran'ın gelenekleri, örf ve adetleri, yaşam tarzı ve din anlayışı elbette bu toplumu ve bireylerini ilgilendirir.
Ancak kırkbir yaşında bir kadın oyuncunun seksenüç yaşında bir görevlinin yanağına teşekkür anlamında masum bir öpücük kondurmuş olması “namus dışı” bir hareket olarak nitelenebiliyorsa, dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan kadınların ve hatta insanların bu tepkiyi sorgulama hakkı bulunmaktadır.
Namus yalnızca bedenle sınırlı değildir,
Masum bir öpücükle hiç değildir!
Muhtemelen mollaların hışmına uğrayan asıl husus, bir İran'lı akstristin Cannes Film Festivali'ne davet edilmesi durumu olmalı…
**
Bir başka örnek;
İranlı gençler bir şarkıya modern giysilerle klip çekti, klip internet ortamında izlenme rekorları kırınca İran polisi gençleri tespit ederek yakaladı.
Neye uğradıklarını şaşıran gençler (gözetim altında neler oldu bilmiyoruz) basının haberine göre, el-aman dilediler, bir daha yapmayacaklarına söz verdiler, paçayı da zor kurtardılar!
**
Bunları niye mi yazıyorum?
Hani dünyadan bilgimiz olsun diye…
**
Ve İsrail.
Irkçılığı hiç sevmem, ırkçıları da.
Milliyetçilikle ırkçılığı karıştıranları da sevmem.
Neyse, konumuz başka, yeri gelmişken yazayım dedim.
**
Bazen İsrail politikaları aleyhine yazılar yazmak zorunda kalıyorum, aslında İsrail halkıyla, masum insanlarla hiçbir alıp veremediğim yok, olamaz da. Her zaman bilinen bir gerçek vardır, bir suçlu varsa o da uygulanan politikalar ve onun uygulayıcılarıdır, yoksa dünyanın her yerinde insan insandır, acıkan, susayan, gülen, ağlayan, sevinen, üzülen ve ölen…
Tıpkı İsrail halkı gibi.
Ancak bu ülkenin politikacılarının uyguladığı politikalar için aynı şeyi söylemek pek olası değil.
Örneklerini biliyoruz.
Bir yanda taş atan Filistinliler,
Diğer yanda son derece gelişmiş modern Amerikan silahlarıyla donanımlı İsrail gücü…
Sonucu baştan belli.
Yüzyılın bilindik hikayesi.
Bu da, son günlerin haberi:
-Filistinliler, geçtiğimiz günlerde, İsrail tarafından, topraklarından kovuldukları  Büyük Felaket'in- 66'ıncı yıldönümü için sokaklara çıktı. Ramallah'daki gösteride yirmiiki yaşındaki Muhammed Ebu Tahir ile onyedi yaşındaki Nadim Nuvera isimli iki Filistinli genç, İsrail askerleri tarafından öldürüldü. İsrail yönetimi, askerlerin “hayatları tehdit altında olduğu için ateş ettiklerini ” iddia etti. Ancak olayın görüntüleri yayınlanınca, gençlerin silahsız olduğu, askerlere sadece taş attıkları ortaya çıktı.
ABD ve BM soruşturma istedi!
**
ABD soruşturma istemiş, soruşturma o iki genci ve diğerlerini geri getirir eminim!
**
Ne olup bittiğini hepimiz biliyoruz, ancak dünyada işler şöyle yürüyor ne yazık ki:
“Güçlüysen, haklısın…”
Bu gerçeği özümsemek gerek.
Haftaya buluşuncaya dek esen kalın sevgili okurlar.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık