• 17 Ocak 2012, Salı 9:06
SedefErol

Sedef Erol

GÜNCEL
Dünyada da, ülkemizde de gündem adeta dakikalık, saniyelik değişiyor, bir konuya odaklanıp, önünü, sonunu düşünmeden kendimizi yeni olayların içinde buluveriyoruz.
Hatta sanırım   ülkemiz bu konuda dünyadan bir adım önde gidiyor.
Siyasetten bahsetmeyeceğim elbette, nasılsa bu konuda herkes uzman profesör (!) vatandaş kafasına göre yorum yapıyor, bu yorumların ne anlamı var bilemiyorum, söylenenler başka türlü, uygulananlar başka türlü.
Biz bugün biraz güncel konuları paylaşalım, dertleşelim, rahatlayalım…
Fransa, Sarkozy, protestolar derken Ermeni “Sözde soykırım” tasarısı geçecek gibi. Vallahi nasıl bir kanumnizam varsa Fransa'da, otuzkırk kişinin oyuyla resmen bu saçma sapan, hiçbir tarihi kanıta dayanmayan tasarıyı geçerli hale getirecekler, üstelik Sarkozy bununla da yetinmiyor, tüm Avrupa'yı baskı altına almaya çalışıyor.
Bir de anlamadığım bir şey var, gazeteler daha önce Fransa'daki Ermeni nüfusunu yüzbin diye yazmıştı, ben de yazımda böyle belirtmiştim, şimdi bu sayı beşyüzbüne çıktı. Bakıyorum şimdi bizim basın Fransa'daki Ermeni sayısını beşyüzbin olarak vermeye başladı. Neredeyse Ermenistan'da bile nüfus bunun kadarken (mecazi anlamda tabi) Fransa'daki Ermeni nüfusu nasıl bu kadar şişti?
Öyle ya da böyle, bu sonucu değiştirmez, yasa da çıksa, gerçek yalnızca bir tanedir.
Türk halkı hiçbir zaman soykırımcı bir topluluk olmamıştır.
Ancak bu olumsuz propaganda ve zararlı kararların dünya genelince elimizi zayıflattığı kesin. Zaten tüm çaba ve isyanlar da bunun için.
Herkes işini gücünü bırakmış, yüzyıl önce, daha Türkiye Cumhuriyeti kurulmamışken yapılmamış bir soykırımı tanıma yarışı içine girmiş.
ABD'nin sözde “özgürlük ve demokrasi” adına işgal ettiği ülkelerde, yüzyıl önce değil, bugün uyguladıkları, internet sitelerinde dolaşmakta.
Geçtiğimiz yıllarda bir kadın ABD askerinin, çıplak Irak'lı esirlere yaptığı işkence televizyon ekranlarında yayınlanmıştı.
Yine geçtiğimiz günlerde yayınlandı, bir ABD savaş helikopteri bir Pazar yerinde masum insanların üzerine ateş açarak bir sürü sivili öldürmüştü.
İkiyüz küsur Iraklı'yı vuran keskin nişancı ABD askerinin rambovari görüntülerini de gazetelerde okuduk, elinde son teknoloji ürünü silahıyla.
Ve en son haber Afganistan'dan.
Yerde birkaç Taliban cesedi. Başında dört Amerikan askeri. Kanlı cesetlerin üzerine sırıtarak çiş yapıyorlar (çok afedersiniz).
Bunlar ABD'li deniz piyadeleri.
Birisi bu görüntüleri ABD'de internete girmiş.
Amerika'da bile tepki uyandıran bu görüntülerden dolayı bu askerler ceza alır mı?
Hiç sanmıyorum.
Kendilerine göre onlar dünyanın en büyük devletinin, en süper gücünün askerleri. Canlıya da, ölüye de, esire de her şeyi yapma hakkına sahipler (!)
Zaten de bu ruh durumu içinde olmasalar, bu hareketleri de yapamazlar…
Taliban bile olsa, ölü bir bedene saygısızlık yapılır mı?
Üstelik o kendi toprağında, peki ey Coni, sen  nerdesin?
Dünyanın öbür ucundan oraya niye geldin? Kore'ye, Vietnam'a, Irak'a, Libya'ya, Afganistan'a,
Haaa?
Evet, nereden gelmiştik buraya, soykırımdan.
Anlayacağınız küçücük bir devlet olan Ermenistan bu ülkeleri bir güzel kullanıyor, bunlar da oy uğruna tarihi değiştiriyor.
Olmamış bir soykırıma “oldu” demek, oy çokluğuyla “Roma imparatorluğu koca bir yalandı” ya da “Fransız devrimi aslında hiç yapılmadı” demek gibi bir şey.
Eğer bu iş tarihçilerle, bilim adamlarıyla değil de, meclisteki parmak hesabıyla oluyorsa…
**
Gelelim ülkemize.
Gazetede bir haber okudum, çok üzüldüm. Şehit oğlu için kocasından ayrılmak zorunda kalan bir anne.
Düşündüm, düşündüm, anneye hak verdim.
Belki baba da benim gibi düşünür de bu aileden geriye kalanlar hiç olmazsa dağılmaktan kurtulur.
Geçici olarak Adana'da yaşamakta olan Tülayİsmail Emer çiftinin oğulları Abdullah, 2008'de Erzincan'da şehit düşer ve Adana'ya gömülür. Ancak babanın Adana'daki görevi bitip de emekli olunca  çift, uzun yıllar oturdukları yer olan İstanbul'a taşınırlar. İşte problemler de o zaman başlar. Devamlı yavrusunun mezarını ziyaret ederek huzur bulmaya çalışan anne, oğlunun mezarından uzaklaştığı için Adana'ya geri dönüp yerleşmek istemekte, baba ise bunu kabul etmemektedir.
Şimdi bu otuz yıllık yuva sarsılıyor. Eşine boşanma davası açan Tülay Emer, Adana'ya geri döndü.
Her ikisi de acı içinde olan ve birbirlerine çok ihtiyaç duyan iki insan. Ancak belki de acıyı yaşama biçimleri farklı.
Muhtemelen baba, hayatlarının geri kalan kısmını normal yaşayabilmek adına eşini o ortamdan uzaklaştırmaya çalışıyor, zira zaten evlat acısı içlerinin bir yerinde hep olacak.
Anne ise yavrusunun mezarını ziyaret ederek, belki çiçekler dikerek, temizleyerek, başında dua okuyarak biraz olsun hasretini dindirmeye çalışıyor.
Bir kadın olarak onu biraz olsun anlıyorum.
Ancak en doğru olanı, en büyük acıyı ortak paylaşan bu iki insanın birlikteliğinin devam etmesi. Hem evlattan, hem otuz yıllık can dostundan olmak kaldırılabilecek yük değil.
**
Ve nişanlısının cesediyle cenazede nikahlanan adam.
Bu olayı hangi kategoriye sokacağımı bilemedim.
Taylan'da nişanlısı Sarinya Kamsook'u trafik kazasında kaybeden Chadil Deffy, kazadan dört gün sonra nişanlısının gelinlik giydirilmiş cesediyle bir Budist tapınağında nikah kıydırmış. Düğünün ardından gelin defnedilmiş. Gazetede damadın bir ceset olan gelini öperken çekilmiş damat giysili resmi var.
Bu, düğün,
“Ölene kadar sana sadık kalacağım” işareti mi?
“Hayattayken kavuşamadık, öbür tarafta beni bekle ” mesajı mı?
Ne anlama geliyor ben de bilemedim ama dünyanın en trajik düğünü olduğu kesin.
Peki ya damat boşanmak isterse?...
Sevgili okurlar bu haftaki sohbet satırlarının sonuna geldik, haftaya yeni bir konuda, yeni bir gündemde buluşmak üzere esen kalın, mutlu olun…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık