• 25 Mart 2014, Salı 9:38
SedefErol

Sedef Erol

GÜN GELİR….
 Kim Joun-un….
Kuzey Kore devlet başkanı.
Bildiğimiz üzere uzun yıllardır bu ülkenin devlet başkanı olan bu zat, geçtiğimiz günlerde yapılan son seçimlerde yeniden halkın oylarının tamamını alarak başkanlığa seçildi.
Normalde, “ne çok seviliyormuş” diye düşünebilirsiniz…
Tüm halkının iradesiyle, desteğiyle seçilmiş, falan filan.
Ancak işin aslı başka.
Seçime tek adayla giriliyor, çünkü kimsenin Kim Joungun'a rakip olmak gibi bir lüksü yok, akibeti belli.
Oylama faslı, apayrı bir inceleme konusu, evet oyu verenler için ayrı hayır oyu verenler için ayrı sandık hazırlanmış.
Dolayısıyla seçmen “hayır” oyunu attığı anda, belgelenip fişlenecek, sonrası malum.
İşte bu demokratik ve özgür(!) seçim ortamı sonrası Kuzey Kore devlet başkanı, yeniden halkının oylarının tamamını (!) alarak başkanlığını pekiştiriyor!
Dünya Kuzey Kore'den, özgürlüğü olmayan bir ülke, liderinden ise “diktatör” olarak söz etmekte!
Çok uzun yıllardır yasaklarla yaşamak zorunda kalan ve yukarıda bahsettiğimiz nedenler dolayısıyla şu an için kendisine bir çıkış yolu bulamayan Kuzey Kore halkı için ise sosyal medya olayı, yani “twitter, facebook, youtube vs.” tamamen bir hayal, zira onlar da yasak!
Nedeni;Kuzey Kore halkını özgürlüklerden, dünyanın gerçeklerinden ve hele hele birbirleriyle haberleşmekten uzak tutmak olabilir mi acaba?
**
Kendi kendime düşünmekteyim işte.
Ne olacak bu Kuzey Kore'nin hali diye…
Ve hafızamda Orhan Veli'nin o ünlü dizeleri:
“Sarhoş oldum da seni hatırladım yine,
Sol elim,
Acemi elim
Zavallı elim…”
**
Geçtiğimiz günlerde Niğde Ulukışla'da bir terör eylemi gerçekleşti. Olay, otoyol kontrolü sırasında meydana geldi. Jandarmanın kontrol için durdurduğu araçtan çıkan kişiler, jandarmayı ve polisimizi öldürdüler, çaldıkları aracın kahraman şoförü de olay sırasında yaşamını yitirdi. 
Sonuçta çatışmada teröristlerin birisi öldürüldü, diğer ikisi yakalandı, linç edilmekten son anda kurtarıldılar. 
Olay sonrası çeşitli açıklamalar yapıldı. Arapça konuştukları ancak Kosovalı ya da Makedonyalı oldukları söyleniyor. Konuştukları dil başka, milliyetleri başka, Türkiye'nin orta göbeğinde arabadan çıkıp otomatik silahlarla emniyet mensuplarını tarıyorlar, gerçekten anlaması, anlaşılması zor…
Umarım olay kısa zamanda çözülür ancak ne yazık ki hayatını kaybeden gencecik insanlarımız bir daha asla geri gelmeyecek.
Teröristlerin El Kaide üyesi oldukları, asıl hedeflerinin başka olduğu ve otoyol araması nedeniyle bu eylemi gerçekleştirdikleri de iddialar arasında…
Ancak sonuç değişmiyor.
Bundan sonrası için önemli olan, sınırdan sızmaların önlenmesi. Yapılan yorumlar bu yönde.
**
Ve gelelim can pazarı, ihmal kurbanı olaylarına…
Sirkeci iskelesinde meydana gelen arabalı vapur faciasını hepimiz ekranlardan izledik.
Kırmızı bir aracın gerisin geriye arabalı vapurdan denize kayışını, saniye saniye gelen ölümü…
O araç iki kişiye mezar oldu.
Önce küçük Ece Su Yılmaz'a,
Bir hafta ölümle pençeleştikten sonra da anneannesine…
Suçlanan gemi kaptanı ise şu adan serbest.
Elbette birilerinin tutuklanması, cezalandırılması bu iki masumu geri getirmeyecek.
Ancak en azından insanlara görev bilincini, sorumluluk anlayışını, bir işi ciddiyetle yapmanın önemini, hele hele de bundan sonra yapılacak yanlışların bir bedeli olacağını gösterecek.
Aracın sürücüsü ve Ece Su'nun annesi, aynı zamanda ünlülerin makyözü olan Ebru Güleren Yılmaz olayı şöyle anlatmakta:
“Trafik çok diye vapuru tercih ettik. Kuyruğa girdik, kuyruk ilerledi. Sıra bana geldi. Oradaki güvenlik arkadaş dedi ki:
Gemiye binemezsiniz ilerleyin, almazsa ötekine binersiniz..
Ben de dedim ki;
-Gitmeyeyim o zaman, burada bekleyeyim.
Tam o sırada telsizine anons geldi, “Araba gönderin ” diye. Ben de duydum bunu. Görevli “gidebilirsiniz” dedi. Daha kapağın üzerindeyken hareket etti gemi. Arka tekerlek boşa düşünce hiçbir şey yapamadım. İleriye gidemedim bile, iki üç saniyede oldu her şey, suya gömüldük. Kızım “anne, anne, anne”diye bağırdı, başka hiçbirşey hatırlamıyorum…”
Ve kapaklar kapanmadan gemi hareket ettiği için araba geriye doğru denize düşer.
Bu sahne görüntüleri izleyen herkesin hafızalarında ya da kabus gibi rüyalarında olmalı, zira bende öyle oldu.
**
Ve diğer olası bir sorumsuzluk örneği…
Mersin'de meydana gelen tren kazası.
Geçtiğimiz günlerde Mersin Organize Sanayi Bölgesindeki bir hemzemin geçitte işçileri taşıyan bir minibüse Mersin-Adana seferini yapan yolcu treni çarptı, on işçi öldü, bir sürü de yaralı var.
İşin acı tarafı, bu çok ölümlü kazanın, bir ihmal sonucu meydana gelmiş olma ihtimali…
Bir görgü tanığı, kaza olduktan sonra bariyer görevlisinin:
- Eyvah ağabey, ben ne yaptım, daldım dediği iddia etti.
Gazetelerin haberine göre bariyer sistemi otomatik olmayıp, manuel sistemle (yani insan gücüyle ) kontrol edilmekteydi.
Şu ya da bu şekilde artık gidenler geri dönmeyecek ancak soruşturma ve incelemeler sonucu hatalı olan varsa elbette bunun da bir bedeli olmalı…
Herkes işini ciddiyetle, sorumluluk anlayışıyla ve özveriyle yapmalı.
Öyle ki bakın bir anlık dalgınlıklar, hatalar nelere yol açabiliyor.
Ya herkes işini düzgün yapacak, ya da hatasının bedelini ödeyecek, birileri hatasının bedelini ödemedikçe de o bedeli masumlar ödeyecek!
İnsan canının bu kadar ucuz olmadığı bilinmeli, bilinmiyorsa da kanunlar ve cezalar vasıtasıyla hatalılara bildirilmeli.
Yoksa bu piyango birgün size, bize de çıkabilir…
Haftaya buluşmak dileğiyle…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık