• 05 Mart 2013, Salı 9:11
SedefErol

Sedef Erol

GEZELİM GÖRELİM / YENİ BÖLÜM (4)
 Üç haftadır sizlere Akdeniz havzası gezisini anlatmaktayım. Bir ay önce çıktığımız bu geziden tuttuğum notlar oluşturuyor bu yazı dizisinin temelini. Rehberlerin anlattıklarını kaçırmamak adına, sürekli yazıp çiziktirme konumunda olduğumdan bazı görüntü ve görsellikleri kaçırıyor olsam da, yazılabilecek bir şeyler stoklamanın ve bunları sizlerle paylaşmanın mutluluğu kaçırdıklarımı fazlasıyla unutturuyor bana. 
Ben aktarmaktan nasıl keyif alıyorsam, umarım siz de okumaktan aynı keyfi alıyorsunuzdur zira bilmediğimiz dünyalar, yaşamlar, kültürler hakkında fikir sahibi olmak hem ufkumuzu açıyor, hem de şu anda sahip olduğumuz bazı değerlerin daha çok farkına varmamamızı sağlıyor.
Cümlemi böyle bağlamamın nedeni ise geçen hafta yarısında noktalamak zorunda kaldığım, yolculuğumuzun Fas durağı. Bugün Fas'la ilgili bilgilere devam edeceğiz.
Çok ilginç ve otantik bir ülke demiştik, kendine özgü bir yaşam tarzı var demiştik, tabi koskoca ülkeyi bir günlük geziyle tanımak mümkün değil, bilgiler rehberimizden edindiğimiz kadarıyla. Ben yine de gözlemlerimi katarak anlatmaya devam edeyim.
Kadınların durumundan biraz bahsetmiştim sizlere, gelelim Fas'taki evlilik olayına.
Fas'ta tek eşlilik söz konusu. Ancak, eğer kadını n çocuğu olmazsa ve, veya , ikinci eşe razı olursa erkek bir eş daha alabiliyormuş. Hatta, kadının rızası olmasa bile mücbir sebep durumundan erkek ikinci eşi alabiliyormuş, bu evlilik de geçerli sayılıyormuş.
Tabi ben itiraz hakkımı kullanarak “ya çocuğu olmayan erkekse ne olacak?” diye seslensem de rehberden soruma yanıt alamıyorum, bunun sonucunda Fas'lı erkeklerde kısır olma ihtimalinin hesaba katılmadığı varsayımına ulaşıyorum.
İşte, geçen hafta yazımda sıkça bahsettiğim Fas'ın modern ve reformist ve hatta Ata'mızı kendine önder seçmiş kralı, tüm bunları değiştirmeye çalışıyor, özellikle kadın hakları konusunda epey mesafe katetmiş, kadınlara boşanma hakkı sağlamış geçtiğimiz günlerde.
Casablanca limanına giriş yaptıktan sonra otobüsümüze dahil olarak Fas'ın büyük şehirlerinden Rabat'a gidiyoruz. Rabat, geçen yıl dünya mirası listesine dahil edilmiş. Birçok büyük şehirde olduğu gibi Rabat da Yeni ve Eski Rabat diye ikiye ayrılmış. Aralarında beş kilometrelik tarihi surlar bulunmakta.
Yönetsel başkent olan Rabat'ta kralın sarayının etrafını geziyoruz.Saraya giderken tarım bakanlığı önünde protestolu bir eyleme rastlıyoruz, insanlar pankartlarla, slogan atıyorlar, hep bir ağızdan bir şeyler söylüyorlar, işte bu da kral sayesinde yeni getirilen, toplumun yeni kazandığı haklardan biriymiş, tarım işçileri bakanlık önünde protesto eylemiş yapıyormuş!
Bitmemiş bir camii ziyaret ediyoruz. Bitmemiş derken, minare 44 metrede yarım kalmış, camiyi yapan inşaatın başlamasından altı yıl sonra vefat edince inşaat yarım kalmış, günümüze kadar da öyle gelmiş.
Şunu anladım ki, her gittiğim ülkede bir yarım bırakılmış, tamamlanmamış eser var, herhalde özellikle turistlerin ilgisini çeksin, özellikle gezilsin diye başka sanatçılara tamamlatmıyorlar.
Yine Fas'la ilgili genel bilgilerden aktaralım sizlere: ülkenin nüfusunun yüzde doksandokuzu Arap, yüzde biri Berberi ancak herkes eşit koşullara sahip. Hafta sonu tatili ise sanıldığı gibi Cuma günü değil, Cumartesi ve Pazar.
Ülke kanalizasyon işini önemli ölçüde halletmiş, kanalizasyon arıtma tesislerinde arıtılıyor, denizin 60-70 metre ilersine boşaltılıyor.
Şimdi gelelim öğlen yemeğine. Fas'ta tüm gün geçirecek olduğumuz için öğlen yemeğini yiyecektik ve ben de otantik yemekleri çok merak ediyordum. Ancak, düşündüğüm gibi olmadı, zira gelen yabancılara farklı gelebileceği ve dokunabileceği düşünüldüğünden, herkesin yiyebileceği bir mönü hazırlamışlar. Bizi daha önceden belirlenmiş bir lokantaya götürdüler, yemekte de Fas'a özgü kızarmış okyanus balığı var. İşte korktuğum başıma geldi zira bir zamanlar yatılı okulda balıktan zehirlendiğimden ben o gün bugündür balık yiyemiyorum, yolculuklarda da hep bunun sıkıntısını çekiyorum. Neyse rehberimizin de yardımıyla bana bir ayrıcalık tanınıyor ve kızarmış tavuk parçaları hazırlanıyor.
Rehberimizin anlatımına göre bir tarafı Akdeniz, bir tarafı Atlantik'le çevrili Fas'ta balık yemek o kadar da gelenekleri arasında değilmiş. Yani son derece uzun kıyıları olmasına rağmen balık birinci tercihleri olmazmış.  Sonuçta yemek yendi, kimisi tat aldı, kimisi bir şeye benzetemedi, ancak yemekten aklımda kalan son derece lezzetli, lavaş tipi ekmekleriydi.
Öğle yemeğinden sonra (ki yemek ve gezi için Casablanca'ya geri dönmüştük) ünlü kral Hasan Camii'ni geziyoruz. Yüzonbin kişinin aynı anda ibadet edebildiği bu muhteşem cami, tam sekizyüz milyon dolarak malolmuş.
Bir Fransız mühendisin yaptığı bu caminin üst tarafı açılabiliyor, kapıları ise gümüşten. Girişinde ise oldukça büyük bir avlusu bulunmakta. Rehberimiz bize Fas camilerinde gasilhane bulunmadığını çünkü Fas geleneklerine göre ölülerin evlerinde yıkanıp mezara öyle götürüldüğünü anlatıyor.
Daha sonra bizi serbest zaman için Casablanca meydanında bırakıyorlar, orada açık bedesten gibi bir yer görüp içeri dalıyoruz. Satıcıların önlerindeki tezgahlarda ve irili ufaklı dükkanlarda daha çok el yapımı ürünler satılmakta. Evime el yapımı ince bir metalden dövme usulü yapılmış bir demlik aldım Fas hatırası olarak ancak alamadığım bir şeyde çok aklım kaldı;görüntüleri kapı şeklinde, içi aynalı, kapakları açılan, duvara asılabilen objeler, üzerlerine renk renk taşlar yapıştırılmış, çok hoştu, fiyatları da makul ancak sorun ağırlıkları, zaten ıvır zıvır derken bavullar yükünü almış, bunlara da ne metali kullanmışlarsa taş gibi, yerinden kalkmıyor.
Ancak ne yalan söyleyeyim uçakların şu bagaj hikayesi olmasa alıp evimin bir duvarına asmak isterdim.
Gelelim Fas'taki son anımıza. 
Otobüsümüzle Casablanca sokaklarını turlarken küçük ama şık bir kafenin önünde duruyoruz.
Rehberimiz dikkatimizi buraya çekiyor. Bu kafenin ismi Rick's Cafe. Görüntüsü bayağı hoş. Bu kafenin önemi, çok uzun yıllar öncenin meşhur “Casablanca” filmi. Humpray Bogart ve unutulmaz filmlerinden biri olan “Casablanca” işte bu Riks's Cafe'de çekilmiş. Ama şimdi sıkı durun, Fas'ta değil de, Hollywood stüdyolarında, Fas'ın ve bu kafenin görüntüsü yaratılarak. Yani aslında film ekibi Fas'a hiç gelmemiş.
Çocukken bu meşhur filmiş izlemiş ve kafamda Fas'ın nasıl bir yer olduğunu canlandırmaya çalışmıştım. Meğer o da sanalmış.
İnanın kendimi kandırılmış hissettim.
Bu haftalık da bu kadar sevgili okurlar, bana ilginç geldiği için en detaylı notları da Fas'ta almışım.
Haftaya birlikte olursak, dünyaca bilinen Kanarya adaları hakkındaki izlenimlerimi aktarmaya çalışacağım. Yeniden buluşuncaya dek esen kalın, mutlu olun. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık