• 12 Şubat 2013, Salı 9:41
SedefErol

Sedef Erol

GEZELİM GÖRELİM / YENİ BÖLÜM (1)
 Bir süredir “gezi” nedeniyle, son hafta ise rahatsızlığım dolayısıyla ara verdiğim yazılarıma ve sizlere yeniden dönüş yapıyor, yarattığım boşluktan ötürü affınıza sığınıyorum.
Aldığım notlar doğrultusunda aktaracağım bilgiler sonucu keyifli satırlar okuyacağınızı umuyorum. Önceden beri alışkanlığımdır, hep kağıt kalem taşırım, bir yerde özlü ve güzel bir söze rastladım mı, ilginç bir olay yakaladım mı, hemen not alırım. Bu, yazarlık yaşamımdan önce de böyleydi, şimdi daha bir gerekli oldu. Artık Çorum'a bile gitsem, kayda değer bir nüans yakalıyorum. 
Arada bir yazılarımı okuyup da gezi anılarıma rastlayanlar beni gezi yazarı sanıyor. Gezi  yazarı olmasam da, Gülhan'ın Galaksi Rehberi olanaklarına kavuşmasam da, gittiğim, gördüğüm yerlerdeki ilginçlikleri, güzellikleri, o ülkeler hakkında  rehberlerin verdikleri özel bilgileri (ki bunların çoğu internette bulunmaz) okurlarımla paylaşmak istiyorum.
**
Bizim bir Osman'ımız, Melike'miz, Tabya Tur'umuz var. İyi ki var. Sayelerinde yıllardır dünyanın aklımızdan bile geçirmediğimiz köşelerine gitmek, görmek kısmet oldu. İşte bu son gezi de onlardan birisi. Üstelik bir promosyon gezisi, yani fiyatı da çok uygun. İşte bu da hizmetlerden birisi, Antalya'ya gider gibi Kanarya adalarına gidebilmek…
Neyse, Tabya Tur'un gezisine dahil oluyor ve Akdeniz'in en büyük ve en yeni gemisi MSC Divina'ya ulaşmak üzere 18 Ocak Salı günü Roma'ya uçuyor ve gemiye yerleşiyoruz. Daha önce bu tip gemileri yazmıştım. Divina da bir Cruise gemisi ve bu gemiler adeta yüzen şehir gibi.
Balkonlu odalar, balkonsuz odalar, çeşitli restaurantlar, alışveriş dükkanları, bir sürü ayrı oturma salonu, çeşitli ihtiyaca cevap verecek bir kumarhane, müzik salonları, spor salonları, havuzu, jakuzisi, hastanesi falan filan…
Hani “Gemide şu eksik var, sahile çek de şuradan alalım” desen, eksiği bulup söyleyemezsin, o derece yani…
Neyse, gemiyi satın alacak değiliz ya, zaten yakında İstanbul-İzmir-Venedik turuna başlayacakmış, umarım Avrupa'dan çok turist getirir, tıpkı bizim de gittiğimiz gibi…
Gelelim uğrak yerlerimize ve gezi notlarımızı anlatmaya başlamaya.
İlk Cenova limanına uğruyoruz. Cenova İtalya'nın en büyük liman kentlerinden birisi.
750.000 nüfusu olan Cenova doğal bir liman. Pek turistik bir yer olmamasına rağmen yine de iki mahallesi Unesco'nun Dünya Kültür Mirası Listesi'nde imiş.
Cenova'da zengin çok fazlaymış.
Ayrıca Kristof Kolomb Cenova doğumluymuş.
Ve bundan sonra size Kristof Kolomb ile ilgili ne anlatırsam inanmayın çünlü kendisi İtalyan mı, İspanyol mu belli değil, her yerde heykeli var, mezarı var. İtalya'dan İspanya'ya, nereye gitsen karşına Kolomb heykeli çıkıyor. Yani herkes Kolomb'u sahiplenmiş, doğruyu tam olarak bilen yok.
**
Şimdi Cenova'dan gemiden inip otobüsle meşhur “Portofino” şarkısının doğduğu küçük balıkçı köyüne gidiyoruz.  Zaten köyün ismi Portofino. Bu şarkı 1959 yılında meşhur olmuş. Biz daha bebektik yine de benim dönemindekiler iyi bilir, demek ki uzun yıllar hüküm sürmüş bir şarkı “I lost my love in Portofino”. Güzel, şirin bir balıkçı köyü, turistik magnetler, anahtarlıklar, tişörtler yapmışlar, kayıkların üzerinde değişik değişik balıklar kurutmuşlar, bu balıkların derileri yeniyormuş.
Biz de kafede oturduk bir şeyler içtik, güneşten yararlandık, Portofino'yu gördüğümüze mutlu olduk.
İki anlatılacak nokta Cenova-Portofino arası harika oteller yapılmıştı.
Diğeri- Portofino civarında çok ilginç bir ayrıntı var, rehberimiz gösterdi: Uzaktan bakıldığında evlerin camları, camların etrafları son derece işlemeli, çerçeveli, insan hayran oluyor, pencereleri ne kadar görkemli diyorsun, bir de yaklaşıyorsun ki, cam aslında dikdörtgen, tüm kenarlar boya.
Yani pencereler sahte, süslemeler sahte. Her binada ayrı bir şekil, ama hepsi sahte.
Gerçekten ilginç.
**
Bu gezinin ardından Cenova limanına dönüyor ve gemimiz kalkmadan yetişiyoruz. Ertesi gün tüm gün açık denizdeyiz İtalya  İspanya arasında. Zaten geminin denizde olduğu günler için çok çeşitli aktiviteler planlanıyor ve program bir gece önceden odanıza bırakılıyor. Böylece o boş günde hangi salonda ne tür bir faaliyet var bilgi sahibi olabiliyorsunuz.
Herkesin istediği gibi değerlendirdiği (açık jakuzi ve açık havuz dahil) o boş günün ardından yeni bir gün ve merhaba Barcelona…Kaderde La Ramba caddesi kaldırımlarında bir kez daha yürümek de varmış…
İspanya'nın Katalunya Bölgesi'nin başkenti olan Barcelona'da ilk önce Katalanca, daha sonra İspanyolca konuşulmaktaymış. İspanya'da ayrıca Baskça'da varmış. İlginç olan, Baskça'da en az bin adet Türkçe kökenli kelimenin bulunmasıymış.
711 yılında Emeviler İber yarımadasına gelmişler, 7 asır kalmışlar, bu yüzden güney İspanya şehirlerinin özellikle mimari tarzı Arap mimarisinin etkisi altında imiş.
Bu bilgilerin ardından gelelim Barcelona'ya. Çok düzenli bir şehir olduğunu söylemek gerek.
Ünlü bir liman şehri, caddeler birbirine paralel, öyle bir şehirleşme olmuş ki, sanki tepeden uçakla baksanız tüm caddelerin cetvel ile ölçülüp yerleştirildiğini düşünebilirsiniz.
Arabayla paralel sokaklardan geçtikçe insan böyle bir izlenime kavuşuyor.
**
Haftaya;
Barcelona'yı, Barcelona yapan İspanya'nın Mimar Sinan'ı Gaudi'yi anlatarak gezi anılarımızı sürdüreceğiz.
Bizimleyseniz, buluşmak üzere hoçakalın, esen kalın… 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık