• 25 Kasım 2014, Salı 9:45
SedefErol

Sedef Erol

EŞEK-Lİ BİR YAZI
 İnsanoğlu için en yararlı yaratıklardandır zavallı eşek.
Boğaz tokluğuna, (çoğu zaman onun da son derece yetersiz olduğundan hiç kuşkum yok) sırtına yükleneni çaresiz, boynu bükük, gösterilen istikamete taşımaya çabalar durur. 
Yük belli, rota belli…
Zayıf, çalı bacaklarının üzerinde, yükü gövdesinden ağır, “kaderimin oyunu”  dercesine mahsun bakışlarla sahibinin gösterdiği yöne doğru gider durur…
Hiç bitmeyen bir yol ve hiç bitmeyen bir yük…
Oysa ki bu sessiz, sabırlı ve yararlı hayvanın adı, insanoğlu arasında hakaret kelimesi olarak kullanılmakta…
Eşek…ya da devamı, artık onu yazmayayım!
İnsanoğluna bunca yararlılık sonucu bir hakaret kelimesi olarak kullanılma durumu, ne haksızlık ama! 
İş yalnızca bununla kalsa, dahası var, okuduk, izledik, bir kez daha insanlığın bittiği noktaya geldik. Her kimlerse, adına “insan” denen birileri, hayvancağızı  tutup demiryoluna zincirlemiş, hem de öyle zincirleme ki, önce ayaklarını birbirine, sonra tamamını demiryoluna!
Muhtemelen çeşitli işlerde kullanıldı, artık gücü bitti, iş göremez oldu, “Bunca yıl bize baktı, emekli edelim de biraz da biz ona bakalım” diyeceklerine, “kurtulalım” mantığıyla bu canavarca planı uygulamaya koyuyorlar.
Şimdi hangisi eşek bana söyleyin!
Dahası da var da, onu içimden söylüyorum.
Boş zamanlarımda, televizyonda, hayvanlar alemi ile ilgili izlediğim bir yabancı kanal var. Dün izlediğim bölümde, adam köpeğine kötü davranıyor, öyle ki, bakımsızlıktan köpeğin tasması boynuna işlemiş, tamamen yara yapmış, aç, susuz, köpek bu durumdayken komşuların şikayeti üzerine hayvan dedektifleri (gelişmiş toplumlarda bu durumları takip eden hayvan dedektifleri var) devreye giriyor kişiyi tutukluyor ve hakim bir yıl hapis cezası veriyor. Dedektifin zanlıya söylediği söz şu:
“Bir hayvanı sahiplendin, ona kötü davrandın, sorumluluğunu yerine getirmedin, şimdi cezanı çekeceksin.”
Burada anlatmak istediğim şu: Gelişmiş toplumlar, tüm canlıların yaşama hakkına sahip çıkıyor, bunu yasalarla belirliyor, takip ediyor ve gerektiğinde cezasını veriyor. Elbette bizim kanunlarımızda da bu konular ile ilgili önlemler ve koruyucu yasalar var ancak bunun kadar önemli olan diğer şey de toplum bilinci…
Kedi kuyruğuna teneke bağlamakla başlayan bir çocukluk döneminden sonra “hayvanlara sevgi ve şefkat” aşamasına geçiş süreci pek de kolay olmasa gerek…
Umarım bu masum görünen, ancak hiç de hoş olmayan çocuk eğlencesi artık devrini tamamlamıştır…
**
Son bir anıyla “eşek” konusunu noktalayalım.
Çok yıllar önce bir kez daha yazmıştım, konuyla ilgisi nedeniyle tekrarlıyorum.
Yıllar önce, Güneydoğu gezisindeyim arkadaşlarımla, Adıyaman Nemrut dağına tırmanıyoruz. Zirveye çıkış şöyle gerçekleşiyor: Dağın belli bir yerine kadar arabayla çıkılabiliyor, orada minibüs bizi bıraktı, zirvede güneşin doğuşunu izleyeceğiz yani henüz karanlık sayılır, tepeye yürüyerek tırmanacağız. Soğuk ve rüzgar her tarafımızı kesiyor, çok sıkı giyinmiş olmamıza rağmen bekçi kulübesinden hepimize birer battaniye verdiler, sırtımıza sardık, başladık zirveye giden keçiyoluna tırmanmaya. Zirveye kırkbeş dakika tırmanış yolu var, tırmanmak bir şey değil de, o keskin ayazı ve soğuk rüzgarı anlatamam, insan soğuktan gözünü bile açamıyor, neyse aralaya aralaya görebildiğim kadarıyla çıkmaya çalışıyorum. Zaten kafile birbirinden koptu, kimi kayalara tutunuyor, kimi neredeyse sürünüyor diyeyim, öyle tehlikeli bir yol değil fakat oldukça dik.
Neyse bu göz gözü görmez, zorlu tırmanış esnasında yanımda bir karaltı belirdi. Bir adam ve bir eşek!
“Bin eşeğin sırtına, seni tepeye götürsün abla” dedi adam!
Anladım ki bu adamın işi, zirveye tırmananları, eşeğiyle taşıyıp para kazanmak!
Ancak adam eşekten, eşek adamdan zayıf…
Yok kardeşim yok dedimn, ben bu eşeğin sırtına binersem zavallı eşek ölür, baksana eşek ne kadar zayıf…
Beni taşıyacak hali mi var, neredeyse ben onu taşıyacağım!
E, dedi adam, işte sen binmezsen, o binmezse ben de onun karnını nasıl doyuracağım!
“Vereceğim paranın onun karnına gideceğini nereden bileceğim” diyerek ve tabi ki eşeğe binmeyerek yoluma devam ettim.
Bugün hala, yine binmeseydim eşeğe de, yukarı çıkma parasını verseydim, neden yapmadım diye hayıflanırım…
En azından sahibinin eşeği kadar ihtiyacı vardı eminim…
**
Kadın cinayeti yazmayayım diyorum, diyorum da ben gözardı edince cinayetler duruyor mu?
Önce gazetenin başlığına bakalım:
İKİ EŞİNİ AYNI ANDA VURDU
Sizce bu başlık normal mi?
Bir kere kanuna uygun değil,  medeni kanuna göre bu ülkede tek eşlilik söz konusu.
Böyle olduğu halde bu ifade normalmiş gibi sık sık kullanılmakta.
Benim bu yorumumu ilk defa bir televizyon kanalı haberlerde konu yaptı ve “iki eş”  diye bir kavram yoktur ülkemizde dedi, Türk kadınları adına hassasiyetlerinden ötürü kendilerini kutluyorum.
Gelelim konuya.
Bir adam, biri hamile iki kadın, iki ceset (çocuğu sayarsak üç.)
Ve ortada kalan iki çocuk.
Her  iki kadın da kaçırılmış, yani kaçarak evlenmiş.
Bir adam düşünün ki, canı sıkıldıkça, eskisinden bıktıkça yeni bir kadın kaçırıyor, eve getiriyor.
İşin tuhafı, kadınlar da buna kanıp geliyor!
Haliyle o evde ne olacak, hır çıkacak, zaten olmaması anormal, bir evde iki kadın bir adam, netice bu!
Hadi kavga doğal sonuç, katliam ne oluyor, adam bir de karısının karnındaki kendi çocuğunu öldürüyor, buna ne yazayım, ne yorum yapayım bilemiyorum.
Karılarını, eşlerini, sevgililerini, ya da hiç ilgileri olmadığı halde karşılık bulamadığı kişileri öldürenler için söyleyeceğim hiçbir şey yok, hakettikleri en ağır cezaları almaları ve  adaletin yerini bulması gerek.
Bulması gerek ki, toplum huzur içinde olsun.
Haftaya buluşmak dileğiyle…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık