• 02 Aralık 2014, Salı 8:55
SedefErol

Sedef Erol

DÜNYA'DAN…
 Sevgili okurlar, bu hafta biraz da dünya haberlerini paylaşmak istiyorum sizlerle, ancak önce değinmek istediğim bir konu var.
Beşiktaş ve Trabzonspor UEFA yolunda ilerlemeye devam ediyor, bu iki takımı da yürekten kutluyorum. 2000 yılında Galatasaray'ın ülkemize getirdiği UEFA kupasının bir ikincisinin kazanılmaması için bir neden göremiyorum.
Gelelim Galatasaray'a…
Avrupa fatihi Galatasaray, Avrupa macerasını erken sonlandırdı.
Duygularım arasında hayal kırıklığı, hüsran, biraz öfke ve kafamda soru işaretleri ile bu anlamsızlığa bir anlam vermeye çalışıyorum.
Sorunları, bu takımı yönetmeye talip olanlar çözecek. Ancak “Avrupa Fatihi” misyonu taşıyan bir kulüp, bugün bu noktada olmamalıydı…
Bir Galatasaraylı olarak, bu satırları yazmayı görev kabul ederek ve Türk sporu ve fairplay adına olumlu gelişmeler beklediğimi ekleyerek spor konusunu noktalıyorum…
Ve en son Galatasaray-Kızılyıldız maçındaki Sırp gencin öldürülmesi olayı, faili kim olursa olsun, tahrik ne olursa olsun, kabul edilemez, savunulamaz…
Umarım bir kez daha böyle acı bir haberin utancı ile yüzleşmek zorunda kalmayız…
**
Gelelim ABD'de polis tarafından vurulan (bazı haberlere göre onyedi, bazılarına göre oniki yaşındaki) siyahi çocuğa ve sonucunda oluşan toplumsal tepkilere…
Şöyle bir hatırlayalım:
ABD'nin Clevland kentinde bir parkta elinde oyuncak tabancayla oynayan ve sağa –sola ateş eder şekilde hamleler yapan bu çocuk, bir vatandaş tarafından polise ihbar edilir. Olay yerinde gelen polislerden birisi, çocuğu vurarak öldürür. 
Bir yanlış anlaşılma sonucu boş yere hayatından olan Tamir Rice'ın dramında gelinen son nokta ise:
Polisin üç kez uyardığı halde şahsın hareketlerine devam ettiği iddiası.
Daha sonra izlenen kamera görüntülerinde ise arabadan inen polis memurunun iki saniye içinde silahını ateşlediği…
Anladığıma göre, polisin ateş etmeden önce uyarı yaptığı konusu da netlik kazanmış değil.
Tüm bunlar sonucunda, asıl ABD halkının fitilini ateşleyen olay ise, polis memuru Timothy Loehman'ın çıkarıldığı mahkemede jüri tarafından “suçsuz” bulunması…
Bu karar sonucu oluşan protestolar tüm ülkeye yayılmış ve yakıp-yıkma hareketlerine dönmüş durumda.
ABD Başkanı dahi bu kararı benimsemediğini ancak hukuka ve jüri kararına saygılı olmak gerektiğini belirtiyor…
Yani, “Ben kanunlardan daha yukarıda değilim, kararı doğru bulmasam da kanunlar karşısında yapabileceğim bir şey yok” demek istiyor…
Doğru da söylüyor, çünkü yazılarımda birçok kez politikalarını eleştirdiğim bu ülke, aynı zamanda bir özgürlükler ülkesi, yargı ve hukuk önünde herkes eşit.
Kişisel kanaatimi sorarsanız, büyük bir hata sonucu Tamir Rice'ın öldürülmesi elbette kendisi ve ailesi açısından büyük bir şansızlıktı.
Ancak bundan sonraki yargılama ve alınan karar ne derece doğru, bu da ABD kamuoyunun verdiği tepkiden belli zaten.
“Bu tür olaylar sadece ABD'de mi oluyor” derseniz, buna da vereceğim yanıt belli.
Şaşırdığım nokta, özgürlüklere, hukukun üstünlüğüne, hak ve eşitliğe son derece değer veren bu toplumda, jürinin böyle bir karar almış olması…
**
Onbir Eylül eylül olaylarından daha sonra, ancak bundan birkaç yıl önce ABD'ye yaptığım gezide, birçok ayrıntıyı gözlemle şansına sahip olmuştum.
Bunlardan ilki, onbir eylül olayları nedeniyle, tüm güvenlik güçlerinin ve görevlilerinin tam bir paranoya içine girerek, adeta herkese, özellikle yabancılara “terörist olabilir” şüphesiyle yaklaşması ve davranması idi.
Örneğin ABD gümrüğünden girerken, çantamızda sıvı olan ne varsa, hatta el kremleri dahil, elimizde içmekte olduğumu şu şişeleri dahil, toplanıp gözümüzün önünde çöpe atılmıştı.
El çantamın yarıya kadar boşaltıldığını, itirazlarımın ise hiç dinlenmediğini hatırlıyorum.
Teröristler bombalarıyla ikiz kulelere kadar ulaşabilmiş ancak biz elimizdeki bir şişe suyla ABD'ye girememiştik…
İnsanlara “terörist” muamelesiyle yaklaşım, onbir eylül olaylarının belki de doğal bir sonucuydu, Çocuğun parktaki masum oyunu ve bu şekilde sonuçlanması onbir eylül olaylarının getirdiği “toplumsal paranoya”dan olsa gerek…
Ancak bu cinayet sonucu bir de görevlinin aklanması, işte bu kaosu yaratıyor, toplumsal isyan oluşturuyor bir anlamda.
Çünkü hukuka ve özgürlüğe inanan ABD halkı, bir vatandaşın yaşam hakkının elinden alınmasını ve yokediciyi aklayan bu anlayışı kabullenemiyor…
**
Ve iki Alman kızı kurtarırken yaşamından olan Tuğçe…
Okumuş ya da dinlemişsinizdir. Almanya Offenbach'ta Türk kızı Tuğçe, Sırp gençlerinden taciz gören iki Alman kızı kurtarmak için müdahale eder, tacizi engeller, ancak restoran çıkışında beklemekte olan tacizci, Tuğçe'yi yumruklar.
Yere düşerken başını çarpan Tuğçe, komaya girer, beyin ölümü gerçekleşir, Tuğçe'ye saldıran Sırp genci ise tutuklanır.
Bu arada iki Alman kız çoktan ortadan kaybolmuştur.
Oysa ki, saldırganın yargılanmasında bu kızların vereceği ifade belirleyici olacak.
İnsanlığın söz konusu olduğu durumlarda kişinin milliyeti o kadar da önemli olmasa gerek, zira “insanlık” evrensel bir kavramdır.
Bu ifadeyi de “Alman” ya da “Sırp” yargılaması yapmamak için yazıyorum elbette, asla Tuğçe'nin ölümüne yaptığı fedakarlığı yok saymak değil niyetim. Anlatmak istediğim insan olan, insanlık değerleri taşıyan herkesin yine insana yapılan zorbalığa engel olma isteği…
İşte, Tuğçe'nin de yaptığı buydu zaten.
Kahraman Tuğçe öldü, kurtardığı kızlar ise en ufak bir vefa borcu hissetmeyerek, ifade vermekten imtina ederek yokoldular…
İnsani değerler uğruna hayatını hiçe sayan birine yapılan bu insansızlık…
Oldu mu?
Haftaya buluşmak dileğiyle…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık