• 23 Ekim 2012, Salı 9:33
SedefErol

Sedef Erol

DEMEK Kİ NEYMİŞ
 Bugün, bir televizyon eleştirmeni edasıyla, bilinen bazı programları yorumlamak istiyorum sizlere.
Bakıyorum gazete köşelerinde program eleştirileri yapıyorlar, ben eleştirmen olmasam da (birçoğu da değil ya zaten) en azından izleyiciyim, sizler de öyle elbette, nasılsa bunları kafalarınızı meşgul etsin diye yapmıyorlar mı, biz de meşgul edelim bakalım.
Ancak önce bir çift sözüm var, bu konuyu es geçemeyeceğim ne yazık ki.
Milli maçları izledik. Bakarsanız oyuncular hepsi kendi başına birer yetenek. Hocamız da bilinen, kendisini kanıtlamış bir insan. Oyuncuların bir kısmı yurt dışında oynuyor, demek ki kapasiteleri var. Olanaklar dersen önlerine sunulmuş, kaç maç puan kaybeden takıma galibiyet karşılığı prim bile vaat edilmiş. 
Değil prim, onuru için, vatanı için, televizyon başında kendini paralayanlar için insan canını dişine takar, ne yapar eder, şu son maçtan puanla çıkar.
Bu ülke için gencecik filizler ellerini, bacaklarını, gözlerini ve hatta canlarını feda ediyorlar.
Karşılığında prim mi var? 
Vatan için karşılık beklenmez.
Üstelik onda bile bir sonuç yok.
Bu bir spor, sonuçta bir kazananı, bir de kaybedeni olacak diyeceksiniz, doğrudur ancak söz konusu Dünya üçüncüsü olan, bir misyonu olan bir Milli Takımın şu anda geldiği nokta.
Milli takımın iç yapısında bir huzursuzluk olduğundan, bunun da futbola yansıdığından bahsediyor yorumcular.
Lütfen beyler! Bu sorunları da biz çözecek değiliz herhalde. Önceki dünya şampiyonasına katılamadık, mucize olmazsa önümüzdeki Avrupa Şampiyonasına da katılamayıp heyecansız bir şekilde diğer ülkelerin maçlarını izlemek zorunda kalacağız.
Oysa ki un var, yağ var,  şeker var.
Artık bir zahmet helvayı da yapıverin!
**
Şimdi gelelim televizyon programlarının yorumlarına.
Öncelikle Mesut Yar'ın köşesinden aldığım bir yorumu aktarmak isterim sizlere:
“Muhteşem Yüzyıl'da Star TV zaman atlayıverdi. İşte biliyorsunuz önceki gece Mihrimah Sultan ve Şehzade Mehmet Lök diye hayatımıza girdi.
Çocuklar büyümüş, serpilmiş filan da bizim saray ahalisinin yerinde saymasına ne demeli?
Fantasatik tarih bilgim çok kuvvetli değil, acaba diyorum, o yıllarda saraya filan Transilvanya ahalisinden Kont Drakula'nın ısırığını yemiş birileri mi girdi? Ben Firuze'den işkilleniyorum mesela. Mimik vermeyecek kadar gergin bir yüze biz sadece Drakula/vampirli kitaplardan aşinayız; yanılıyor muyum azizim?”
**
Mesut Yar'a iki konuda hak verdim, birincisi çocuklar büyüyor, kocaman oluyor, diğerleri yerinde sayıyor, hiç yaşlanmıyor, saçlar bile beyazlamıyor. Ancak bu Muhteşem Yüzyıl'da değil, tüm dizilerde böyle. Bu konunun dikkate alındığı durumlar çok ender.
Diğeri ise, Firuze'yi canlandıran Cansu Dere'nin yüz şeklinden midir nedir, gerçekten kızcağızda mimik denen bir şey yok. Mesut Yar çok abartarak anlatmış ancak sözlerinde gerçeklik payı da yok değil. Ben diziyi beğeniyor ve izliyorum, ancak tarihe meraklı birisi olarak senaryo gereği bir çok olayın farklı yorumlandığını da izlemekteyim. Zaten bu, dizide de belirtiliyor.
Örneğin dizi Hürrem Sultan'ın bakış açısından yazılmış ve çevrilmiş. Bu şekilde bakınca birçok kişi onun yaptıklarına hak veriyor. Yani ister istemez belli bir yönlendirme oluyor.
Birçok kişi bunun bir senaryo olduğunu unutup, en basit ayrıntıyı bile tarihi gerçek sanıyor.
Yine de yapımcı ve oyuncuları kutlamak gerek, görsel açıdan kendini izlettiren bir yapım.
Gelelim “Şeflerin Düellosu”na. Puan verecek kişilerin yani jurinin yarışma dışından olması olumlu bir durum. Zira puan veren bir diğer yarışmacıysa, (örneğin “Yemekteyiz” gibi) olay bir komediye dönüşüyor. Ancak gerçek bir juri puanlıyorsa, işin içinde menfaat olmadığından sonuç daha bir adil oluyor.
Bu sefer de insanların kişilikleri ön plana çıkıyor. Yani juri olan kişi ılımlı biriyse “hayır” ya da “iyi olmamış” kelimeleri bile ağızdan kibar kibar çıkıyor, eleştirisini tatlı tatlı yapıyor. Ama bir diğeri yarışmacıyı yerden yere vuruyor, yarışmaya katıldığına bin pişman ediyor. Bunun bir örneği de “Bugün ne giysem” programı. Bir bayan juri, neredeyse tüm yarışmacıları yerden yere çarpıyor, üstelik kendisinden moda ile ilgili hiçbir vasfı ya da kariyeri olmamasına rağmen katılımcıyı dünyaya geldiğine bin pişman ediyor. Oysa ki aynı bayanın kendi giydiklerine bakıyorsunuz, Rio karnavalındaki dansçıların kıyafetlerini aratmıyor.
Oysaki bu programın diğer bayan jurisi, yarışmacıların giyim hatalarını, elenecekse nedenini gayet kibar bir dille anlatabiliyor. Üstelik bu juri üyesi moda sektörünün içinde, yani yorum yapmaya daha çok hakkı var. 
Demek ki yorum yapmak demek insanları rencide etmek aşağılamak demek değilmiş, doğrular güzel güzel de izah edilebiliyormuş.
Yarışma programlarını bilgi aşılaması açısından olumlu buluyorum. Ancak bazen soruların içeriği açısından soruluş şekli insani çıldırtıyor.
Soruyu anlamak cevabı bulmaktan daha zor. 
Ve alınan, pardon alınamayan cevaplar…
Gündeydoğu'da bir il adı söyleyemeyen üniversiteli mi istersiniz, ülkemizin ilk Cumhurbaşkanını bilemeyenler mi, Kıbrıs'ı haritada Mısır'a yerleştirenler mi, ne ararsanız var.
“Yarışma heyecanı” diyorlar, inanalım da bari daha az üzülelim.
Ve çıldırtan maç yorumları…
Benim gibi bir maçsevere bile televizyon sesini kıstıran bağırtı, çatırtı, patırtılar.
Kardeşim şu yorumları, tartışmaları birbirinize bağırmadan yapamaz mısınız?
Gelelim kültür içerikli programlara…
Onu da yorumlardım ama ben pek rastlayamıyorum, siz rastlıyorsanız haber verin biz de nasiplenelim.
Bazen bir  iki el sanatları ile ilgili çalışmalar, hepsi o kadar.
**
Demek ki neymiş?
“Ben pek izlemiyorum” diyen herkes, her şeyi izliyormuş.
Ancak bu seçimi izleyici değil, izletenler yapıyor, sen aralarından beğeniyorsun.
İzleyici, 
İzle de unutma,
Seçimi ancak sana sunulanlar arasından yapabildiğini…
Bunu bil de yine izle izlediğini…
Haftaya buluşmak üzere.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık