• 27 Mart 2012, Salı 9:45
SedefErol

Sedef Erol

DAHA GEÇ OLMADAN
 Konu hep aynı noktalara gelip takılıyor, biz yazmaktan, siz okumaktan usanıyorsunuz ancak durum yine de değişmiyor. 
Saldırı, vahşet, öfke, nefret, kaba kuvvet…
İstisnalar olsa da, mağdur genelde kadın. 
Üçüncü sayfa haberleri artık üçüncü sayfalara sığmadığından, gazetelerin her sayfası aynı özelliği taşımaya başladı denebilir. 
Nedir bunca vahşet, dehşet ve sevgisizlik?
Kanunları ve adaleti es geçip “kendi cezasını kendi kesme” arzusu?
Ya da bu cezayı kesmede kendini yetkili sayma cüreti?
Kim,nereden, kime dayanarak alıyor bu gücü de ulu orta, rahat rahat can yakabiliyor?
Aşkına karşılık bulamadın, çek tetiği…
Her gün dövdüğün karın baba evine mi kaçtı dayanamayıp, al pompalıyı, dayan kapıya…
Sevgilin terk mi etti, kes faturasını…
**
Her gün   bu veya buna benzer haberleri okuyup duruyoruz. Sevgisizlik ve hoşgörüsüzlük öyle almış yürümüş ki, çoğu zaman mağdur olan bile, kafalarda, zihinlerde suçlu yerine konabiliyor. 
“O da şöyle yapmasaydı, böyle davranmasaydı” gibi.
Ancak unutulmamalı ki şiddetin, kaba kuvvetin, hele hele cinayetin mazareti olmaz.
Üstelik bu yollara ancak karşısındakini ikna etme yeteneği olmayan, derdini anlatamayan, güçsüz ve aciz insanlar başvuruyor. 
Başvuruyor da, bu tip insan sayısı da gün geçtikçe çoğalıyor…
Bu yüzden üçüncü sayfa haberleri de birinci sayfaya taşıyor.
Trabzon'un Araklı ilçesinde bir olay yaşanıyor. Bu olay sonradan, kamera görüntülerinden yakalanıyor. Sokakta tekme ve tokatlarla ölümüne dayak yiyen küçük bir  kızın görüntüleri güvenlik kameralarına takılıyor. Başlatılan soruşturmada dövülen kız dokuz yaşındaki Zehra E., onu dövüp sokak ortasında bırakan kişinin de babası İsmail E. Olduğu ortaya çıkıyor. Gözaltına alınan baba İsmail E., ifadesinde kızını eve geç kaldığı için dövdüğünü söylüyor. Zehra E. İse babasının onu okul önünde beklettiği için kendisini dövdüğü şeklinde ifade veriyor. Adliyeye çıkarılan baba İsmail E. Tutukla-nırken, Zehra E.'nin devlet koruması altına alınması gündeme geliyor.
 Geçtiğimiz günlerde meydana gelen bu olayda baba ya da çocuğun hangisinin ifadesinin doğru olduğu çok da önemli değil, zaten ifadeler birbirine çok yakın, önemli olan babanın küçücük bir çocuğa uyguladığı şiddet. Üstelik de çok saçma bir gerekçe nedeniyle. Zaten gerekçesi ne olursa olsun, evladı bile olsa bunu yapmaya hakkı yok. Ancak işte mesele burada, birçok kişi yakınlarına şiddet uygulama hakkını kendisinde görüyor. Görüyor da, bu cesareti nereden alıyor işte ben de bunu anlayamıyorum. 
Küçücük bir çocuğa sokakta bunu yapan, evde kimbilir daha neler yapar, üstelik bu sahneleri görüp de eşine çok müşfik ve anlayışlı davrandığını söylemek mümkün mü?
Hadi çocuk devlet korumasına alındı, ya evdeki kadın ne olacak, onun da mı kendini kameralar önünde dövdürtmesi gerekiyor?
Yasalar var evet, biliyoruz. Ancak bu yasalar tüm mağdur kadınlara ulaşamıyor, ya da çaresiz insanlar korkudan hakkını aramaya kalkışamıyor.
Yukarıda anlattığım baba-kız olayında, düşünün dokuz yaşındaki küçücük bir çocuk babasından öldüresiye dayak yiyor. Bu daha çocuk, yanlış bir işi olmaz, kötülük bilmez, tam sevgiye muhtaç olduğu zamanlar. Nasıl vicdanlar var bilemiyorum.
Nur içinde yatsın canım babamın bir fiskesini görmediğim gibi, yaşadığı sürece sevgisini ve ilgisini hep üzerimde hissettim. Onun için böyle bir sevgisizliği, canavarlığı anlamam mümkün değil.
**
Bugün yazacağım diğer örnek ise, çocuk geline ailecek uygulanan işkence. Hoş küçücük bir çocuğu gelin ederek kendi ailesi de bu işkenceye ortak olmuş ya, neyse.
Olay şöyle gelişiyor:
Ankara'da yaşayan onaltı yaşındaki S.B., dokuz ay önce teyzesinin oğlu yirmi yaşındaki B.K. ile resmi nikah kıyılmadan evlendiriliyor. (Aslında bunu evlilik diye nitelememek gerek, çünkü resmi geçerliliği yok.) Sakarya'da yaşamaya başlayan çocuk gelin sürekli dövülüp işkence gördüğünü belirterek ailesine sığınıyor. Bacaklarında ve vücudunun mahrem yerlerinde yanık izleri de görülen S.B.'nin ailesi Cumhuriyet Savcılığı'na başvuruyor.
S.B. tedavi altına alınırken, kayınvalide H.K ile kayınpeder S.K. tutuklanıyor. Eşi B.K. ise serbest kalıyor.
Çocuk gelinin iddiasına göre ise daha dört aylık evliyken eşi ve kayınvalidesi şiddete başlayıp, kendisini kızgın demir sopayla dövmüşler.
Tabi bu konu henüz yargıda. Neyin ne olduğuna adalet karar verecek, ancak bu gencecik, küçük kadının da kendi kendini dövmediği ortada.
Aslında ona ilk kötülüğü kendi ailesi yapmış.
Küçücük bir çocuğu, okutup meslek sahibi yapmak varken, hem de resmi nikahı olmadan nasıl evlendirirsiniz?
Şimdi bu çocuğun ruh durumu, geleceği, hakları ne olacak? Yaşadıkları, çektikleri, kaybolan hayalleri, bunun bedelini kim ödeyecek?
Kanunlar, resmi nikahı bile olmayan bu zavallının geçirdiği travma yanına kar kalmışken hiç olmazsa maddi garantisini edinmesine yardımcı olabilecek mi?
**
Konumuz; Toplumdaki saldırı, vahşet, öfken, nefret ve kaba kuvvet,
Mağduru ise genelde kadın idi.
İşte size iki örnek.
Ben yazmaktan, siz okumaktan, kadınlar ise acı çekmekten bıktı.
Ancak  ne yazık ki toplumda “kendi cezasını kendi kesmeye kalkanların” ve,  “Ne için cezalandırıldıklarını bile bilmeden yok olup giden”lerin sayısı gün geçtikçe çoğalıyor.
Bu acılara son verecek çareler bulmanın zamanı ise geldi geçiyor…
Haftaya buluşmak üzere esen kalın, mutlu olun…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık