• 05 Kasım 2013, Salı 9:54
SedefErol

Sedef Erol

CUMHURİYET
 Cumhuriyetimizin temelinin atılmasının üzerinden doksan yıl geçti.
Ve, doksanıncı yıl da bir hafta önce kutlandı.
Bir hafta sonra da olsa ben bugün satırlarımı, cumhuriyet kazanımlarıma ve bu yolda çok özel bir yol katetmiş bir insana ayırmak istedim.
O çok özel insanın adı “Turgut Özakman”. 
Cumhuriyet tarihine verdiği sayısız hizmetlerinden en önemlileri 
“Şu Çılgın Türkler” 
“Diriliş” ve 
“Cumhuriyet” eserleridir.
Geçtiğimiz günlerde yaşama veda eden bu değerli cumhuriyet aydınının elbette daha bir çok çalışması var ancak yukarıda belirttiğim üç ünlü eseri o günleri, yaşananları, çekilen acıları bilmeyen yeni ve genç nesillere en okunaklı, anlaşılabilir üstelik roman tadında anlatması bakımından çok önemlidir.
Yüklenmiş olduğu bu misyon o denli başarıya ulaşmış olmalı ki bu kitapların her birisi sayısız kez basıldı, genç nesiller tarihimiz hakkında gerçek bilgilere ulaşmış oldu.
Zira bu eserlerin her birisi yazarın en az elli yıllık belge ve doküman toplaması ve hayatta kalan gerçek tanıklarla yaptığı söyleşiler sonucu ortaya çıkmıştı. 
Belki de bir çoğunuzun soluksuz okuduğu bu eserlerle ilgili bilgilere tekrar döneceğim. 
**
Konumuz cumhuriyet.
Geçmiş bilgilere dönmekte, bazı şeyleri hatırlatmakta yarar var. İşte ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün cumhuriyetin ilanından hemen sonra söylediği ve her türk vatandaşının hafızalarına kazıması gereken ünlü sözleri:
- Cumhuriyet öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık İcabında müesselelerimizi müdaafa için lazım olanı yapmaya hazırız. (1923) 
- Temeli büyük Türk Milleti'nin ve onun kahraman evlâtlarından mürekkep büyük ordumuzun vicdanında akıl ve şuurunda kurulmuş olan Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan mülhem prensiplerimizin bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceği fikrinde bulunanlar, çok zayıf dimağı bedbahtlardır. Bu gibi bedhahların cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde layık oldukları muameleye maruz kalmaktan başka nasipleri olmaz. Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Ve Türk milleti emniyet ve saadetinin kefili olan prensiplerle medeniyet yolunda tereddütsüz yürümeye devam edecektir. (1926)
**
Atatürk'ün her bir sözü ayrı bir önem taşımakta elbette ancak, Cumhuriyet'in nasıl kazanıldığı ve neden yaşatılması gerektiği hakkındaki bu sözleri 29 Ekim'in değerini bir başka yansıtmakta.
Yoksa her bir sözü ayrı bir ders, adeta akademide incelenmesi gereken bir bilim dalı. Altmış yıldır Gazi'yi inceleyen araştırmacı yazar Eriş Ülger'in deyimiyle:
“Bugün Atatürk hayatta olmuş olsaydı dünyanın kompozisyonu çok daha başka olurdu!”
**
Kendisine “Son Sümer Kraliçesi” de denilen Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ bir Cumhuriyet kadını. İlerleyen yaşına üç savaş, Cumhuriyetin kuruluşunu ve bugünlere kadar getirdiği bilim kadınlığını sığdırmış.
Doksandokuz yaşında olmasına rağmen pırıl pırıl bir hafızaya sahip.
Cumhuriyet bayramı dolayısıyla bir gazetede yer alan söyleşisinden Cumhuriyet ve kadınlar ile ilgili olan bölümünü aktarmak istiyorum sizlere.
Soru: Atatürk, toplumda kadının statüsünü nasıl değiştirdi sizce?
Muazzez İlmiye Çığ'ın cevabı: Toplumda kadının durumu medeni kanunla değişti ama dediğim gibi kadınımız da hazırmış bu değişikliğe. Yanlız kadınlar değil erkekler de bunu hemen kabul etti.
Soru: Atatürk döneminde kadına öyle bir değer veriliyor ki, dünyanın ilk kadın savaş pilotu bir Türk kadın. Şimdi sizce kadına nasıl değer veriliyor? 
M.İ.Çığ: Evet Sabiha Gökçen ile kadınımıza savaş pilotu bile olabilirsiniz, korkmayın, her işe atılın dedi. Afet Hanıma da bilim yaptırarak kadınlara isterseniz bilim de yaparsınız dedi.
Soru:  Atatürk Medeni Kanun'la nasıl bir anlayış getirdi ve kadın erkek ilişkilerini nasıl değiştirdi? 
M.İ.Çığ:  Medeni kanunla kadın eşitliği, aile hukuku geldi.
**
Bugün ülkelerin medeniyet seviyeleri kadına verdikleri değerle ölçülür oysa ki Atatürk bunu Türk kadını için 1920'lerde, 23'lerde, 26'larda düşünmüştü. Yanlızca düşünmekle kalmayıp uygulamaya da geçirmişti. O'nun o zamanda düşünüp uyguladığıyla, bugün dünyanın geldiği noktayı göz önüne almak bile Ata'yı anlamaya yeter.
**
Bu Cumhuriyet temalı yazımda fazla klasik, beylik cümle kurmak istemiyorum. Cumhuriyet'e büyük hizmet etmiş bir neferin Turgut Özakman'ın üç büyük eserinin okumayanlar için bir parça tanıtımını yapmak amacım. Yaşamının elli yılını ulusunun kurtuluş mücadelesini gelecek nesillere aktarabilmek için büyük bir uğraş ve emek içerisinde geçiren bu fedakar insan gittiği yerde ışıkları boğulsun, vatanına karşı görevini tamamlamanın huzuruyla nurlar içinde uyusun…
Şimdi görev tarihini bilmeyenlerde…
İşte “Şu Çılgın Türkler” önsözünden yazarın anlatımıyla;
“Gençlerimize uzun zamandır Milli Mücadele'yi gerektiği gibi anlatamıyoruz. Bu yüzden şimdiki birçok orta yaşlılar da Milli Mücadeleyi iyi bilmiyor,  bilmemek oranı gittikçe artıyor. O görkemli olayı eski, soluk fotoğraflara benzettik. Oysa cumhuriyetimiz bu mücadelenin ürünü ve kaçınılmaz sonucudur. Yeni devletin kuruluş felsefesini bu mücadele belirlemiştir. Anadolu aydınlanması, birliği ve yurttaşlık bilinci o büyük mücadeleyle başlamıştır. O dönem bilinmeden bugünü okuyamayız, yarını göremeyiz.”
“Dünyadaki en meşru, en ahlaklı, en haklı, en kutsal savaşlardan birinin, emperyalizme karşı verilmiş ve kazanılmış kurtuluş savaşının bir millileşme ihtilalinin romanı, şaşırtıcı bir yakın zaman destanı…”( kitabın tanıtım bölümünden)
**
Ve yazarın Çanakkale savaşını anlatan “Diriliş Çanakkale 1915” eseri.
“Şu Çılgın Türkler” den sonra Diriliş'i kaleme almasını ise bakın şöyle açıklıyor kitabının önsözünde:
“Tarih sırasına uyarak önce Çanakkale'yi yazıp bitirmeliyim diye düşündüm. Çünkü Çanakkale bir dirilişti, Türk'ün geri dönüşünü, Milli Mücadele'nin ve Cumhuriyet'in habercisi, taç kapısı, arifesiydi, yeni Türkiye'nin önsözüydü. 
Hazır olduğunu sanarak başladım. Epeyce de yazdım ama sürdüremedim. Hazırlığımın yeterli olmadığını anladım.
Milli Mücadele'yi yazmaya hazırdım. Bu konuda neredeyse elli yıllık birikimin beni “yaz” diye zorlayıp duruyordu zaten. Onu her aşamasıyla yaşamaktaydım. Bu nedenle önce Şu Çılgın Türkler'i yazdım.
Yazar bundan sonra gerekli hazırlıklarını tamamladığında Diriliş Çanakkale 1915'i yazıyor. Kitabın hazırlanışı ile ilgili gerekli bilgi ve ayrıntılar önsözünde yer almakta. 
Bende bulunan 2008 yılı basımı, elli dördüncü baskısı olduğuna göre, ne kadar okunduğunu varın siz hesaplayın!
**
Ve 2 cilt halinde yayınlanan son eser “Cumhuriyet Türk Mucizesi”. 
Özellikle ilk cildi ayrıntıları basında pek yer almamış Lozan sürecini anlatmakta. Okumak ve bu ülkenin yanlızca cephede değil, masada da ne zorluklarla kazanıldığını iyi bilmek gerek.
Hepinizin, hepimizin Cumhuriyet bayramı, Cumhuriyetimizin doksanıncı yılı kutlu olsun.
Bu güzel vatanı bizlere armağan edenlerin, bu uğurda emeği geçenlerin, kanlarını, canlarını yitirenlerin aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyorum.
Yeniden buluşuncaya dek esen kalın…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık