• 14 Haziran 2016, Salı 9:18
SedefErol

Sedef Erol

CASSIUS CLAY ya da MUHAMMED ALİ
 Cassius Marcellus Clay Jr….
Yani bildiğiniz Muhammed Ali… 
Tüm zamanların en iyi boksörü olarak kabul edilen bir sporcu.
Yetmişdört yıllık yaşam serüveni geçtiğimiz günlerde noktalandı. 
Ölüm nedeni, otuz iki yıldır muzdarip olduğu Parkinson hastalığına bağlı solunum yetmezliği…
Parkinson'un muhtemel nedeni ise spor yaşamı boyunca aldığı darbeler. 
Bugünün ortalama yaşam süresine göre pek de uzun sayılmayacak ancak onurla geçirilen bir ömür, gerçek bir azim ve mücadele öyküsü.
Bu ilginç ve onurlu yaşamı paylaşmadan önce, belleğimdeki çocukluk anılarımı ve sizlerin yaşanmışlıklarınızı bir tazeleyelim isterseniz… 
Kaloriferin henüz yaşamımıza girmediği, televizyon denen aletle ilk tanıştığımız yıllar…
Sabaha karşı dört-beş sıraları, buz gibi odaya canım babacığım bizi uyandırır (geceden sıkı sıkı tembihlemişiz) kuruluruz televizyonun karşısına, başlarız Muhammed Ali'nin maçını seyretmeye. 
ABD ile aramızdaki saat farkından dolayı maçları hep sabaha karşı olur, bizim saatimizle. Soğuk odada uykulu ve titreyerek izlediğim o maçların heyecanı bizleri yerimizde hop hop hoplatırdı.
Yerinde duramamasıyla ünlü Muhammed Ali de ringde bir o yana, bir bu yana zıplar, “Kelebek gibi uçar, arı gibi sokarım” sloganıyla rakiplerine korku salardı.
Sabahın erken saatlerinde yaptığımız bu fedakarlık çoğunlukla boşa çıkmaz, maç sonunda yataklarımıza mutlu-mesut geri dönerdik.
Zira öyle bir kariyer ki; yaptığı tüm maçlar sonucu:
56 galibiyet (Bunların 37'si nakavt)
5 yenilgi…
(Bu bilgiler profesyonel olduğu dönemi kapsıyor.)
Çocukluğumun ilk yıllarında muhtemelen Muhammed Ali'nin İslamiyet'i seçmesi önem arzetmişti, belki basın o yüzden dikkate almıştı, belki bu nedenle ilgimizi çekmişti, olabilir. 
Ancak daha sonra ırkçılığa karşı mücadelesi, kişiliğinden ödün vermemesi, bildikleri ve inandıkları uğruna bedel ödemesi, asla eğilip bükülmemesi, düştüğünde yerinden kalkabilmesi…. işte Muhammed Ali'ye benim gözümde değer katan unsurlar giderek bunlar olmaya başladı.
Anısını yadetmek üzere bu ilginç yaşam öyküsüne bir göz atalım isterseniz… Boksla 12 yaşında tanıştı. Altın Eldiven Şampiyonasında amatör kayıtlara girdi. 1960'ta Roma'da ağır hafif siklette altın madalya alarak profesyonel lige döndü. 18 yaşında Roma Olimpiyatlarında altın madalya kazanınca ünlenmeye başladı.
1964 te Dünya Şampiyonu olduktan sonra İslamiyet'i seçti. Gençliği ABD'de ırk ayrımcılığının en yoğun olduğu dönemlerde geçiyordu. 
1960 yılında, olimpiyat şampiyonluğunu kazanmış altın madalyalı bir boksörken Ohio'da bir restorana gitti, siyah olduğu için içeri almadılar. 
Ohio nehri kıyısına gitti, olimpiyat madalyasını nehre fırlattı. (1996 Atlanta Olimpiyatlarında bu madalyanın yerine başka bir altın madalya kendisine verildi.)
1967 -1970 arası boksa ara vermek zorunda kaldı.
Nedeni, gitmediği Vietnam Savaşı.
“Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım” diyerek savaşa katılmayı reddettiğinden beş yıl hapis ve onbin dolar para cezasına çarptırıldı. Boks lisansı ve pasaportu elinden alındı, maddi zorluğa düştü. 1970'te temyiz sonucu tekrar boksa döndü. 1971'de Joe Frazier ile yaptığı “Asrın maçı”nı kaybetti. Daha sonra Ken Norton'a sayı ile yenilince kariyerinin bittiği düşünüldü. Ancak Muhammed Ali'yi yeterince tanımayanlar yanılıyordu. 
Önce rakip boksörleri, sonra Ken Norton'u yenip rövanşı aldı.Daha sonra 1973'te önce Joe Frazier ardından Goerge Foreman, Muhammed Ali'ye nakavt oldular.
Bu bir yeniden dirilişti.
1978'de “Dünya Şampiyonluğu'nu üç kez elde eden ilk boksör ünvanını kazandı.
Boksu 1978'de şampiyon olarak bıraktı. 1984'te Parkinson hastalığına yakalandı. Parkinson hastası iken iki maç daha yapıp kaybetti.
Otuz iki yıldır çiftliğinde Parkinson ile mücadele eden Muhammed Ali, sonunda hayata veda etti. 
Otoriteler onu yalnızca “Çok başarılı bir sporcu” olarak değerlendirmiyor, “Hep daha iyisini yapmaya çalışan” kişiliği de sporculuğu kadar ön planda.
Yaşamı, 2001 yılında Hollywood'da filme alındı, Ali'yi ünlü oyuncu Will Smith canlandırdı.
Onbir Eylül saldırılarında sıfır noktasına giderek ölenlerin yakınlarına destek verdi ve şu açıklamada bulundu:
“Beni asıl inciten İslam adının bulaştırılması ve sorun çıkarılıp nefret ve şiddete yol açılması. İslam, katil dini değildir. İslam, barış demektir. Evde öylece oturup insanların sorunun kaynağı olarak Müslümanları yaftalamalarına seyirci kalamazdım.”
***
Muhammed Ali'den ilginç bir gerçek öykü:
Ali'nin cüzdanında sürekli taşıdığı tek resim, bir filozofun resmiydi.
O resimdeki kişi yüzyılın en büyük felsefecilerinden olan Bertrand Russel'dı.
Muhammed Ali, otobiyografisinde bu olayı şöyle anlatır:
“Ahizeyi aldım, telefondaki ses: 
-Muhammed Ali'yle mi konuşuyorum? 
-Evet Bay Russell, sizi dinliyorum.
-Tebrik ederim. Şampiyonlar genellikle iktidarın kuklasıdır. Siz öyle değilsiniz. İşgal ordusuna katılmayı reddetmeniz takdire şayan.
O günlerde sık yaptığım bir espriyi yapıştırdım:
-Göründüğüm kadar aptal değilmişsin ahbap..
Birkaç ay sonra, boks lisansımı elimden alan adamlarla görüşmeye gitmiştim. Bekleme salonunda oturuyordum. Bir baktım ansiklopedi. Rastgele bir cildi çektim, karıştırmaya koyuldum.
A-ha! Bertnard Russell! 20. yüzyılın en önemli matematikçi ve filozoflarından biri olarak tanıtıyordu… Üstelik Nobel Edebiyat Ödülü almıştı! Ve ben bu adama “Göründüğün kadar aptal değilsin ahpap” demiştim. Utancımdan yerin dibine girdim. 
Derhal Bertnard Russell'ı aradım:
-Efendim, lütfen bağışlayın. Ben Louisville'de doğmuş bir serseriyim. Sizi tanımıyordum. Kabalık ettim.
-Hiç de değil. Lütfen dert etmeyin. Af dilemenizi gerektiren bir şey yok. Bu arada, eşim de size selamlarını iletiyor.
Russell'ın tüm kitaplarını okudum. Çok sevdim. Öyle ki, onun bir fotoğrafını sürekli cebimde taşıyordum. Sık sık telefonlaştık. Bir fırsatını bulup görüşmek istiyorduk. 1970'te Londra'ya gittiğimde aradım, kısa bir süre önce ölmüştü. Cebimden fotoğrafını çıkarıp baktım:
Hakikaten de: göründüğü kadar aptal değildi.”
***
Çocukluğumuzun ve o dönem gençliğinin altın çocuğu olan Muhammed Ali, kuşkusuz yalnızca sportif başarısıyla değil, dik duruşu, mücadeleci karakteri, azmi ve dönemine damga vuran ses getirici icraatleriyle “Unutulmazlar” arasındaki yerini alacak.
Daha önce yazdıklarım gibi, sen gidersin geriye bıraktıkların kalır…
Ne bıraktıysan…
Ne bıraktıysan…
Son satırlar da, Obama'nın açıklamalarından:
Belki de gerçeğin en net ifadesi:
“Muhammed Ali en iyisiydi. Ring dışındaki mücadelesi ünvanına mal olabilirdi. Solda ve sağda ona hakaret edildi, hapse bile giriyordu. Ancak duruşunu korudu ve onun zaferi Amerika'nın bugünkü haline gelmesine yardımcı oldu.
Herkesin en şahane dövüşçüsü sonunda huzur bulsun”
……….
………
Haftaya buluşuncaya dek,
Esen kalın,
Hoşça kalın…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık