• 11 Mart 2014, Salı 9:17
SedefErol

Sedef Erol

ÇANAKKALE ve BUGÜN
Gelibolu…
İlk ve tek ziyaretim yıllar öncesine rastlar. 
Gecikilmiş, ancak yıllarca özlenip beklendikten sonra ulaşılmış bir rüya gibi.
Yarımadanın, şehitliklerin, o görkemli anıtın atmosferini ise ancak gidip gören bilebilir.
“Anlatılmaz, yaşanır” derler ya,
İşte Gelibolu öyle bir yer.
**
18 Mart Çanakkale Zaferi yıldönümünün henüz gelmediğini biliyorum,
Ancak hem gününden önce hatırlamaya ve hatırlatmaya başlamak, hem de sözümü farklı bir noktaya bağlamak istiyorum.
**
Bir rüya gibi başlamıştı Gelibolu serüveni…
Baştan sona, tarih dolu bir duygu yükü…
Etkilenmemenin, o anları hafızalarda yaşatmaya çalışmamanın olanağı yok…
Özellikle daha önce ziyaret edemeyenler için;
Mutlaka gitmeli ve çocukları da götürmeli…
Yeni nesil bu destanı yaşayarak bilmeli;
Çünkü şehitliklerle kaplı Gelibolu
Hala yaşamakta…
**
Şehitliklerle dolu Gelibolu…
Mezarlar…
Mısır'lı Musa Çavuş,
İzmirli Osman,
Tokatlı Mehmet,
Giresunlu Ahmet,
Ve daha niceleri…
Ve gelelim Gelibolu'nun diğer sakinlerine;
Thomas Wright
Yaş 16  Trompetçi
**
Eric Watson
Yaş 18  Sıhhiye
**
Ve daha niceleri…
Bunlar da birer Fatiha hak etmez mi?
Tanrı her dilden, her dinden duayı kabul etmez mi?
Kimi Anzak,
Kimi Hintli,
Kimi Senegalli…
İngilizlerin peşine takılıp getirilmişler,
Ne için geldiklerinden, ne için öldüklerinden bihaber.
Ölen sömürgeler, kazanan İngilizler olacak
Hesap tutarsa
Ama tutmuyor
Bir yiğit, gözü pek Mustafa Kemal
Ve onunla birlikte ölmeye hazır binlerce Türk var.
**
Kolay olmuyor Çanakkale Savaşını kazanmak,
Onun için de adına “Çanakkale destanı” deniyor.
Açlık, yokluk, ilaçsızlık, sayıca düşman askerinden azlık, askeri mühimmat eksikliği, tüm olumsuzlukların hepsi mevcut.
Ancak savaşları her zaman en çok silahı ve askeri olan kazanmıyor.
Bunun için çok daha başka şeyler gerek;
İnanç, yürek ve istek…
**
Dünyanın en çetin şartlarda geçen savaşlarından biri olduğu söylenir Çanakkale Savaşı için.
İşte bir örnek: Yaşar Aksan'ın, “Bir Avuç kan, bir avuç toprak, ÇANAKKALE” eserinin arka kapağından alıntı:
“Cephede savaş son hızıyla devam ediyordu. Bombalar patlıyor, Mehmetçikler birer birer toprağa düşüyordu. Cephe gerisindeki sıhhiyeler, doktorlar ve hemşireler yaralılara yetişemiyorlardı. Durumu ümitsiz olanlarla bir kenara ayrılıyor, iyileşecek gibi olanlarla ilgileniliyordu.
Vücudunun büyük bölümü parçalanmış, bağırsakları dışarı çıkmış bir Mehmetçik getirildi. 
Doktor onu görünce:
- Götürün bunu…diğeri, dedi
O sırada yaralı asker:
- Baba benim, deyince doktor:
- Oğlum, oğlum, diyerek sarıldı.
Ama yapılacak hiçbir şey yoktu. Yeni gelen, tedavisi yapılarak tekrar cepheye gidebilecek başka askerlerle ilgilenmek zorundaydı. Kendi oğluna ancak ertesi gün sıra gelmişti.
Ama oğlu çoktan toprağa verilmişti.
İşte bu nedenle “Çanakkale geçilmezdi” 
Ve geçilmedi…”
**
Çanakkale savaşı, aynı zamanda dünyanın en centilmen savaşlarındandır. Çetin şartlar altında savaşan her iki tarafın askerleri zaman zaman birbirlerine ilaç, su, yiyecek atıp yaralarını dahi sarmışlardır.
Yine aynı kitaptan yaptığım bir başka alıntı:
20 Temmuz 1915
Router Telgraf Ajansı Muhabirinin Londra Haber Ajans Merkezine geçtiği haber:
“Türkler pek merdana, soylu bir tarzda harp ediyor. Bunlardan biri, şiddetli ateş altında olduğu halde askerlerimizden birinin yarasını sarmak gayretinde. Diğer yaralı, Avusturalyalı askerin yanına bir şişe su bırakarak insani bir harekette bulunur. Mert Türk askerlerinden bir başkası, İngiliz siperlerinden uzak bir mevkide yaralı düşüp, saatlerce aç ve susuz, güçsüz kalan İngiliz askerlerine ekmek vererk yüce bir davranış gösteriyor. Türklerle çarpışan İngiliz askerlerinin hemen hepsi, Türkler tarafından İngiliz esirlerine iyi davranıldığı konusunda hemfikirler.”
Ve; 
Boğaz girişinde batan Saphir adlı Fransız denizaltısından Türk askerlerince kurtarılan Elektrik Çavuşu Logal ailesine gönderdiği mektupta şöyle der: ”Tahliye sandalı gelinceye kadar yarım saat suda kaldık. Kurumuş yaprak gibi tir tir titriyorduk.
Lakin Türk zabitleri bizi çok hoş karşıladı. Sandal içinde zabitlerde biri bana ceketini verdi. Türk mülazımı kıyafetine girdim. Bizi hemen ısıttılar. Bir şişe rom getirdiler. Bir nefescik rom çekmek, bilsen ne kadar büyük bir iyilik icra etti. Bizi bir kışlaya götürdüler. Orada bize elbise verdiler. Zira denize düşerken çırılçıplak olmuştuk. Bizi İstanbul'a getirdiler. Bulunduğumuz mahalleye arada sırada Türk zabitleri geliyor, bize sigara paketleri ikram ediyorlar. Hemen ekserisi Fransızca biliyor. Halbuki biz başka türlü muamele göreceğimizi zannediyorduk.”
Bu, acı ama aynı zamanda yiğitlik, cesaret ve centilmenlik dolu savaş ait birçok yazılı belge var, yaz yaz bitmez.
Önemli olan kazandırdıkları, düşündürdükleri…
Özellikle düşündürdükleri..
Bir de bugünün düşündürdükleri…
İçinde yaşadığımız toplum, yitirilen değerler,
Ve cebindeki onbeş lira için boş bir sokakta dövülüp darp edilen kör bir vatandaş..
Yaralı düşman askerini sırtında taşıyan, çıplak ayakla harp meydanlarında savaşan bir nesilden, içinde görme özürlü vatandaşları dövüp,  soyan caniler yetiştiren bir topluma dönüşmek…
Bu bir “kabus” olmalı…
Haftaya buluşmak dileğiyle…
Not: Bu arada, hatırlayan ve kutlayan genellikle biz kadınlar olsak da, tüm kadınların “dünya emekçi kadınlar günü'nü yürekten kutlar, hepimize kadın-erkek ayrımı yapılmayan eşitlikçi bir toplumda mutlu bir yaşam dilerim…” 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık