• 05 Eylül 2017, Salı 8:56
SedefErol

Sedef Erol

ÇAĞIN VEBASI
 Öncelikle Türk ulusunun önemli günlerinden biri olan 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun, bu ülkeyi bize armağan eden başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere onun silah arkadaşlarının ruhları şad olsun.
Türk milletine sonsuza dek bu bayramı kutlamak nasip olsun.
Ayrıca İslam aleminin en önemli bayramlarından olan geçmiş Kurban Bayramı da hayırlara vesile olsun, ülkeme mutluluk, bolluk, bereket getirsin.
Diyelim ve bu haftaki konumuza başlayalım:
Suratınız ekşiyecek biliyorum ama bu günkü konumuz ülkemizde ve dünyada giderek yaygınlaşan obezite olayı.
Önce neymiş bir bakalım:
“Bilindiği üzere beslenme, anne karnında başlayarak yaşamın sonlandığı ana kadar devam eden yaşamın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır.
İnsanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan besin öğelerini yeterli ve dengeli miktarda alıp vücutta kullanabilmesidir.
Karın doyurmak, açlığı bastırmak, canının çektiği şeyleri yemek veya içmek değildir.
Günlük yaşamda bireylerin (gebe, emzikli, bebek, okul çocuğu, genç, yaşlı, işçi, sporcu, kalp-damar, şeker, yüksek tansiyon hastalığı, solunum yolu bozuklukları vb.) yaşa, cinsiyete, yaptığı işe, genetik ve fizyolojik özelliklerine ve hastalık durumuna göre değişen günlük enerjiye ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir yaşam sürdürmek için, alınan enerji ile harcanan enerjinin dengede tutulması gerekmektedir.
Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının yüzde 15-18'i, kadınlarda ise yüzde 20-25'ini yağ dokusu oluşturmaktadır.
Bu oranın erkeklerde yüzde 25, kadınlarda ise yüzde 30'un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır.
Günlük alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, harcanamayan enerji vücutta yağ olarak depolanmakta ve obezite oluşumuna neden olmaktadır.
Buna paralel olarak, günümüz teknolojisindeki gelişmeler, yaşamı kolaylaştırmakla birlikte, günlük hareketleri önemli ölçüde sınırlamıştır.
Anlaşılacağı üzere obezite, besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması (yüzde 20 veya daha fazla) sonucu ortaya çıkan, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü tarafından da obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmıştır…”
Obezitenin açılımı böyle.
Dünyada giderek tehlikeli boyutlara ulaşan ve çağın hastalığı olarak kabul edilen obezite olayında bakalım ülkemizin durumu neymiş:
“Türkiye'de özellikle kadınlar arasında yaygın olan obezite sorunu bir dizi sağlık sorununu beraberinde getirmesinin yanı sıra, ekonomik verimi de azaltıyor. Ekonomik işbirliği ve kalkınma örgütünün (OECD) yayınladığı verilere göre, 35 üye ülkenin nüfusları içinde her beş yetişkinden biri obezite sorunu yaşıyor. Türkiye nüfusu içinde obezite oranı 15 yaş üstündekilerde yüzde 22.3'ü bulurken, kadınların yüzde 29.2'si, erkeklerin yüzde 15.3'ü obez olarak tanımlanıyor. Türkiye'de obezler ile fazla kiloların toplamı ise nüfusun 55.4'ünü oluşturuyor.
Bu verilere göre Türk kadınları, obezite oranı bakımından OECD ülkeleri içinde ABD, Meksika, Yeni Zelanda, Macaristan ve Şili'nin ardından 6. sırada yer alıyor.
OECD üyeleri içinde Uzak Asya ülkeleri Güney Kore ve Japonya'da kadınlar arasında obezite oranı yalnızca yüzde 4.6 ve 3.1 olarak ölçülürken, İsviçre ve İtalya'da oranlar yüzde 10'un altında seyrediyor.
OECD genelinde obezite oranı ortalaması tüm toplumlarda yüzde 19.5, kadınlarda yüzde 20, erkeklerde yüzde 19 olarak gözüküyor.
OECD verilerine göre, düşük eğitimli kadınlar arasında obez veya fazla kilolu olma ihtimali yüksek eğitimlilere göre 2-3 kat daha fazla.
Japonya ve Güney Kore'de obezite oranı yüzde 4.6'yı bulmazken, özellikle İngiltere, Meksika ve ABD'de 1990'lardan itibaren obezite ve fazla kiloluluk sorunlarının hızla yaygınlaşması dikkat çekiyor. Ancak son yıllardaki kampanyalar sayesinde bu yaygınlaşma hızı yavaşlıyor. Kadınlar arasında obezite daha fazla görülmesine rağmen, erkekler arasındaki yayılma hızının daha yüksek olduğuna dikkat çekiliyor.
Yine OECD'ye göre, eğitim seviyesinin ve sosyo-ekonomik koşullarının obezite oranları üzerinde etkili olduğu belirtilerek şu konuya dikkat çekiliyor:
-Obezite bir yandan emek piyasası verimlerine zarar verirken, diğer yandan var olan sosyal eşitsizliklerin körüklenmesinde etken oluyor.
Obez kişilerin iş şansı daha düşük, istihdam edilme ihtimalleri daha az ve emek piyasasına yeniden girmekte daha çok zorlanıyorlar.
Obez kişiler daha çok hastalık izni aldıkları ve daha az saat çalıştıkları için daha az üretkenler ve obez olmayan kişilere göre yaklaşık yüzde 10 daha az kazanıyorlar.
Obezite ve ona bağlı emek piyasası sonuçlarıyla mücadele etmek sosyal ve sağlık eşitsizliklerinin oluşturduğu kısır döngüyü kırmaya yardımcı olacaktır.
Notta, Türkiye'nin 2013 yılından itibaren sağlık için hareket etme ve porsiyonları küçültme kampanyaları yürüttüğü belirtiliyor…”
…….
Gördüğünüz gibi dozu giderek artan obezite sorunu, dünya için tehdit oluşturmaya devam ediyor.
Hareketsiz yaşam, fast food gıdalar gibi olumsuz etkenler de bu durumu tetiklemeye devam ediyor.
Üstelik sonucu yalnızca kilolu, yağlı vücutlar olmakla kalmıyor, obezlerin ya da fazla kiloluların iş hayatını da olumsuz etkiliyor.
…..
İç açıcı bir yazı olmadığının ancak çağımızın bir gerçeğine parmak basmanın yararlı olacağı kanısıyla yazdım bu yazıyı.
Ben de dahil olmak üzere alınan ve harcanan kalori miktarına dikkat etmemiz gerekiyor.
Üstelik Türkiye tam da obezite listesinin başlarında kendine yer bulmuşken….
….
Haftaya mutlu ve sağlıklı günlerde buluşabilmek dileğiyle.
Esen kalın,
Hoşça kalın sevgili okurlar…





MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık