• 19 Mayıs 2015, Salı 9:30
SedefErol

Sedef Erol

BİR ZAMANLAR…
 Seçimlere çok az bir zamanın kaldığı şu günlerde siyasi tansiyon iyice kızıştı, liderler meydanlarda son kozlarını oynamakta.
Dikkatimi çeken bir nokta, tüm meydanların tıklım tıklım dolu olması.
O zaman şu soru geliyor aklıma;meydanlar bu kadar doluyorsa, seçimlerde oy kullanma oranı neden düşük çıkıyor?
Oysa ki oy kullanmak bir vatandaşlık görevidir, üstelik hem haktır, hem görevdir.
Bu gerçeği atlamayalım ve ülkemizin geleceğini ciddiye alalım…
**
Bugün kadın cinayetlerinden, olumsuz haberlerden, hayvan işkencecilerinden, siyasi söylemlerden uzaklaşarak mesleki anılarımı paylaşmak istedim sizlerle.
Hoşluk ve değişiklik olsun diye elbette.
Emekli olalı on yılı geçti diyelim. Ne kadar zaman geçmiş şimdi yazarken farkediyorum. Yirmiiki yıl severek sürdürdüğüm zorlu ancak bir o kadar da zevkli bankacılık mesleğini, oğlumun tahsilinin devamını sağlamak için bırakmak zorunda kalmış, emekliliğimi istemiştim. Hala onca yıl çalıştığım bankama gittiğimde, bankoların arasına geçmemek için kendimi zor tutuyorum.
Her mesleğin kendine göre zorluğu vardır da, bankacılık da ayrı bir olaydır. Hem çok zevklidir, hem çok kişisel özveri gerektirir.
İnsanlarla içiçe icra edilen tüm mesleklerde olduğu gibi bizim meslekte de türlü çeşit insanla karşı karşıya gelinir. İyi niyetlisi olur, uyanığı olur, çalışan zaman içinde darbeleri yedikçe pişer, akıllanır, hangi duruma ne şekilde yaklaşacağını bedelini ödeyerek öğrenir.
Bugün olumlu konuları aktarmak istediğimden, ben aklımda kalan gülünç olayları anlatayım sizlere…
**
Bankada çalışmaya başladığım ilk yıllardı. Bir On Kasım sabahındayız, sirenlerin çalmasını bekliyoruz. Saat tam dokuzu beş geçiyor, kapıdan bir müşterinin girmesiyle sirenlerin çalması aynı saniyeye rastladı. Müşteri girerken sirenler başladı, biz tüm çalışanlar ayağa fırlayıp hazırol vaziyetine geçtik, ancak müşteri durumun (yani sirenlerin) farkında değil, “arkadaşlar rahatsız olmayın, oturun lütfen” diyor, biz kahkahayı patlatacağız ancak durumun ciddiyetine olan saygımız buna izin vermiyor, giren müşteri ise kendisine gösterildiğini sandığı bu ilgi karşısında ezilip büzülüyor ve “ne olur yerinize oturun, ben rahatsız oluyorum” diye feveran edip duruyor, o bir dakika geçti, hepimiz koptuk, yerlere yattık, müşteri işte olayı o an farketti, hep beraber dakikalarca gülme krizine tutulduk, o günü hiç unutamam…
**
O yıllarda gişede memurum, Ahmet adlı bir arkadaşımla birlikte Kambiyo servisinde çalışıyoruz. Yurt dışından havalesi gelen müşterilerimiz ağırlıkta. Bunlar daha çok kocaları yurt dışına çalışmaya gitmiş, aydan aya eşlerinden düzenli havale gelen ev hanımları.
Bir gün bir bayan havale sormaya geldi, havalesi gelmemiş, ertesi gün yine geldi, yok. Sonra yine geldi, yok. Bu böyle sürüp gitti.
Burada bir açıklık getireyim, insanlar havale bankaya geldi, banka bekletiyor sanır, bankacı da gelen havaleyi bir an önce ödeyeyim, havale listem temizlensin diye uğraşır, yani gelen havaleyi bekletme diye bir şey yok, bankaya yararı da yok, ancak nedense böyle bir inanış var.
Neyse, bu bayan tekrar geldi, yine havale yok (elbette gönderen yollamadığından) bizimle hiçbir ilgisi olmadığı halde kadıncağız o kadar bağırdı, o kadar bağırdı ki arkasından ben kendimi tutamayıp arkadaşa:
-Ahmet bu kadının eşi herhalde fazla dayanamamış ölmüştür dedim.
Ahmet de bayanı tanıyormuş şöyle yanıtladı:
-Ölmedi ama adam Japonya'ya çalışmaya gitti ve bir daha da dönmedi!...
**
Bir gün bir arkadaş yine havale ödemesi yapacak ancak havale alıcısı hüviyetini getirmemiş olmalı ki, hüviyetsiz ödeme yapılmasında ısrar ediyor ve görevliyi kendisini tanımamış olmakla suçluyor. Memur arkadaş en sonunda dayanamadı ve :
-Nereden tanıyacağım ben seni, sen Cüneyt Arkın mısın deyiverdi, zira o günlerin idolü Cüneyt Arkın'dı.
**
Yine trajikomik bir olay:
Bir bayan devamlı yurt dışından havale soruyor, hem de yüklü miktarda. Temsili bir isim kullanalım, örneğin Fatma Demir adına (yani kendi adına) havale soruyor diyelim, bir, iki, üç, beş, derken o yüklü miktarda havale geliyor ve hüviyet ve adres teyidiyle havale ödeniyor. Bizim için konu kapanıyor. Ancak bir süre sonra başka bir Fatma Demir ortaya çıkıyor, aynı miktarlı havaleyi soruyor. Ara, tara derken bu havalenin zaten aynı adreste Fatma Demir'e ödendiği belirleniyor (isim temsilidir.)
Peki bu nasıl oluyor?
Bir köy adresi olan aynı adresteki iki Fatma Demir, biri kaynana, biri de gelindir. İsimleri aynı, adresleri aynı. Aslında havale kaynana Fatma Demir'e ait. Gelin Fatma Demir, durumu öğrenince, bankadan havaleyi takip ederek ve isim ve adres benzerliğinden yararlanarak havaleyi alır.
Yani bankanın bir suçu yok.
Aile içi halledilen bir mesele.
Ne yaptılar bilemiyorum.
**
Her mesleğin zor ve güzel yanları, handikapları var, bunlar benimkilerden bazıları.
Elbette birçokları bende saklı.
**
Bugün sizi farklı bir boyuta taşımak istedim.
Umarım başarmışımdır.
Haftaya buluşabilmek dileğiyle, mutlu sağlıklı ve huzur dolu günler sizlerin olsun…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık