• 09 Eylül 2014, Salı 9:31
SedefErol

Sedef Erol

BİR ZAMANLAR...
 Bugünkü yazıma, Soner Yalçın'ın, geçtiğimiz günlerde bir gazetede yayınlanan yazısından yaptığım bir alıntı ile başlamak istiyorum sevgili okurlar, nedenini de okuyunca anlayacak ve eminim içinde mutlaka kendinize ait bir parça bulacaksınız. Bir dönemin, bir başarının ve Türk insanının azminin öyküsü…
İşte beni etkileyen, düşündüren, hüzünlendiren o yazından bazı bölümler:
“Tarih: 8 Aralık 2002.
Azra Akın, 2002 Dünya Güzeli seçildi.
Ayrıca…
Londra'da yapılan yarışmada, Azra Akın'ın final gecesinde giydiği, terzi Cemil İpekçi'nin diktiği Anadolu kültürünü yansıtan kırmızı basma elbise, “En İyi Giysi”seçildi. İngilizler üzeri çiçekli basmaya hayran kaldı. Ve fakat bilmiyorlardı ki:
Türkiye'nin güzide kamu kuruluşlarından -66 yıl ürettiği rengarenk basmalarla ülkeyi baştan başa süsleyen- Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası'nın kapısına kilit vurulalı henüz 24 gün olmuştu.
Tarih: 14 Kasım 2002 idi.
Yıllar önce Havana'ya gittiğimde görmüştüm. Kübalılar tütün sararken içlerinden birinin okuduğu klasik romanları dinliyorlardı.
Bugün Türkiye'deki fabrikalarda Beethoven dinleyerek çalışan hiç işçi var mı? Dün vardı.
Piyanosu olan bir fabrikadan bahsediyoruz. Emekçilerinin koro kurdukları ve klasik müzik seslendirdikleri bir fabrikadan! İşçi korosu, sadece Nazilli'de değil, Aydın ve Denizli gibi çevre illerde konserler veriyor ve Atatürk'ün çok önemsediği çok sesli müziği Anadolu'ya tanıtıyordu.
Ayrıca:
İşçilerin radyosu vardı.
Tiyatro yapıyorlardı.
Fabrika bir eğitim kurumu gibiydi.
İşçiler yemek aralarında dünya klasiklerini okuyordu.
Fabrikada eğlenceler düzenleniyordu. Balolar yapılıyordu.
Haftada 6 filmin gösterildiği 700 kişilik sinema salonu vardı.
Kurulan “Sümer Halkevi”nde halka biçki-dikiş kursları veriliyordu. Yılda iki kere halka basma dağıtılıyordu.
Fabrikada işçilere okuma yazma öğretmek için beş sınıflı okul vardı. “Sümer İlköğretim Okulu” adlı bu işçi okulu 980 öğrenciye sahipti.
İşçi çocukları için 26 yatak ve 40 mevcutlu bir kreş kurulmuştu.
Lacivert – beyaz renkli Sümer Spor; atletizmden bisiklete, futboldan yüzmeye kadar birçok branşta faaldi.
Paten yapılıyordu.
Bisiklet yarışları düzenleniyordu.
Fabrika bünyesinde 40 yataklı bir hastane, bir eczane, bir de laboratuvar vardı.
İşçiler ve memurlar, fabrikanın hemen önünde özel olarak inşa edilen 264 dairelik ve bin kişilik lojmanlarda kalırken, bekar işçiler için 350 kişilik bir “Bekar İşçi Evleri” vardı.
İşçiler arasında Türkiye'nin dört bir yanından gelenler olduğu gibi, Yunanistan'dan Bulgaristan'a, Almanya'dan İsviçre'ye kadar yurtdışından çalışmaya gelen 1200 işçi vardı.
Şehir merkezi ile fabrika arasında gidip gelen ve fabrika çalışanlarının yanı sıra Nazilli halkının da ücretsiz olarak binebildiği “Gıdı Gıdı Treni” vardı! Ve Gıdı Gıdı isminde mizah gazetesi çıkıyordu…
Tarih: 9 Ekim 1937
Atatürk hastaydı. Açılışa gitmeyi çok arzuladı. Zor yürüyordu ve kolunda Celal Bayar vardı.
Büyük Kurtarıcı'nın açılışını yaptığı son fabrika Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası olacaktı.
Atatürk coşku içindeki halkı, fabrika girişindeki müdüriyet binası balkonundan selamladı. Açılış konuşması bittikten sonra erkekli kadınlı işçiler, Atatürk'ün önünden geçit töreni yaptı.
Atatürk kırmızı kurdeleyi kesti, sarı madenden yazılmış Sümerbank harfleri ile yapılmış anahtarla fabrika kapısını açtı.
Ve…
Atatürk'ün direktifiyle 480 makine çalışmaya başladı. Atatürk şöyle dedi: “İşte bu bir musiki'dir…”
…”
Yazıdan yaptığım alıntı burada sona eriyor. Uzun ve güzel bir yazı, ancak hepsini aktarmak mümkün değil. 
Bu yazıyı okumayanlar için,
Ve en çok da, 
Bugün artık işlevi sonlandırılmış olan bu dev kuruluş için yazdım bu satırları.
Bizim dönemimizden olup da, evinde bir Sümerbank eseri olmayan var mıdır acaba?
Holdeki halı, antika sehpanın üzerindeki zülfaroz, büfedeki fincanlar, el boyaması biblolar…
Adı “Basma fabrikası” oysa ürün yelpazesi sınırsız…
Bugün yalnızca ismi kalmış olsa da, değerini bilenler için hatıraları evlerimizi süslemekte…
**
Asıl önemli olan;tam teşekküllü bir kuruluşun nasıl olması gerektiği, bunu bugün bütün dünya biliyor, ancak başarı bunu 1936-1937'de hayata geçirebilmekte, Beethoven eşliğinde çalışarak, radyoyla, tiyatroyla, yemek aralarında kitap okuyarak, balolar düzenleyip sinema izleyerek, biçki-dikiş kursları düzenleyerek, okullar-kreşler açarak, spor branşları kurarak, hem fiziki, hem sosyal ihtiyaçları düşünerek yapabilmek…
**
Tanıdığımı sandığım ancak hakkındaki bilgilerimin ürünlerini satın almaktan ibaret olduğunu ne yazık ki yeni farkettiğim Sümerbank öyküsünü bizlere aktardığı için Soner Yalçın'a teşekkür ediyorum…
**
Haber böyle olmalı, bilgi böyle olmalı…
İnsanlara bilmedikleri gerçekleri aktarabilmek…
Ben de yazıyorum ama, aynı zamanda okuyucuyum da!
Gazetelerde bazen ne başlıklar okuyoruz.
Belki bazen benim yazdıklarımı da eleştiriyorsunuz, olabilir…
Ancak öyle şeyler okuyoruz ki; ben bile “pes”diyorum;
Örneğin,
Köşe yazıları çıkan bir bayan yazar için bir başlık!
-Ayağını soktu kendi girmedi! (Tatilde yüzmemiş, bana ne!)
Klip çeken bir bayan şarkıcı için bir başlık:
-Yaklaştırdı ama öptürmedi(Kendisine eşlik eden rol arkadaşı için yazılmış, aman ne önemli!)
-Bikinisi kağıt mendilden küçük olan bir sosyetik güzelin boy resmi, altında başlık: ……yakıyor!
Bunlar gazetelerin magazin sayfalarından elbette, okumak zorunluluğu yok ancak açınca görüyorsunuz, ister istemez okuyorsunuz…
Kim bu insanlar, nedir, ben bunları bilmek zorunda mıyım, yaşantıma, çevreye, Türkiye'ye katkısı nedir bu haberlerin?
**
Sümerbank'tan buralara geldik de, neden geldik, nedenini de siz bulun sevgili okurlar.
Sorumluluk, insanlık, vatandaşlık bilinci önemli olan.
Basının bir görevi haberleri sunmak ise, bir diğeri insanları bilinçlendirmek, bilgilendirmek, bilgi dağarcığına katkılar sunmak olmalı.
Bir okuyucu olarak acilen “düzgün yönlendirilmeyi”  talep ediyorum.
Haftaya buluşmak üzere esen kalın…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık