• 06 Ağustos 2013, Salı 9:02
SedefErol

Sedef Erol

BİR PARÇA MUTLULUK
 Bugün biraz spordan ve özellikle futboldan yazmak geldi içimden nedense.
Tabi, “nedense”nin nedeni  Galatasaray'lı Burak Yılmaz. Bekleyin, yazacağım.
**
Yaz dönemleri ister istemez biraz buruk olur bizim için. Yani hafta sonları boş ve amaçsız gibi sanki, nedeni de maçlar yok, ligler tatilde. Öyle alışmışız çocukluktan beri, sevgili babam Giresunspor'da da görev yaptığından biz iki kız futbolla yatıp futbolla kalkmışız, bir sevda Giresunspor, diğeri Galatasaray. Ama diğer tüm maçlar da  izlenecek, yorumlar yapılacak, ligdeki neredeyse tüm futbolcular ve dahi hakemler hepsi tek tek ezberlenecek…Telefon kritikleri, haberleşmeler, yorumlar…
Bir haftanın kritiği biter, diğeri başlar, bu böyle sürüp gider. 
Memleketimizin takımı için aynı şeyi söyleyemesem de, (yine de kalbimiz her zaman onunla, bu kesin) neyse ki Galatasarayımız bizi içeride ve dışarıda mutlu ediyor, heyecanlandırıyor.
Tabi herkes hangi takımı destekliyorsa onun için en değerlisi odur, buna da yürekten saygı duyuyorum.
Kaldıramayacağım tek konu  Galatsaray taraftarı dahil olmak üzere  sporun ve taraftarlığın centilmenlik dışına çıkıp cana kasta varacak eylemlere dönüşmesi. Örneğin geçen sezon sonu yaşanan üzücü olaylar gibi. Bunların izahı, mazereti ve hafifletici bir açıklaması olamaz.
**
Neyse canım babam hayattayken her yaz konumuz aynıydı “Bir an önce maçlar başlasa!” Uzun bir yolculuktan dönen anababasını  hasretle bekleyen çocuklar gibi biz de babamla Ağustos ayının ortalarını, yani liglerin başlamasını beklerdik.
Bütün bir sezon ter döken ve günlerini antrenman kamp- kondisyon çalışması gibi etkinliklerle geçirip çoğunlukla ailelerinden günlük yaşantılarından uzak kalmak zorunda kalan futbolcu ve görevli kardeşlerimiz bu dinlenme arasını dört gözle bekleyip, muhtemelen bizimle aynı fikirde olmasalar da bizim yaz dönemi için duygularımız aynen böyleydi.
**
Şimdi yine böyle bir dönem arifesindeyiz. Gerçi futbolseverler için heyecanlı günler çoktan başladı bile. Henüz ligler başlamasa da UEFA, Şampiyonlar Ligi öne eleme maçları, takımların hazırlık maçları, transfer haberleri (çoğu asparagas olsa da ) derken futbol arenası iyice ısındı. Kamp dönemleri ise çoktan bitti. 
Ben yazın ölü sezonunda (Liglerin bitiminden hemen sonra) spor gazetelerinde çıkan haberlere çok gülüyorum ki, mutlaka spor gazetesi de alırım, neye güldüğümü de yazayım.
Maçlar bittikten sonra başlıyor futbol dedikoduları çıkmaya, spor gazeteleri de ne yapsın, ortada bir şey yok, ihtimalleri yazıyor, bakıyorsun bir futbolcu bir gün Beşiktaş'ta, ertesi gün Fener'de, sonra Galatasaray'da. Dördüncü gün bir açıklama geliyor bu büyük kulüplerden “biz ilgilenmiyoruz” diye, olan o zavallı futbolcunun kariyerine oluyor. Kimi futbolcu da piyasayı kızıştırmak için menajeri vasıtasıyla “beni falan kulüp istedi” diye ortaya bir yem atıyor ama kendi ipini kendi çekiyor.
Spor gazetelerinin yazdığına bakarsan her kulübün yüzeli-ikiyüz tane futbolcu alması lazım ama sonuçta hepsi beş-altı futbolcuyla transfer sezonunu kapatıyor.
Bir de sezon başında mutlaka dört büyük kulübümüz de şampiyon, yani şampiyonluğunu ilan ediyor, özellikle birisi bunu hep yapıyor, neyse adını yazmayacağım ama sezon sonu yalnızca biri şampiyon oluyor. Birisi şu başkanlara anlatsa; “Şampiyonluk lig başında değil, sonunda belli oluyor”  diye, çok iyi olacak…
Haa, bunları biliyor ve yazıyor da, niye mi spor gazetesi alıyorum?
Gelişmelerden habersiz kalmamak adına elbette…Tabi sapla samanı ayırmak koşuluyla.
**
Geçtiğimiz gün bir televizyon kanalındaki yarışmada: “Ülkemizde gazetelerin en çok okunan köşesi” diye bir soru vardı, “spor ” yanıtını veren kazandı.
**
Bu yanıtın “makaleler” olmasını yeğlerdim elbette, ancak yanıt da, algı da, ortam da yeterince açık ve net.
Bugün bu yazının konusu spor ve futbol olabilir. Bu demek değil ki, hayatımızın tek anlamı bu, gündem, ortam, konular, sorunlar, ülkemiz, hepsi hayati önem taşımakta.
Ancak bugün dünya üzerinde sağladığı başarıdan dolayı adının anılması gereken birisi var, o da Burak Yılmaz.
Dünyanın otuzaltı ülkesinden görev yapan editör, muhabir ve uzmanların yer aldığı spor sitesi “goal.com” dünyanın en iyi yirmibeş futbolcusunu açıkladı. Bu kişiler, bu futbolcuları seçerken de:
- Futbolcu performansı
- Oyun analizi
- Oyun istatistikleri
Kriterlerini göz önünde bulundurdular.
**
Birçok ünlü dünya yıldızını geride bırakarak bu listede yirminci sıraya yerleşen Galatasaraylı Burak Yılmaz'ın bu konumunu, ligi gol kralı olarak bitirmesine ve Şampiyonlar Ligi gol krallığı yarışında Lionel Messi ve Thomas Müller'le üçüncülüğü paylaşmasına bağlamak yanlış olmaz sanırım.
6 yıldır yapılan “Goal 50” listesine giren ikinci Türk futbolcu Burak. İki sezon önce ise Nuri ondördüncü sırada listedeydi, ancak Burak Türkiye liginden bir Türk takımıyla olması bakımından daha bir farklılık yaratıyor sanırım.
Burak Yılmaz'ı kutlamak gerek, ama bir alkış da Galatasaray'a. Zira Burak'ın daha önce oynadığı takımları yazayım da, hep beraber şaşıralım:
Antalyaspor, Beşiktaş, Manisaspor, Fenerbahçe, Trabzonspor, Galatasaray…
Hamur çok önemli de, onu teşhir edecek vitrin de önemli değil mi…
Yine Galatsaray'a bağladım ya… Olsun, Burak da Galatasaraylı.Haftaya buluşmak üzere esen kalın, mutlu olun. 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık