• 29 Mart 2016, Salı 8:54
SedefErol

Sedef Erol

BİR GÜZELLİK
 Her zamanki gibi gündemimiz dolu, dopdolu.
Olaylar öyle birbirinin peşi sıra patlak veriyor ki, ben bir konu ile ilgili yazımı hazırlayıp gazeteye veriyorum, yayınlanana kadar bir yenisi oluyor, yazı bayata kalıyor.
Ankara'daki son canlı bomba felaketini ve üzüntülerimi belirttiğim yazım yayınlanırken, Belçika olayı oldu, gündem Ankara'dan Brüksel'e kaydı…
Elbette taziyelerimiz ve iyi dileklerimiz tüm insanlık için. Sonuçta herkesin yaşayacak yalnızca bir hayatı var.
Ancak anlatmak istediğim, gerçekten bugünlerin gündemine yetişebilmek çok zor.
Üstelik İnsanlık adına hiç de olumlu bir süreç içerisinde olmadığımız şu dönemde.
Türkiye, Belçika, Fransa, Almanya hiç fark etmez, masumların, günlük hayatını yaşamaya çalışan günahsız insanların canının yandığını, yok olduğunu izlemek, dinlemek çok zor…
Hem de yarın bu sıranın kime geleceğini bilmemenin korkusunu yaşayarak.
Dünya acı çekiyor.
Birileri bu vahşet ve cinayetlerden sorumluysa da, acıyı, korkuyu, kederi suçsuzlar yaşıyor. İnsanlık, bir an önce kendi eliyle yarattığı bu beladan kurtulmalı.
Yolu her ne ise….
Her ne ise….
Ben bugün bambaşka bir şey anlatacağım sizlere.
“Güzel bir şey gördüğümde yazarım” demiştim…
Kadın cinayetleri, çocuk tecavüzleri, tecavüzcülere iyi hal indirimleri, bunları yazıp duruyoruz, gerekiyorda yazıyoruz, devam edip gittiği için, azalmadığı, bitmediği için gerek görüyoruz, sürekli aynı konulardan mutlu olduğumuzdan değil elbette, devam edip gittiği, toplumun yaraları kanayıp durduğu için değiniyoruz belki birkaç vicdana dokunuruz umuduyla yazıp duruyoruz aynı konuları.
Dokunabiliyor muyuz, onu da bilmiyoruz! 
x x 
Bugün biraz ferahlayalım, size güzel bir şehrimizi anlatalım.
Gezip görebildiğim kadarıyla, kalabildiğim kısa günler boyunca edinebildim izlenimler ışığında bugüne kadar sizlere dünyanın bazı bölgelerini anlattım, aktardım. 
Berlin, Londra, New York, Norveç, Danimarka, St. Petersburg, İskoçya, İtalya, İspanya, Stockholm, Baltık ülkeleri, Mısır falan filan…
Amacım farklı kültürleri, değişik yaşam tarzlarını aktarabilmek, gördüğüm yerleri siz okuyucularımla paylaşabilmekti.
Ülkemizde güzellikler olduğunun, hatta zaman zaman doğal güzelliklerinin gördüğüm birçok yerden daha fazla olduğunun farkındayım.
Ancak işletmecilik, turizme bakış açısı, turiste bakış açısı, çevre temizliğine duyarlılık, trafik gibi konulara gelince galiba biraz daha yol katetmemiz gerekiyor, bu da benim naçizane görüşüm. 
Gelelim bu hafta aktaracağım konuya.
Sivri ve yüksek dağlarla kaplı, ortasından boydan boya Yeşilırmak geçen güzel vadi AMASYA….
İlkçağ, Ortaçağ, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi eserlerini şehrin tam ortasında barındıran ve en önemlisi, -değerini bilip bugüne kadar korumayı başaran- güzel AMASYA.
Sahip olduğu tarihi kadar turizmi ve turizmcilik anlayışını, en küçük bireyine kadar kafasına kazımış AMASYA.
Bugün size tanıtılmayı hakeden bu şehri anlatacağım.
Gideniniz, göreniniz elbette vardır, ben yıllar önce şöyle bir geçmiştim, kalıp inceleme, gezme fırsatım olmamıştı, iki gece kalabildiğimiz geçtiğimiz hafta sonu bu fırsatı yakalayabildiğim ve sizlere anlatabildiğim için mutluyum. 
Şehzadeler şehri olduğu doğrudur da, Cumhuriyetin kuruluşunda da çok önemli bir yeri vardır Amasya'nın.
Amasya Genelgesini ve yöre halkının örgütlenmesinde Mustafa Kemal Atatürk'le işbirliği yaparak Kurtuluş Savaşında önemli rol oynayan Amasya Müftüsü'nün hepiniz bilirsiniz sanırım. Birçok dükkanda ve kaldığımız otelde Atatürk'le Amasya Müftüsü'nün birlikte görüntülenmiş resimleri asılıydı.
Şehrin tam ortasında bulunan Anıt Meydanında ise Kurtuluş Savaşı'nı simgeleyen devasa bir heykel yer alıyor…
Selçuklu ve Osmanlı eserleri dört bir tarafta yükselmekte, AMASYA'ya tarihi ve mistik birgörüntü vermekte. Gitmeden önce rezervasyon yaptırmayı çalıştığımız Termal Otel'de yer bulamayışımız şansımız olmuş diyebilirim, zira Amasya'ya 30 kilometre uzaktaymış.
Oysa biz şehrin içindeki TAŞHAN'da kaldık, böylece iki gün boyunca AMASYA'yı gezme şansımız oldu.
TAŞHAN, ilginç ve güzel bir otel. 1699'da Han olarak yapılmış, günümüzde restore edilerek güzel bir otele dönüştürülmüş. Her bir odanın ayrı bir ismi var. Bizim oda: Koca Mustafa Paşa odası. Anneminki: Yörgüç Paşa odası, kız kardeşimle enişteminki: Kızlar Sarayı odası… 
Otel Osmanlı tarihini korumuş, duvarlarına ise Atatürk ve Cumhuriyet dönemi resimleri asmış.
Geçmiş ve günümüzün mozaiği yansıtılmış.
Dışarı çıkalım, karşıdaki mahalle kahvesinde çay-kahve içelim dedik. Dışarıya kurulan masaya yerleştik. Akşam olmak üzere, hava kararıyor. Baktım sokak içindeki esnaf kapatma hazırlıkları yapıyor. Zirai ilaçlar ve gübre satan dükkan sahibi, kapısının önündeki torba torba gübrenin üzerine bir branda örttü, rüzgardan uçmasın diye taşlar dizdi, dükkanını kapattı gitti, mallarını öylece dışarıda bıraktı, üzeri örtülü şekilde.
Ben “yok artık bu malları kimse almaz mı” derken, yandaki çiçekçi, tüm saksı içindeki satılık çiçekleri hepten yolla dizili şekilde kapattı gitti.
Ne örtü, ne branda, tüm çiçekler sokağın ortasında. İnanamadım, iyi mi. Esnaf malını dışarıda bırakıp evine yatmaya gidiyor, buna şahit oldum.
Demek ki kimse kimsenin malına mülküne tenezzül etmiyor, dokunmuyor, ne güzel.
Şehri gezelim dedik, trafiğin ortasındayız, karşıdan karşıya geçmek için yola ayağımızı attığımız anda arabalar duruyor, yayalara yol veriyor. 
Tüm trafik levhalarının altında şöyle bir uyarı var:
“Geçiş önceliği yayalara aittir.” 
Uyarı var olmasına da, sürücüler de buna uyuyor. Ayağını yola atıyorsun, arabalar duruyor.
Neyle sağlanmışsa sağlanmış, sürücülere bu bilinç yerleştirilmiş.
Bu ayrıcalığı Avrupa'da yaşamıştım, ülkemizin bir ilinde yaşamış olmak da inanın harika hissettirdi. Gece daha bir güzel Amasya.
Gecekondular şehrin dışına taşınmış (öyle anlattılar) tüm Yeşilırmak boyu restore edilmiş tarihi evler görüntüsüne bürünmüş, gece boyu ışıl ışıl yanmakta. Uzun bir hat boyunca kırmızıdan yeşile, mora, maviye, beyaza, dönerli Işık görüntüsü hiç bitmiyor, kalesinden vadisine Amasya sabaha dek ışıl ışıl yanıyor.
Ayırabildiğimiz gün sayısı fazla olmadığından şöyle bir yüzeysel dolaşmış olsak da, çok daha fazlasını hakediyor Amasya.
Harşena Dağı üzerindeki Amasya (Harşena) Kalesi, Harşena Dağı'nın Güney eteklerindeki kalker kayalara oyulmuş Kralkaya mezarları (şehir içinden yürüyerek çıkabiliyor) Yeşilırmak boyunca uzanan Yalıboyu evleri, bahçesi içerisinde Hitit, Helenistlik, Roma, Bizans, İlhanlı, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait taş eserlerin sergilendiği Amasya Arkeoloji Müzesi, Amasya Kalesi, Hazeranlar Konağı, İkinci Bayezid Külliyesi, tarihi camiler ve birçok tarihi eser saklanmış, korunmuş bir şekilde turistlerin ziyaretine hazır beklemekte.
Nisan ayından itibaren turizm sezonunun başlandığını belirtiyor Amasyalı'lar, sezonun da “dolu dolu” geçtiğini anlatıyorlar. Sahip çıktıkları tarihleriyle, geçmişleriyle, en çok da geliştirdikleri “turizm şehri” bilinciyle bunu da hak ediyorlar… 
Bu güzelliği tanıtmaktan, en çok da geçmişine sahip çıkmış bir ilimizi anlatmaktan ben çok keyif aldım, umarım siz de okumaktan aynı keyif almışsınızdır.
Anlatacak ve okuyacak güzelliklerin çoğalması dileğiyle; 
Esen kalın,
Mutlu kalın,
Hoşça kalın….

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık