• 07 Temmuz 2015, Salı 11:19
SedefErol

Sedef Erol

BİR EBRU VARMIŞ
 Meclis Başkanlığı seçimi yapıldı, yeni meclis başkanını mevcut siyasi partilerden birinin oyları belirledi, geçerli ve geçersiz oylar sonucu tayin etti, hayırlı, uğurlu olsun…
Bir cümle ile Meclis Başkanlığı konusunu bağladıktan sonra bir iki cümle ile sınırlarımıza değinelim.
Gazetede bir fotoğraf gördüm-sizin de gördüğünüz gibi- Mehmetçik elinde silahla tetikte bekliyor, az ilerisinde Işid militanı (militan sözü bile bir amaç için savaşanlar için kullanılır, Işid'cilere bu sıfatı yakıştırmak gücüme gidiyor doğrusu) mayın için toprak kazıyor, neredeyse burun burunalar, o derece topraklarımıza yaklaştılar…
Basında Işid'e katılanlar ve geride perişan olup çaresiz kalan aileleri ile ilgili çeşitli haberler yer alıyor sürekli. Bunlardan birisi de Taylan Ö. Adlı onbeş yaşındaki bir çocuk. Daha önce Işid'e katılıp yaralı bulunan bu çocuk, tedavi edilip ailesi tarafından sahiplenilmişti. Pişmanlığını dile getirmesine rağmen internet üzerinden Rakka'daki  Işid elemanları ile bağlantısını devam ettiren aynı çocuk, yine evinden kaçarak Suriye'ye gitti. Polis takibi sonucu cep telefonu sinyalleri Rakka'da saptanan Taylan'ın tekrar Işid'e katıldığı tahmin ediliyor. Hatta kendisi de sosyal paylaşım hesabından :
“Cennette huriler bizi bekliyor” mesajı paylaşmış…
Bu arada ailenin iddiası, aracı bir kişinin çocukları kandırarak örgüte eleman kazandırdığı şeklinde.
Bilinen ve kesin olan gerçek;
Işid denen bu insanlık düşmanı örgütün eğitimsiz, kandırılmaya meyilli, aile ilgisinden yoksun, bunalım eşiği yüksek gençleri hedef alması.
Bir kez bu çukura düşenler için ise kurtuluş ya da geri dönüş mümkün olmuyor.
Bakınız Taylan Ö.'nin durumu…
Bire-bir savaş moduna girmeden alınacak önlemler konusunda elbette pek çok yorum yapılabilir uzmanlar tarafından ancak en kestirmeden ve vatandaş gözüyle inanın aklına hemen şunlar geliyor:
-Gençleri sıkmadan, farkettirmeden izleyebilmek konusunda aileleri eğitmek
-Boş zamanlarını değerlendirebilmeleri açısından gençlerin spor ve eğlence olanaklarını artırıcı ücretsiz etkinlikler yaratmak
-İşsizlik düzeyini aşağı çekebilmek
-Eğitim düzeyini artırabilmek
-Sosyal paylaşım sitelerine müdahaleyi doğru bulmasam da insanlığın geleceğine zarar veren bu tür siteleri engelleyici tedbirler almak vs. vs…
Zaten bunlar gerçekleşebilse, fazla bir sorun kalmayacak dediğinizi duyar gibiyim…
Derken aklıma şu soru geliyor, bu problemlerini halletmiş birçok ülkenin vatandaşı da Işid'e katılıyor, o nasıl oluyor?
Onlar da o ülkelerin çürük yumurtaları diyelim ve Işid'in bizim sınırlarımıza dayandığını unutmayalım…
İnsanlığın, insanlık düşmanlarından kurtulması dileğiyle…
**
Ve Ağrı Diyadin'li Ebru kızın öyküsü…
12 yaşında öyküsü son bulan Ebru.
Ve bu öykü şöyle:
“Oniki yaşındaki Ebru Yalçın, Ağrı'nın Diyadin ilçesi Taşmektep (Mirzecan) köyünde altıncı sınıfta okuyordu. Bazı sınıf arkadaşları onu kitap çalmakla suçladı. Bunun üzerine öğretmeni de Ebru'nun mantosunu kaldırdı ve altından iki hikaye kitabı çıktı.
Ebru'nun sınıfta örselenen ruhu, öğretmeninin,
-Bir daha çalarsan jandarmaya haber veririz tehdidiyle daha da ağırlaştı. Eve gitti, hergün ilgilendiği kuzularını tek tek öptü ve 20 Şubat akşamı 5'te ahırda bir iple yaşamına son verdi.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'yle anısına kitap dağıtmak için ölümünden dört ay sonra Ebru'nun köyüne doğru yola çıktık. Yanımızda ilçe merkezinde karşılaştığımız Ebru'nun babası vardı. Baba Hudeyda  Yalçın onüç çocuğundan biri olan Ebru'yu:
-Onbir kızım var, en güçlüsü oydu, erkek gibiydi, bir işe giderse beş dakikada o işi yapar gelirdi…sözleriyle anlattı.Ebru'nun mezarına, ardından okuluna geçtik. Bu kez Ebru'yu arkadaşları anlattı:
-Kışın bütün koyunlarla Ebru ilgileniyordu. Her işe koşardı. Yaşadıkları çok zordu, erkeklerin yaptığı şeyleri yapıyordu, çok değersizdi. Farkımız yok, hepimiz değersiziz. Ebru çok bile dayandı. Burada kızlara sevgi gösterilmiyor…
Kızlar, kaderlerinin çizildiğine, birşeyin değişmeyeceğinde ısrarcı.
-Burada okula gitmiyorsanız, 14-15 yaşında evlendirilirsiniz.
-Hayalleriniz nedir? diye sorduğumda bir arkadaşı şöyle dedi:
-Her genç kız okusun, meslek sahibi olsun ister. Ben oyuncu ve modacı olmak istiyorum. Mesela İvana Sert'i çok beğeniyorum ama yaşadıklarım belli. Olmayacağını biliyorum.
Tuba, Yaprak, Fatma, Dilan…
Ebru'dan sonra ne öğretmenlerinin, ne de ailelerinin bir ders çıkardığını anlattı. Arkadaşları:
-bir kitapla hayatımız değişmiyor, yardım etmek istiyorsanız bize değil, ailelerimize anlatın dedi…
Ve gazetenin haberine devam ediyoruz:
Bölgede çalışan Umut Kadınları Derneği'nin kurucularından Elif Ezel Doğan da kadınları ev dışında hayatlarının çok kısıtlı olduğunu anlattı:
-Aynı köyde yaşamalarına rağmen birbirleriyle görüştürülmeyen kadınlar var. Gece devlet hastanelerinin acil servislerinde birçok kadın görürsünüz. Hasta değiller ama hasta olduklarını söyleyip hastaneye gitmek bile onlara iyi geliyor…”
İki hikaye kitabı için sınıf arkadaşları önünde öğretmeni tarafından rencide edilmesi nedeniyle hayatına son veren Ebru kız ve;
Sırf bir-iki insan yüzü görebilmek adına sağlamken acile kalkan biçare kadınlar…
Ve ne yazık ki bu taşlı-dikenli yolun sonu bazen kadın cinayetleriyle noktalanıyor…
İnsan olarak bunu kabul etmek, yazgı olarak görmek ve hatta bir parçası olmak insanlık adına pek de olası olmasa gerek…
Buluşuncaya dek esen ve mutlu kalın sevgili okurlar…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık