• 22 Ağustos 2017, Salı 9:36
SedefErol

Sedef Erol

BİR DAHA OLMASIN
 Gazetelerde ve TV kanallarında günlerdir serviste unutulup yaşamını yitiren küçük çocuğun dramı konuşuluyor. Bu inanılmaz ancak gerçek olayın gidişatına bir bakalım:
“3 yaşındaki Alperen Sakin İzmir Çiğli'de özel bir anaokuluna gidiyordu.
Okula gelindiğinde serviste unutuldu. Saatlerce araçta kaldı sıcaktan bayıldı. 
Öğle yemeği saatinde yokluğu fark edilince bulundu. Babası gelene kadar okulda tutuldu, sonra hastaneye kaldırıldı. 
Alperen havasızlıktan öldü şoför T.İ. ile servis rehberi D.K. gözaltında.
Anaokulu üç gün kapatıldı…”
Geçtiğimiz hafta yaşanan ve basına bu şekilde yansıyan bu acı olay, günlerdir konuşuluyor, suçluları aranıyor. 
Baba “ciğerim söküldü” diye ağlıyor, annesi zaten hastanede tedavi altında.
Her ne kadar Alperen'i geri getiremeyecek olsa da bu ihmalin suçlusu aranıyor.
Suçlu kim?
Servis şoförü, öğretmenler, rehberler öğretmen, anaokulu yöneticisi vs., herkesi sayabilirsiniz.
Bir tek Alperen suçlu değil ancak bedeli o ödüyor. 
Olayı da vicdan sahibi genç bir öğretmen ortaya çıkarıyor.
İşini kaybetmek pahasına.
“İnsana en büyük cezayı kendi vicdanının verdiğini” biliyor olmalı ki gidişatın ayrıntılarını açıklıyor.
Çok soru işaretinin bulunduğu bu dramda benim de aklıma çeşit çeşit sorular takılıyor.
Bu arabaya binenin, inenin sayısı sayılmaz mı, yoklaması yapılmaz mı, anaokulundan evlere gelmeyen çocuklar için telefon açılmaz mı?
Herkes indi mi diye araç kontrol edilmez mi? ekle üzerine ekleyebildiğin kadar.
Tabi bu akıl almaz ölüm günlerdir konuşuluyor, yorumlanıyor.
Alperen'in yokluğunun bebelerin bez değiştirme saati sırasında fark edildiği öne sürülüyor.
Belki o an müdahale edilseydi bugün koşup oynuyor olacaktı, bu da dillendiriliyor.
Şuydu, buydu neyse de kesin olan gerçek küçük bir çocuğun işkenceyle ölümü.
Emniyet kemerini çözemediğinden sıcakta pişip ölen bir bebe.
...
Düşündükçe insanın içi acıyor.
Sonucu değiştirmeyecek olsa da, sorumlular bulunup cezalandırılmalı.
İnsanlarda işini doğru yapmalı, sonuçta karşısındakiler yetişkin değil, başkasına muhtaç küçük çocuklar.
Bu acı olay umarım birilerine bir şeyler öğretmiştir.
Bunların en önemlisi de “İş ciddiyeti”.
Laçkalık, lakaytlık ne yazık ki böyle sonuçlar doğurabiliyor….
xxx
Gelelim pişirilip pişirilip önümüze getirilen olası İstanbul depremine…
Zaman zaman bu konunun basında yer alması önlemleri hızlandırıyorsa ne ala, bu konuya bir katkısı olmuyor ise devamlı yazılıp çizilmesi insanları korkutmaktan başka bir işe yaramıyor.
Son günlerde yeniden canlandırılan “İstanbul depremi” senaryolarının baş nedeni ise Bodrum'un sürekli sallanır durumda olması.
Eğer reyting uğruna korku salınıyorsa bu çok acı zalimce bir durum ancak önlemler için yazılıp çiziliyorsa da yararı var.
Kimi deprem profesörü çok büyük bir İstanbul depreminin bizi beklediğini ancak zamanın belli olmadığını, kimi isi depremi önceden tahmin etmenin mümkün olmadığını söylüyor.
Gel de çık işin içinden.
En iyisi olmamasını dileyip, olacakmış gibi hazırlıklı olmak sanırım.
Büyük depremin yıl dönümü olan 17 Ağustos'ta Türk Mühendis ve Mimar Odası Birliği (TMMOB) olası İstanbul depremi ile ilgili raporunu açıkladı ve alınacak önlemleri ve bu konu ile ilgili bilgileri sıraladı:
- İstanbul'da 1509'da meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki depremin tekrar etmesi halinde 625 bin kişi ölecek.
- İstanbul nüfusunun büyük bölümü birinci derecede deprem bölgesinde yaşıyor.
- Şehirdeki binaların yüzde ellisi kaçak, yüzde kırkı çok eski, yüzde yirmi yedisinin acilen yapılması gerekiyor.
- Zorunlu olmasına rağmen İstanbul'daki binaların yalnızca yüzde otuzbeşinin doğal afet sigortası (DASK) var.
- Denize dolgu yapılması, kaçak yapılaşma, altyapı sorunları, dere yataklarının imara açılması ve bilinçsizlik yıkımı ve can kaybı artıracak.
- Acil toplanma alanlarının sayısı arttırılmalı.
- Tsunami tehlikesine karşı toplanma alanları denizden uzak olmalı.
- Olası depremde yıkılacak binaların yolları kapatmaması için acil önlem alınmalı.
- Doğalgaz tesisatları denetlenerek depremde risk yaratmayacak hale getirilmeli.
- Deprem bölgelerinde bulunan LPG Depolama ve Dolum Tesisleri gibi riskli alanların çevresi boşaltılmalı.
Bu alanlar çevresindeki yerleşim alanları kamulaştırılmalı…”
Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği'nin yayınladığı rapor işte bu şekilde.
Bu önlemlerin ne kadarı hayata geçirilebilir tartışılsa da, ne kadar önlem alınırsa kayıp sayısının o kadar eksileceği de ortada.
Bu bakımdan deprem konusunun sürekli gündeme getirilmesi toplumsal bir korku yaratsa da, en azından “alınabilir tedbirleri” kamçılamak açısından elbette faydalı.
Zira nüfusu ve sanayinin beşiği konumunda olması nedeniyle olası bir İstanbul depremi yalnızca İstanbulluları değil, tüm ülkeyi ilgilendiriyor.
Hiç gerçekleşmemesi dileğiyle…
Sevgili okurlar haftaya yeni konularda buluşmak dileğiyle şimdilik;
Esen kalın 
Hoşça kalın….

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık