• 01 Temmuz 2014, Salı 9:31
SedefErol

Sedef Erol

BİR BAŞKA DÜNYA NOTLARI (1)
 Sevgili okurlar, birkaç haftalık ayrılıktan sonra yeniden birlikteyiz. Buna yıllık izin hakkı diyelim. Nedeni de on günlük bir yurt dışı gezisi idi. Sağolsunlar Osman-Melike yani Tabya Tur biz yirmi kişilik bir grubu görmediğimiz bir yer olan İskoçya-Galler-İngiltere gezisine götürdü, ufkumuzu açtılar, bilgi dağarcığımızı genişlettiler, çok güzel bir gezi oldu, herşey mükemmeldi, ayrıca evden alınıp eve bırakılmanın keyfi de bir başka oluyor uzun bir yolculuk sonrası. 
“Tur yönetmenin de ötesinde” gösterdikleri tüm özverili çabalarından ötürü, bu satırlardan kendilerine teşekkürü borç biliyor, Giresun halkına dünyanın ufuklarını açtıkları için yürekten kutluyorum.
**
Gezi on günlükse de, gidişi, dönüşü, yerleşmesi derken epey bir süre ayrı kalmış olduk. Ancak ilginizi çekeceğini düşündüğüm notlar aldım. Öyle ki, yazı yazmaktan sağı solu pek göremediğimi söylesem yanlış olmaz.
Günlük konuları yazarken bazen beni yolda çevirip “Ne güzel seyahat yazıları yazıyordun, yine yazsana” diyorlar, insanlar gündemden bıkıyor doğal olarak ancak, gezi yazıları durup dururken ortaya çıkmıyor, bir yere gidince, yolculuk yapınca ortaya çıkıyor, o da her zaman olmuyor, işte şimdi zamanı diyor ve bilgiler tazeyken sizi bu ortamdan alıp, başka bir dünyaya götürmek istiyorum.
Elbette bizden başka yaşamlar, bizden başka insanlar da var bu dünyada..
**
Gezeceğimiz ve anlatacağımız bölge Birleşik Krallık Bölgesi yani İskoçya-Galler-İngiltere. (Kuzey İrlanda'nın bir kısmı da Birleşik Krallığa dahilmiş ama bizim gezi bölgemizin içinde değil.)
İskoçya ve Galler'in şöyle bir özelliği var, yarı bağımlılar yani iç işlerinde serbest, dış işlerinde İngiltere'ye bağlı. Bu konuya ilerde döneceğim.
**
Atatürk Hava Limanından havalanıyoruz ve dört saate yakın bir uçuşla İskoçya'nın Edinburgh şehrinin havaalanına iniyoruz. Yani İngiltere'nin olduğu adanın en kuzeyine diyelim. Haziran ayında, soğuk bir hava ve yağmur karşılıyor bizi, ancak hazırlıklıyız. Saatlerimizi iki saat geri alıyoruz.
Türk rehberimiz Mustafa Bey karşılıyor, aslen Tuncelili olup, İngiliz vatandaşlık hakkı almış, yani çifte vatandaş otobüse doluşup şehirde tur atmaya başlıyoruz. Tur dilince buna “Panaromik tur” deniyor.
Önce söyleyeyim, bu gezide gördüğüm en güzel şehirlerin başında Edinburgh geliyor. Nedenini yazdıkça anlayacaksınız.
Beşyüzbin nüfuslu bu şehir, İskoçya'nın ikinci büyük merkezi. Birincisi Glasgow. Buna karşın ev kiraları öyle yüksek ki, insanlar kiraları karşılayabilmek için evlerini başkalarıyla paylaşmak zorunda kalıyor. Yani kiracı da, diğer odaları kiraya vermek zorunda kirayı karşılayabilmek için.
Ayrıca mülk edinmek de çok zor, vasat bir mülkün fiyatı yarım milyon dolar civarında.
Evler hep müstakil, apartman denen bir şey görmedim, zaten de yok, Edinburgh'un güzelliği burada, dümdüz, yemyeşil çayırlar, golf sahaları, aynı renk binalar, sakin, dingin bir hayat.
Tek dezavantajı-bazılarına sıkıcı gelebilir, binalar koyu kurşun rengi, tropikal dönemi kumlarından yapılmış, soğuk bir yer olduğundan (Kuzey Denizine yalnızca iki mil mesafede) sürekli yakıt yandığından, binaların dışı isten kararmış, önceleri binaların dışını temizliyorlarmış fakat sonradan tarihi taşların dokusuna zarar verdiğine karar vermişler ve öylece bırakmışlar.
1800'lerde yapılan bu evlerde kullanılan taşlar kumdan yapılmış ancak bunlar çok güçlü taşlar. 
Edinburgh mimarisi Yunan ve Roma mimarisiymiş ve aynen öyle kalmış, düşünün sanki maketten bir şehir gibi, yapmışsınız, oraya bırakmışsınız ve öylece duruyor, insanlar içinde yaşıyor.
Gelelim İskoçya'nın siyasi geleceğine.
Yarı bağımlı olduğunu söylemiştim, bu yılın 18 Eylülünde referandum yapılacak “İngiltere'ye bağımlı mı kalalım, yoksa tam bağımsız mı olalım” diye.
Rehberimizin anlatımına göre şu anda ülkede sert tartışmalar olmaktaymış.
ABD Başkana Obama, bağlı kalmasını istiyormuş, İskoçya Başbakanı, “Bu senin işin değil” diyormuş Obama'ya.
İngiltere haliyle bağlı kalmasını istiyor, nedeni de, Kuzey Denizinden İskoçların çıkardığı ancak İngilizlerin ellerinden aldığı petrol ve gaz. İskoçlar “niye çıkarıp da onlara veriyoruz” diyor, İngilizler “her zamanki politikaları gereği” – aman elimizden kaçırmayalım bu rantı- diyor, Avrupa Birliği ise başka bir tehdit yöneltiyormuş: Bağımsızlığı seçerseniz Birliğe yeniden başvurmanız gerekir!
İngilizlerden bir başka tehdit daha: Bağımsızlığı seçerseniz size Sterlin'i kullandırtmayız.
Avrupa Birliği üyesi olan İngiltere'de kendi tercihleri sonucu Euro değil, sterlin geçerli, İskoçya ve Galler'de de öyle.
İşte durumlar böyle, herkes kendi kozlarını oynuyor, sonuç Eylül ayında belli olacak, ben de kendi çapımda röportajlar yaptım, örneğin şoförümüz Peter'a sordum, “tabi ki bağımsızlık” dedi. Otellerin resepsiyonlarındaki görevli bayanlara sordum, kimi “düşünüyorum, henüz karar vermedim”, kimi “hiçbir fikrim yok” dedi, yani tek kararlı Peter'ı gördüm, ilgisizliğe ve bilgisizliğe inanın şaşırdım.
Biz toplum olarak çok mu ilgili ve bilgiliyiz derseniz, o da doğrudur.
İngilizlerle İskoçlar arasındaki belirgin farklardan birisi de, İskoçya'da Roma kanunları, İngiltere'de ise Anglo-Sakson kanunları uygulanıyormuş ki, ikisi birbirinden çok farklıymış!
Yunan dönemi hariç, medeniyete en çok katkıyı İskoçlar kendilerinin yaptığını savunuyorlarmış, örneğin telefonu, cep telefonu, bunları İskoçlar bulmuş, rehber söyledi ben yazıyorum, ben de onun yalancısıyım.
20 tane devlet hastanesinin olduğu Edinburgh'da sağlık hizmetleri ücretsiz, ancak özel doktora gitmek isterseniz bu olanak da mevcut.
Bu arada üniversite de  dahil olmak üzere eğitimin de ücretsiz olduğunu öğreniyoruz.
İngiltere'de ise eğitim ücretliymiş. Hatta yıllık dokuzbinpound'a kadar çıkabiliyormuş. (Bir pound yaklaşık 3.7 lira)
Yine İskoçya'da altmış yaş üstü ayrıcalıkları bulunmakta. (Toplu ulaşım gibi.)
Edinburgh'da İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulu bir şehir.
Ulusal kütüphanede onbeşmilyon kitap bulunmakta olup, bir kişi altı taneye kadar kitap ödünç alabiliyor.
Dörtyüzyıllık Edinburgh Üniversitesi özellikle bilgisayar konusunda çok ileri. Uzak doğudan ve Çin'den çok öğrenci geldiğini öğreniyoruz.
Beşyüzbin nüfusu olan bu şehirde yüz civarında da park bulunmakta, golf sahası ise epey fazla.
Devletçe desteklenen konser ve tiyatroların biletleri oldukça ucuz.
Nazilerin yenildiği gün olan 6 Haziran'da ise kutlamalar yapılıyor.
Nehrin ağzında bulunan Edinburgh limanına ancak küçük gemiler yanaşabiliyor, büyük gemiler açıkta bekliyor, tekneler gidip yolcuları alıyor, bunun nedeni de Kuzey Denizi'nin dalgalı oluşu.
Dönelim İskoçların yaşantısına.
İskoç toplumunda kadınlar çok önemli, hakları erkekler ile eşit. Ücretler ise şöyle: En basit işler için: saatlik ücret onaltı dolar. Bu işleri de Doğu Avrupalı'lar yapıyor, İskoç gençleri daha çok büro işlerini tercih ediyor.
İskoçlar güleryüzlü, turistlere yardımsever, mutlu insanlar ülkesi diyebiliriz.
Her taraf yemyeşil, düz, çayır çimen, koyunlar, kuzular, bizim yaylalarda avu çiçeği dediğimiz pıtlak pıtlak, rengarenk ve her yerde dev dev kümelenmiş, sarısı, moru, bordosu, pembesi, nedenini de tüm İskoçya koca bir yayla.
Edinburgh'da turlamaya devam ediyoruz. Kraliçe'nin bahçeleri diye bir yerlere geliyoruz. Burası bir bölge, buralarda birkaç park var, etrafı çevrili, içinde evler var, bu parkların kapıları var, anahtarları var, bu parklarda yaşayanlar kira ödüyorlar ve yalnızca onlar girebiliyorlar. Yani halka açık değil. Park deyince öyle küçük bir yer sanmayın, etrafından otobüsle geçtik, ağaçların içinde evleri bile göremedik. Bu bölgeye “Kraliçenin Bahçeleri” deniyor.
Sevgili okurlar, bu yazı dizisinin ilk bölümü bu günlük bu kadar. Bir başka dünyadan, yaşam tarzından izlenimleri bilgi dağarcığı

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık