• 20 Ekim 2015, Salı 8:58
SedefErol

Sedef Erol

BİLİNMEYEN YÖNLERİYLE BALTIK (8)
 Sevgili okurlar, ülkemizde acı olaylar vuku bulurken, yüreğimiz kan ağlarken, yazı dizisi şeklinde başlamış olduğumuz “Baltık Ülkeleri Gezisi”ni anlatmaya devam ediyoruz.
“Bir yanımız gülüyor, bir yanımız ağlıyor demeyeceğim” adeta her yanımız ağlıyor ancak defalarca tekrarladığım gibi, bir gün aklı selimin galip geleceğine, kardeşlik ve huzurun yeniden sağlanacağına, oynanan oyunların başarılı olmayacağına yürekten inananlardanım.
Çünkü bu toplum huzur ve barış istiyor ve bunu hakediyor…
* * * 
Rusya – St. Petersburg'daydık. Daha önce “muhteşem” olduğuna dair çok şeyler duyduğum, ancak ilk kez ziyaret olanağı bulduğum bu şehrin neden bu ünvanı aldığını –kısa da olsa- iki günlük gezide anlıyorum.
Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi, üzerinde devasa sayısız gemi bulunan koskoca bir  kanal üzerine kurulu, sanatsal yapıların yükseldiği görkemli bir şehir hayal edin, işte orası St. Petersburg. Gökdelen yok, gökyüzünü delercesine yükselen çıkıntı binalar yok,  zaten yasak, sanat içerikli yapılar yan yana yer alıyor. Yani simetri karmaşası ve görüntü kirliliği yaşanmasına izi vermemişler zamanında. Yalnızca kiliselerin yüksek yapılmasını onaylamışlar, onlar da belli sanatsal formlarda tutulduğu için göze estetik görünüyor.
Rusya – St. Petersburg'daki ilk günümüzü adeta koşarak geçiriyoruz. Tabi tur otobüsü şehrin belli bir yerinde kalıyor, gerisi hep yaya olarak katediliyor. Normalde, gündüz limanlarda koşturup akşam gemimizde dinleniyoruz ancak, St. Petersburg'daki ilk gecemiz biraz farklı olacak.
Gündüz olan yoğun programı bitirdikten sonra, gemiye döneceğiz, erken saatte akşam yemeğimizi yedikten sonra üzerimize düzgün kıyafetler giyip otobüslerde operaya gideceğiz.
Çünkü opera şık kıyafetlerle izleniyor, gidenler üstüne başına özeniyor, sanata saygı diyelim.
Eniştemin kolunda adım-ölçer var, gündüz yaya olarak on kilometre yol katetmişiz, adım atmışız ve bu yorgunlukla gemide dinlenemeden baleye gideceğiz. Sanatsal faaliyetleri, klasik Batı müziğini, Türk Halk müziğini çok severim, opera ve baleye de ilgi duyarım.
Sanatın merkezi St. Petersburg'da, Çaykovski müziği eşliğinde bale izleme şansı elde etmişim, belki de yaşam boyu bir kez daha yakalamayacağım bir fırsat ancak gel gör ki ayaklarım beni taşımıyor, gözlerin kapanıyor, zira bütün gün kalabileceğimiz bu şehirde o kadar çok gezip görecek yer varki, -tabi çok az bir kısmını görebiliyoruz- program bu yüzden çok sıkıştırılıyor ve zorunlu olarak geceye de bale programı konuyor.
Neyse, gündüz programı sona erip, gemiye dönüp akşam yemeğimizi yedikten sonra bale gösterisi için hazırlanıp yine otobüslerimize doluşuyor ve opera binasına ulaşıyoruz.
Şimdi size gözlerimi zorla açabildiğim bölümlerden, gösteriye ve binaya dair aklımda kalanları aktarayım:
Birkaç katlı bir bina, turistler biraz kılıksız olsa da, gösteriyi izlemeye gelenler gayet şık, akşam sekizde başlayıp gece onbirde biten gösteri sırasında tam üç kez ara veriliyor. Aralarda salon kısmına geçip birşeyler yiyip içebiliyorsunuz. Bilete dahil olmak üzere bir kez şampanya ya da içki alma hakkımız var. Çay ve kahve, pasta satışı da var. Biz de “genlerimiz gereği.. birer fincan çay içelim dedik ancak başarılı olamadık zira Rusya'nın her yerinde Euro ve kredi kartı geçiyor, bir tek opera binasında geçmiyor, ruble istiyorlar, biz de her yerde Euro kullandığımızdan Ruble almaya gerek duymadık, o yüzden çay, kahve içemedik, biletimizle de ancak şampanya ya da içki alabiliyormuşuz çünkü satış yerleri ayrı, anlayacağınız bir fincan çay içmeyi beceremedik. Aralarda salona geçtiğimde gözüm biraz açılsa da, yerime dönüp koltuğuma oturduğumda gözlerimin kapanmasına engel olamıyorum.
Yıllar önce birisi bana “bir gün Rusya'ya, St. Petersburg'a gideceksin, ünlü bir opera salonunda Çaykovski müziği eşliğinde, ünlü balet ve balerinlerin gösterilerini izlerken mışıl mışıl uyuyacaksın” dese, “Deli misin, bu fırsatı yakalasam, her tarafımı çimdik çimdik çimdiklerimde yine uyumam” derdim.
Ama, o da oldu!
Çaykovski'den ve sanatçılardan özür dilerim, umarım beni görmemişlerdir…
Konser bittiğini alkışlardan anlayarak, bizi gündüz on kilometre yürüten rehberimiz George'a iyi dileklerimi sunuyor(!) ve gemiye dönmek üzere otobüsün yolunu tutuyorum….
Ertesi gün St. Petersburg'da ikinci ve son günümüz.
Yine yoğun bir program, ancak bugün sorun yok, çünkü gece bale programı yok.
Dikkat çeken noktalardan biri şehrin içinde mezarlıkların fazla oluşu. Katolik ve Ortodoks   mezarlıklarının ayrı olduğunu söylüyor rehberimiz.
Mezartaşlarının resimli olduğu da dikkatimden kaçmıyor. İki gün kaldığımız ve çok güzel anılar depoladığımız St. Petersburg'dan ayrılma zamanı geldi. Fırsat olur mu bilmem ama, tekrar seve seve görmek isteyeceğim St. Petersburg'la ilgili aklımda kalanları şöyle bir özetleyeyim isterseniz:
- Neva nehri üzerinde devasa bir kanal, yüzlerce köprü bir sürü gemi
- Büyük camları olan tarihi binalar, sanatsal yapılar
- Görkemli kiliseler
- Hermitage (Tarih) müzesi – Gidenlerin mutlaka görmesi gerek
- Her biri kendi içinde birer sanatsal yapı olan saraylar
- Bozulmamış yeşil alanlar, parklar, bu parkların için devasa ağaçlar, heykeller
-Sanatsal faaliyetler, opera ve bale binaları, resim ve heykel müzeleri (şehirde yüzden fazla müze bulunmakta)
- Bunlar, iki gün içinde bazılarını görüp, bazıları hakkında bilgi edinebildiklerimiz.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık