• 03 Kasım 2015, Salı 7:53
SedefErol

Sedef Erol

BİLİNMEYEN YÖNLERİYLE BALTIK (10)
 Ülkemiz tekrar seçim atmosferini yaşarken, ben de Ağustos ayı sonunda başlamış olduğum gezi yazısı serisine devam ediyorum.
Artık gezinin de, serinin de sonuna geldik sevgili okurlar. Daha önceden yalnızca isimlerini duyduğum ve ziyaret etmekten keyif aldığım Baltık kıyısı ülkeleri ve bu gezi dahilindeki şehirler içinde beni en çok etkileyen birinci yer St. Petersburg ise, ikincisi de İsveç Stockholm'du. İşte, bugünkü yazının konusu Stockholm olacak.
* * * 
İki günlük hızlandırılmış St. Petersburg turunun ardından Finlandiya- Helsinki'ye uğruyor ve İsveç- Stockholm'a doğru yola çıkıyoruz.
Şimdi size İsveç'le ilgili bir doğa harikası aktarayım. Finlandiya'dan ayrıldıktan ve İsveç'e doğru yol almaya başladıktan itibaren saatlerce irili-ufaklı odacıkların arasından geçiyor ve hangi tarafa bakacağımızı şaşırıyoruz. Koskoca gemi, büyük, küçük yüzlerce adanın arasından yok alırken gördüğümüz bu muhteşem manzara karşısında dilimiz tutuluyor ve gökyüzündeki yıldız yağmuru gibi denizin üzerine serpiştirilmiş adacıkların ne zaman sonlanacağını bekleyip duruyoruz. Ama bitmiyor, bu manzara Stockholm'e kadar devam ediyor.
Görüntüleri ise gerçekten ilginç. Adacıkların denize sıfırlandığı yere kadar sık ağaçlar yeni kıyı şeridi diye bir şey yok, her bir adada da bir tane ev var, belki adanın sahibi, belki bekçisi, korucusu oturuyor. Adacıkların üstü öyle sık ağaçlık ki, buralarda yaşayan hayvanlar yol bulup nasıl yürüyor, bilemiyorum.
Bu kadar anlattım, bu adaların manzarası beni çok etkiledi. Ancak bu ıssızlıkta bir insan, bir aile yaşayabilir mi, bilemiyorum.
Ama uzaktan seyri harika.
Önce Stockholm'le ilgili ön bilgi vereyim:
İlk yerleşim buzullar eridikten sonra, Milattan Önce Üçüncü yüzyılda gerçekleşmiş. Onbirinci yüzyıldan itibaren, Hristiyanlığın gelmesi ile birlikte şehir şekil almaya başlamış. Onyedinci yüzyıldan itibaren ise Stockholm inanılmaz bir şekilde büyümüş ve yüzyıl içinde çok önemli bir kültür merkezine dönüşmüş.
Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen referandum yapılmış, kendi para birimlerini tercih etmişler, yani İsveç Kronu kullanılıyor, Euro da geçiyor.
Dokuz Kron bir Euro ediyor.
Binalar ondokuzuncu yüzyıl sonu ile yirminci yüzyıldan kalma.
Kendisi de bir ada olan ve etrafı adacıklarla dolu olan Stockholm şehir merkezinde genelde kimse oturmuyor, insanlar merkeze etrafındaki diğer adacıklarda geliyor. 
Stockholm konumu itibariyle hafif inişli-yokuşlu bir şehir.
14 Ağustos Cuma sabah saat sekiz sıralarında gemimizle Stockholm'e giriş yapıyoruz ancak bu şehre iniş diğerlerinden biraz farklı, gemimiz açıkta demirliyor, hepimize can yelekleri giydiriliyor, Tenderbot'lara binip karaya öyle çıkacağız.
Stockholm limanının özelliğinden ötürü büyük gemiler rıhtıma yanaşamıyor, karaya ulaşım böyle sağlanıyor.
Sistemin düzenli ve seri işlemesinde dolayı, gemideki üçbinbeşyüz yolcu fazla zaman kaybetmeden limana çıkıyor.
Kargaşa yok, kaos yok, “Önce ben gideceğim” egosu yok,  tıkır tıkır işleyen bir düzen…
Akşam beşe kadar Stockholm'de süremiz var. Daha önce dönmek isteyenler için, limanda Tenderbot'lar ücretsiz bekliyor. Beşten sonraya kalana Stockholm'de mutluluklar…
Gemi kimseyi beklemiyor, ancak herkesin dönüp dönmediğini de giriş kartlarımızdan kontrol ediyorlar, onu da gemiye girerken manyetik tarayıcı ile tarıyorlar.
Bu konuda kurallar katı, yoksa düzeni sağlamak mümkün olmaz
***
Tenderbot'tan inip Stockholm'e ayak basıyor ve İsveç'teki rehberimizle tanışarak otobüslerle şehir turuna başlıyoruz. Rehberimiz, ağaçların içinde, konak şeklinde sarı bir eve dikkatimizi çekiyor. Bu, Nobel ödüllerinin isim babası Alfred Nobel'in bir zamanlar yaşadığı ev.
***
İsveç'in eğitim sistemi şu şekilde;
Okul yedi yaşında başlıyor normalde, bazı özeller altı yaşında da başlıyabiliyor, eğitim ücretsiz, yalnızca kitaplara para ödeniyor ancak özel okullar ücretli ona da üst düzey bürokrat ya da konsolos çocukları gidebiliyor, ya da tercih ediyor diyelim.
Nobel ödüllerinin biri Norveç Osla'da, diğeri Stockholm'de veriliyor.
Stokcholm'de otobüsle gezerken iki Türk Lokantası gördüm:
Biri Stockholm Kebab House,
Diğeri Maestro Kebabı.
Bu kadar kuzeyde gurbetçi yaşadığını düşünmediğimden, isveçli'lerin kebabı sevdiğine karar verdim.
Bu arada Stockholm'de evlerin çok pahalı olduğunu öğreniyoruz, muhtemelen ada olduğu için olmalı. Bu arada bu şehir on dört ada üzerine kurulu olup civarında yaklaşık otuz bin ada bulunmaktaymış, hani biz gemiyle yoldan gelirken saatlerce adaların arasından geçtik ya, onlar olmalı diye düşündüm.
Bizim ziyaret ettiğimiz o dönemde şehir çok kalabalıkmış, zira müzik festivali olduğundan İsveç'in dört bir tarafından insanlar akın akın Stockholm'e geliyormuş.
Şansımıza hava güneşli ve sıcaktı, insanlar parklarda oturuyordu. Biliyorsunuz Ağustos ayı olsa da dünyanın kuzey bölgesi sürekli yağmur alıyor, bu durumu daha önce Temmuz ayında Norveç ve Danimarka'da da yaşadım, oniki günlük bu gezide ise yalnız bir gün yağmura rastladık, her ne kadar yağış dünyamızı beslese de gezide biraz sıkıntı oluyor, ister istemez.
Ancak bu kez şanslıydık.
Stockholm otobüs turumuz sonlanıp, şehiriçi yayan devam ediyoruz. Hafif inişli, yokuşlu, güzel, sevimli, parkları, çarşıları, antikacıları, sanat eserleri zengin bir şehir.
Barcelona gibi kocaman geniş ceddeler değil, birbiriyle kesişen daracık sokaklar, canlı, renkli mağazalar, kafeler, restaurantlar, sanat eserleri satan dükkanlar…
Belli ki sanatla içiçe bir yaşam.
Bakın, bu çarşı turu sırasında neye rastlıyorum?
Onu da haftaya bırakayım ve adacıklar üzerine kurulu, muhteşem görüntülü Stockholm'u bir dahaki yazımda sonlandırayım.
***
Bir dahaki yazımda;
Seçim sonrası Türkiye'sinde 
Umut ve beklentilerinizin gerçekleşmesi dileğiyle
Esen kalın…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık