• 10 Aralık 2013, Salı 9:21
SedefErol

Sedef Erol

BİLİNEN ve ÖNLENEMEYEN
 Her zaman, okumaktan da, yazmaktan da kaçındığım, normal duygu ve düşünceler ve hatta davranışlar içinde olan herkesin de benimle hemfikir olacağından hiç kuşku duymadığım, yaşamın belki de en çirkin ancak en acı gerçeklerinden birisi bugünün konusu…
Sevmesek de, yazmak istemesek de göz ardı edemeyeceğimiz bir toplumsal sorun olarak sürekli karşımıza çıkmakta.
Yalnızca bu topluma özgü mü? Elbette hayır, insan denen canlının olduğu her yerde iyisi de var, kötüsü de.
Çok iyi bilmekteyiz ki, insanlığın da, insansızlığın da vatanı yok, zaten bu tür çirkinlikleri belli bir topluma mal etmenin gereği de yok.
Geçen haftaki yazımdan hareketle, dünyanın dengesi “maneviyat” ve “maddiyat” ikileminden, “maddiyat” lehine bozulmaya başladığından beri, yani “çıkarcılık” en geçerli değer(!) olalı beri, toplumların taşları da yerinden oynamaya başladı.
Ahlaki sapkınlıkların ve şiddetin çoğalmasında, işte bu etik değerlerin eksikliğinin aile içi ilgisizliğin, duygusal dünyanın çöküşünün önemi olduğunu düşünmekteyim.
Bilimsel değilse bile, yalnızca bir vatandaş olarak yapılan bir yorum bu elbette.
Konumuzla ilgisi mi? Elbette var ancak ekleyeceğim başka yorumlar, dikkat çekmek istediğim başka noktalar da var.
Çok önemli bir gazetenin hafta içi haberi; olay vahim, ancak bildik ve tanıdık, üstelik vahim olan yalnızca olay da değil, sonrasında düşündürdükleri…
“Maltepe Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda tutuklu olarak kalan onyedi yaşındaki F.G., 2011 yılında diğer koğuşlarda kalan V.V. ve R.Ö'nün tecavüzüne uğradı. Açılan davada Adalet Bakanlığı :
-F.G. koğuşta acil butonuna basabilirdi ya da bağırarak yardım isteyebilirdi. Savunmasını yaptı.
Bu haberin iki gün önce….gazetesinde yayınlanmasının ardından, cezaevinde görev yapan infaz koruma memuru A.A. telefonla arayarak önemli iddialarda bulundu. Hakkındaki bir iddiadan dolayı başka bir ilde görevlendirildiğini söyleyen A.A., yaşanan tecavüz olayında Adalet Bakanlığı'nın yaptığı savunmanın gerçekçi olmadığını söyledi.
A.A., çocukların bulunduğu koğuşlarda görev yaptığını belirterek şunları anlattı:
- Cezaevinde koğuşlarda bulunan acil butonları çalışmamaktadır. Bunlar bizim zamanımızda devre dışı bırakılmıştır. Çünkü cezaevi genelinde ortalama yüzeli tane buton vardı. Her basılan butona gitmek gardiyanlar için iş yükü oluyordu. Ayrıca cezaevinin koridorları çok uzun. Yani memurlar bu koridorların başında bulunan yerlerde bekliyor. Mahkumların kaldığı duvarlar ve kapılar çok kalın. Normal  durumlarda bile içerde bulunan birinin bağırması duyulmuyor. Mahkumlar bizlere seslerini duyurmak için sert bir cisimle demir kapıya vuruyordu.
Mağdur çocuğun avukatı, infaz koruma memuru A.A.'nın, İstanbul Sekizinci İdare Mahkemesinde süren tazminat davasında tanık olarak dinlenmesi için başvuruda bulunacağını bildirdi.
Haberin altında da Bakanlığın Savunması not olarak düşülmüş, o da şöyle:
“Davacı F.G.'nin olay anında odada bulunan acil çağrı butonuna basmadığı, bağırmak suretiyle arkadaşlarının haberdar etmediği tespit edilmiştir.””
Ne yazık ki tecavüz olayı, toplumsal bir yara. Ne kadar göz ardı etsek de, konuşmak istemesek de, bu acı gerçeklerin yaşandığını hepimiz biliyoruz. Özellikle insanların bir arada kalmak zorunda olduğu yerlerde bu tür olaylara daha sık rastlanıyor, yukarıdaki örnekte olduğu gibi. Önemli olan, önüne geçebilmek, ya da “acı çeken” insan sayısını en aza indirebilmek.
Zira, sonradan hak edilecek tazminatlar bile bir çocuğun tüm ömrünü etkileyecek manevi acıları yok edemiyor.
Benim bu olayda takıldığım bir nokta var, hani hep yazarım ya, “hayat ayrıntılarda saklı” diye, işte bu ayrıntı da, kurum avukatlarının yaptığı savunmada saklı olsa gerek:
“Davacı F.G.'nin olay anında odada bulunan acil çağrı butonuna basmadığı, bağırmak suretiyle arkadaşlarını haberdar etmediği tespit edilmiştir… ”
İşin içinde tazminat, yani para söz konusu olduğu için elbette avukatlar da (rahmetli babam da bir avukattı)  bir savunma yapacaklar, buna bir diyeceğimiz olamaz da, şuna bir diyeceğimiz olabilir, ya da insanın aklına gelebilir, bu çocuğun butona bassın ya da bağırıp çağırsın diye, elini kolunu ağzını serbest mi bıraktılar, bire karşı iki kişi…
Zaten başka ilde görevlendirilen diğer gardiyanın iddiasına göre, butonlar da çalışmıyor. (bir parantez açalım ve dürüst olalım, belki de bu gardiyan görev yeri değiştirildiği için kızarak böyle bir ifade verdi, öyle olduğunu kabul etsek bile, mazeret olamaz.)
Konuyu daha fazla uzatmadan toparlayalım.
- 2011 yılında 17 yaşındaki F.G. Maltepe Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda iki tutuklunun tecavüzüne uğramıştır.
-Olay üzerine mağdur çocuğun avukatı tarafından Adalet Bakanlığı aleyhine tazminat davası açılmıştır.
-Dava devam etmekte olup, Bakanlık avukatları çocuğun çağrı butonuna basmayıp bağırarak yardım istemediğini, dolayısıyla bir anlamda Bakanlığın suçu olmadığını savunmaktadır.
-Bu arada gazeteye telefonla bağlanan bir infaz koruma memuru ise (şu anda başka ilde görevli) bu butonların zaten çalışmadığını beyan etmektedir.
Kişisel yorumum ise “Mahkumların güvenliğinden butonlar mı sorumlu?” olduğu şeklinde…
Elbette son kararı Yüce Türk yargısı verecek.
**
En iyisi, bu üzücü yazıyı bir Temel fıkrasıyla bitirmek:
Doktor, mide ağrısından şikayet eden  Temel'i bir güzel azarlamaya başladı:
- Doktor sözü dinlemeyenin hali böyle olur işte!
Ben size günde yalnızca yarım paket sigara içeceksiniz demedim mi?
Temel ezile büzüle cevap verdi:
-Nasihatine uydum doktor bey! Emin olun günde yarım paketten fazla içmiyorum. Gerçi onu içinceye kadar da canım çıkıyor ya! Bu yaştan sonra sigaraya başlamak hiç de kolay değilmiş!
**
Haftaya yeni bir konuda buluşuncaya dek esen kalın, mutlu olun sevgili okurlar…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık