• 30 Ekim 2012, Salı 9:11
SedefErol

Sedef Erol

BAYRAMLIK
 Önce Kurban Bayramı, arkasından Cumhuriyet bayramımız. Siz bu yazıyı okuduğunuzda her ikisini de yaşamış ve geçirmiş olacağız. Sağlık, mutluluk ve huzur içinde daha nicelerine ulaşmak dileğiyle kutlu olsun.
Önce çocuk, sonra gençtik. Yetişkin derken erişkin olduk.
Harçlık alandık, şimdi veren olduk.
Toplumun yapısı değişikliklere uğrasa da, bazı örf ve adetler, gelenekler hiç değişmiyor. Büyük kentlerde genellikle “tatil” olarak algılanan bu olgu, Anadolu'da hala hatır-gönül yerine getirme, büyüklerini ziyaret etme gibi insani değerler bazında ele alınıyor.
Çok da iyi oluyor.
Değer yargılarının mumla aranır olduğu insanlık aleminde, hala birilerinin “ben merkezci” hesaplardan uzak, başkaları için bir şeyler yaptığını görmek, dostluklar ve insan ilişkileri adına adımlar atıldığına tanık olmak gelecek adına umut veriyor insana.
Küçük yeğenimin bir bayram günü babacığıma; çocuk saflığıyla söylediği sözler sıyrılıyor hatıralarımın arasından :
“Enişte elini öpeceğim ama kaç lira harçlık vereceksin?”
Masum bir pazarlık olayı…
Ya da oğlumun küçücük haliyle, gittiğimiz bir bayram ziyaretinde koltukların arasında cebine sıkıştırılmış bayram hasılatlarına gizlice göz attığı canlanıyor anılar arasından…
Daha para saymasını bile bilmezken…
Ve Nazım'ın dizeleri fırlayıp geliyor bir yerlerden:
Yapraklara dallara 
Yeşillere allara
Nice nice yıllara gülüm
Nice nice yıllara…
İşte bu dizeler de benden sizlere.
Her iki bayram için;
Ülkemizin mutluluğu, huzuru ve refahı için.
Nice nice yıllara…
**
Barack Obama'nın bir görüntüsü vardı gazetelerde. Seçmen olarak kayıtlı olduğu Chicago'da isteyen oyunu erken, yani seçimden önce de kullanabiliyormuş. İşte Obama'da erken oy vermek istemiş, sandığa gitmiş. Bir de kimliğini göstermiş üstelik. Yetkililer de sahtem mi değil mi diye uzun süre incelemişler. Bir Obama'nın yüzüne, bir de kimliğe bakıp durmuşlar. Başkan Obama'nın etrafından ise kendinden başka kimse yok. Ne polis, ne koruma, ne başka bir şey. Orası seçim odası ya, yalnız girmiş. Tabi, dışarıda gerekli tedbir alınmıştır eminim.
Yalnız birkaç yıl önce ABD'ye gittik. (Daha önce de yazmıştım.) Yolumuz Washington'a da düştü, Beyaz Saray'ı da gezelim dedik. Halk da gezebiliyormuş ama o gün gezme günü değilmiş. Etrafında dolaşılabiliyor. Dışı demir kapılarla çevrili, içinde bahçe var, bahçenin içinde de Beyaz Saray. Öyle çok devasa bir yapı değil. Neyse ziyaret günü olmadığından giriş kapısı kapalı, ancak oradan rahatlıkla bakabiliyorsunuz. Şimdi siz sanıyorsunuz ki Beyaz Saray'ın her tarafı polis kaynıyor. Aksine demir kapının önündeki boş arsada yalnızca bir polis arabası var, içinde de üç dört tane polis var.
Koca Beyaz Saray böyle korunuyor.
Üstelik (bir de işin üstelik-tarafı var) polis arabasının hemen yanında bir çadır, çadırın içinde de bir Amerikan vatandaşı. Ben diyeyim Kızılderili, siz deyin Çingene, böyle garip, etnik giyimli değişik bir insan. Orayı mesken tutmuş, tam ondört yıldır orada yaşıyormuş, her tarafı pankartlarla dolu, bu pankartlar ABD'yi ve başkanlarını protesto ediyor. Savaşı yeriyor, barışı övüyor. Pankartlarda Amerika'nın savaş yanlısı politikalarını, işgalci eylemleri yerden yere vuruluyor. Bu vatandaşın önündeki paslı Coca-Cola kutusuna üç-beş cent atıyorsunuz, başlıyor gelmiş geçmiş ABD başkanlarına sövmeye:
- Efendim Clinton şöyle…
- Ben Bush gibi adama…
-Bu Kissenger var ya, bu Kissenger…
Arada bir de hızını alamayıp bedavadan sövüyor, polisler de alışmış dinliyorlar.
Bu vatandaş yıllardır Beyaz Saray'ın karşısında bu eylemi yapmaktaymış.
Kendisine engel olmayışlarının, ya da dokunmayışlarının nedeni, onun da vatandaş olarak birtakım haklarının bulunmasındanmış.
Beyaz Saray'ın karşısında olsa bile, bu böyleymiş.
İşte bir ABD vatandaşının hakları…
Bu da ABD'nin “İleri demokrasi”si olsa gerek!
***
Bir de mutlu ama bir o kadar da düşündürücü bir olay aktaralım.
Damatsız gelin ve düğün durumu!
Yabancı filmlerde izleriz bazen, son anda ya gelin gelmez, ya da damat, davetliler ve çiftin öbür teki ortada kalıverir, seyirciler mahcup, sanki bu işin sorumlusuymuş gibi, tatsız mı tatsız bir durum. Ancak neyse ki  bu sefer öyle bir şey yok, vazgeçmede söz konusu değil, yalnızca düğüne “Zorunluluklarından dolayı icabet edememe hali” var ortada.
Yeni dünyanın en ilginç düğünlerinden birisi. 
En azından damadın gelinin ayağına basma riski yok, çünkü ortada damat yok.
Üç yıllık Uzman Çavuş Nebi Eraslan, geçen yıl nişanlandığı Fidan Eraslan'la evlenmek üzere harekete geçer.  Yirmibir Ekim tarihi için Osmaniye Öğretmenevi Salonu kiralanır. Düğün hazırlıkları tamamlanır. Ancak damat Hakkari'de görev yapmaktadır ve yol güvenliği nedeniyle kendi düğününe gelemeyeceği anlaşılmıştır. Gelin hanım “Yuvayı dişi kuş yapar” mesajını ilk günden almış olmalı ki, eşinin ve yakınlarının onayını da alarak düğünü damatsız da olsa yapmaya karar verir. Öyle ya bu saatten sonra, koşulların, yerin, davetiyelerin, hazırlıkların değişecek hali yok. Üçyüz kişilik bir düğün yapılır, herkes oynar, yer, içer mutlu olur.
Yoksa bir damat yok, değil mi yani?
Nasılsa düğünlerin assolistleri gelin olmuyor mu?
Şaka bir yana kendi düğününe yetişemeyen damat da oluyormuş demek ki.
İleride çocukları düğün resimlerinde boş yere babalarını arayıp duracak.
Ancak gelin, en akıllı ve doğru sözü söylemiş:
“Eşim ve diğer güvenlik görevlilerinin sayesinde huzur ve güven içinde yaşıyoruz. Vatan sağ olsun.”
Keşke tüm güvenliğimizi üstlenenler geç de olsa sonunda sevdiklerine dönebilseler.
Er ya da geç…
Sağlıklı ve mutlu bir şekilde.
Bugünlük bu kadar.
Haftaya buluşmak üzere esen kalın sevgili okurlar…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık