• 25 Mart 2019, Pazartesi 16:52
SedefErol

Sedef Erol

ANILAR – (3)

İki haftadır Maldivler-  Sri Lanka - Hindistan gezimizi yazıyorum. 
Maldivler ve Sri Lanka'yı kabaca anlattık, sıra geldi Hindistan'a. 
Bugün gördüğüm kadarıyla bu ülkenin ilginçliklerini aktaracağım. 
Hindistan dediysem, öyle girmesi de, çıkması da kolay değilmiş meğer. 
Her ne kadar Hindistan için Ankara'ya gidip vize aldıysak da iş bununla bitmiyormuş.
Sri Lanka - Hindistan arasında gemide geçirdiğimiz seyir gününde, Hindistan'a gireceklerin bir salonda toplanması isteniyor. 
Bir buçuk saatlik sıra bekleyişinden sonra, Sri Lanka'dan gemiye binen Hintli gümrük görevlilerinin de onayından sonra, elimize vize yerine geçecek bir kağıt veriyorlar. 
Bu kağıtla bu ülkeye girip, çıkışı da bu kağıtla yapacağız. 
Yani adeta hüviyet kadar önemli, kaybeden Hindistan'a giremiyor, girse de çıkamıyor. Alınan bu sıkı güvenlik önlemlerine şaşırmakla birlikte, duyduğumuz haber üzerine normal karşılamaya çalışıyoruz. 
Meğer o gün Pakistan, iki Hindistan savaş uçağını düşürmüş.
Artık bu önlemler bu olay için miydi, yoksa rutin bir durum mu bilemiyoruz. 
Gemi limana yanaşıp da elimizdeki geçici visa kağıtlarıyla tekrar bir kontrolden geçtikten sonra Hindistan'ın en küçük eyaletinin Goa şehrine varıyoruz.
Goa, tarihi evlerle bezeli antik bir kent. 
Biraz Mardin'e benzese de, Mardin'in muhteşem atmosferini ayrı tutmak lazım.
Goa, sokaklarını dolaşırken etrafımızı satıcılar sarıyor. Şallar, örtüler, fil sembolleri, ne ararsan var. 
Satış pazarlığa tabi. Eğer satıcıyla ve mallarıyla ilgilenmezseniz, ilk söylediği fiyatın epeyce bir altına düşerek peşinizden koşuyor.
Goa şehri gezintisiyle tamamlanan gün, akşam gemide sona eriyor.
Ertesi gün gemi Mumbai (Eski adı Bombay) şehrine yanaşıyor.
Asıl Hindistan'ı galiba bu şehirde öğreneceğiz. Aynı gümrük prosedürlerinden burada da geçtikten sonra Mumbai'ye giriş yapıyoruz. 
Bindirildiğimiz  ilginç Hint otobüsleriyle şehir turuna çıkıyoruz.
İngilizler'den kalma Kraliçe Victoria Tren Garı, Belediye Sarayı, tüm sahili kaplayan ve “Kraliçenin Koyu” adı verilen kordon, gezdiğimiz yerlerden bazıları.
Bu arada havanın sıcaklığından ve rutubetinden, klimasız yerlerde dolaşmanın ya da bulunmanın son derece zor olduğunu ekleyeyim.
Gelelim Hindistan'ın ilginçliklerine; 
Biliyorsunuz bu ülkede çok çeşitli din ve inanış var. 
Ağaçlıklı bir alandan geçerken rehberimiz şunları anlatıyor:  Bazı Hint inanışında göre kimi yörelerde ölüler yakılmayıp, gömülmeyip, kuşların yemesi için tepeye bırakılıyormuş. 
Yani felsefe, doğadan gelenin doğaya dönmesi. 
Ancak son zamanlarda doğal ortamın bozulması nedeniyle kuş sayısı azaldığından, ölüler tamamen tüketilemiyormuş. Üzeri açık olan şehrin su deposuna kuşların insan ölülerinin parçalarını düşürmesi sonucu suda mikrop oluştuğundan, su deposunun üzeri İngilizler tarafından kapatılarak park haline getirilmiş. 
İşte biz de bu parktan geçerken, bu ilginç olayı öğrenmiş oluyoruz.
Bir Hint geleneği de ölüleri yakmak.
Ancak bu iş çok pahalıya mal olduğundan, ancak zenginler bu ritüeli yerine getirebiliyor. 
Bir başka Hindistan'a ait ilginçlik, ineğin kutsal kabul edilip asla etinin kesilmemesi ve yenmemesi. İnek öyle önemli ki, yollarda sokaklarda, ineklere yedirilmek üzere paketlenmiş otlar satılıyor. 
Yani Eminönü'ndeki güvercinlere yem atılması gibi. 
Daha sonra Mahatma Gandi'nin evini ziyaret edip yatak odası ve eşyalarının ne kadar sade olduğunu görüyoruz. 
Tapınak ziyareti ve ayin gösterisinden sonra şehri gezmeye devam ediyoruz. 
Dere kenarını turlarken kilometrelerce asılı yıkanmış çamaşır görüp şaşırıyoruz. 
Merakımızı rehberimiz gideriyor.
Meğer bu bir sektörmüş, insanlar evde çamaşır yıkamayıp dere kenarına getiriyorlarmış.
Çamaşır yıkayıcıları bu çamaşırları yıkayıp, kurutup sonra da almaya gelen sahiplerine teslim ediyorlarmış. 
Herkes ne zaman müsaitse çamaşırlarını bırakıyor, işi bitince alıyorlarmış. 
Çamaşır makinası yerine bu sistem yaygınmış.
Mumbai (Bombay)'i giderken muhteşem bir otele rastlıyoruz. Adı, Taç Mahal Oteli. 
Vakti ile ünlü Tata şirketinin sahibi, Bombay'da bir İngiliz kulübüne girmek istemiş, onu küçümseyip almamışlar. 
O da kızıp, Tac Mahal Oteli'ni yapmış.
Taç Mahal'in kendisini göremediysek de, otelini görmüş olduk. Gerçekten muhteşem bir yapı. 
Koca Hindistan'ı birkaç satıra sığdırmak imkansız, bari bu ülkenin güneyine yaptığımız ziyaretten aklımda kalanları sıralayalım:
- Baharatlı yemekler 
- Sari'li kadınlar 
- Zenginliğin ve yoksulluğun tezat görüntüleri 
- Sokaklardaki aç – sefil dilenci çocuklar 
- Sokak satıcıları…
Bunlar, 2 günlük Hindistan gezisinden aklımda kalanlar. 
Bu ülkeyi yeterince tanımak için içinde yalnızca Hindistan'ın olduğu uzun bir gezi yapmak gerek. 
3 hafta boyunca sizleri değişik dünyalara götürmek, gördüklerimi aktarmak istedim. 
Umarım yararlı olmuşumdur.
Haftaya, ülkemizin gündemindeki haberlerde buluşmak üzere şimdilik,
Esen kalın 
Hoşça kalın…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık