• 01 Kasım 2016, Salı 8:53
SedefErol

Sedef Erol

ALTMIŞ AKIL YETMİŞ FİKİR
 Bu hafta sizlere Rize- İkizdere'ye altı kilometre mesafedeki Kaçkar eteklerinde yer alan Ridos Termal Otel'den sesleniyorum.
Annemin yıllık kaplıca tedavisi kapsamında her yıl ziyaret ettiğimiz Ridos oteli daha önceleri de yazmıştım. Bu nedenle ayrıntılara girmesem de, buradaki termal suyun, dünyada özellikleri bakımından altıncı sırada olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim.
Otel, otel hizmetleri, suyun kalitesi iyi biliniyor olmalı ki müşteri kitlesi epeyce geniş bir yelpazeye yayılmış durumda.
Yabancı uyruklular ve Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen misafirler hem kaliteli termal suyunun, hem de dağlar arasındaki muhteşem doğanın keyfini çıkartmakta. Muhteşem doğa demişken, birkaç gün önce yemyeşil olan ağaçlar artık sararmaya başladı. Mevsim değişikliğini böyle yakından izleyebilmek tuhaf bir duygu veriyor insana.
Önce yemyeşil yapraklar, sonra sarı ve bakır tonları ve en son yaprakları dökülmüş, çıplak ağaç dalları…
Adeta insanın ömür süreci gibi:
İlkbahar, sonbahar ve kış…
İşte bu harika ve bakir doğanın bende uyandırdıkları…
x x 
Buranın en güzel yanlarından birisi de insana fiziksel ve mental anlamda tam bir dinlenme sağlayabilmesi…. En yakın yerleşim yeri altı kilometre aşağıdaki binsekizyüz nüfuslu İkizdere olduğundan, günlük gazetelere ulaşmak özel bir çaba gerektiriyor.
Dünya ile iletişim için yararlanılan araçlar ise televizyon ve telefon.
Güzel bir doğa, oturmuş ve iyi hizmet veren bir otel, dünya çapındaki termal sudan yararlanma olanağı ve “sessizliğin içinde kendi sesini dinleyebilme” ihtimali…
Bundan iyisi can sağlığı diyelim.
x x
Buradaki koşulları bildiğimden, hazırlıklı gelmişim, paylaşacağım konuları yanımda getirmiştim.
Biliyorsunuz benim ilgi alanım, memleketimizdeki insan manzaraları…
Yaşanan ilginçlikler ve bunlardan çıkarılacak dersler…
Tabi, dilimizin döndüğü kadarıyla.
x x
Geçtiğimiz hafta, İstanbul'da ilginç bir hırsızlık olayı yaşandı.
İstanbul bu, bu devasa metropolde her türlü insana ve olaya rastlamak olası.
Gelin, hep birlikte izleyelim.
Bir gazeteden:
-“İstanbul Bayrampaşa'da akıl almaz hırsızlık iki hafta önce meydana geldi. Tekstil malzemeleri satan bir işyerinin önüne gelen dört hırsız, önce etrafı kontrol etti. Etrafta kimsenin olmadığını anlayan hırsızlar dükkanın kapısını açtı. Bir tonluk giyime hazır tekstil malzemesini beş dakika içinde minibüse yükleyip kaçtı. O anlar işyerinin güvenlik kamerasına da yansıdı.”
Malları çalınan işyeri sahibi Muzaffer Ensevimli, soygun sırasında yemek molasında olduklarını belirtti. Hırsızlara seslenen Ensevimli:
-Beş, altı kişinin bir saatte yapacağı işi beş dakikada yaptılar. Bize de böyle çok çalışacak, hızlı çalışacak eleman lazım. Gelsinler burada işe başlasınlar helalinden çalışsınlar. Affederim o zaman. Malımızı da geri versinler!...
x x
Hırsızlar patronun bu çağrısına kulak verir mi bilmem ancak “işbitirici” hızları nedeniyle patronun gözüne girdikleri kesin.
Elbette, çalınan malların iadesi şartıyla…
Aslında işyeri sahibi şunu kastediyor:
“Madem bu kadar becerikli ve çalışkansınız, niye bu yeteneğinizi hırsızlıkta kullanıyorsunuz?”
x x 
Okul çağlarımdan beri hep düşünmüşümdür. Şu kopya olayını.
Saatlerce kopya hazırlığı yapana kadar, öğrenci niye okuyup öğrenmez dersini de bu işe girişir?
Aklımızı olumlu işlere kullansak, yeteneklerimizi ve kapasitemizi verimli değerlendirebilsek hem kendimize, hem de topluma yararlı olabilsek daha iyi olmaz mı?
….
İşte başka bir şeytani kafa çalıştırma şekli:
“Amasya'da yaşayan Hasan Bolat, geçen yıl bir tanıdığından takas yapıp üstüne para ödeyerek beyaz renkte bir otomobil aldı. Bir süre sonra bu aracı kaportacıya götüren Bolat, hayatının şokunu yaşadı. Aldığı beyaz renkteki aracın ön kısmının 1996 modelken, arka bölümünün kırmızı renkteki 2000 model bir araca ait olduğunu öğrendi.
Buna inanmayan Bolat, soluğu Amasya Küçük Sanayi Sitesi'ndeki kaportacılarda aldı. Burada da aynı yanıtı alan Bolat:
-Bana aracın 2+1 olduğunu söylediler. Yani iki aracı birleştirerek tek otomobil haline getirmişler. Arkasının kırmızı, önünün beyaz olduğunu dile getirdiler. Bir an şoka girdim” dedi.
Önü 1996, arkası 2000 model dediği aracı satmayı düşünmeyen Bolat, Biz yandık, başka Hasan'lar yanmasın. Bu aracın bu şekilde olduğunu tüm Türkiye'ye duyurmam lazım 
diye konuştu.
Aracı inceleyip hayrete düşen kaportacı Samet Yılmaz da, ikinci el araç alacaklara seslendi.
Yılmaz,
- Araçlara iyi baktırıp alsınlar. Eski model olsun, yeni model olsun farketmez. Araç büyük hasar görünce yeniden ekliyorlar
Şeklinde konuştu.
x x 
Ne tuhaf değil mi, birkaç hasarlı araçtan bir araba yaratmak….
Tam anlamıyla “kötüye kullanılmış” zeka ürünü…
Kandırmaya, aldatmaya odaklı beyinler…
Aslında bir başkasını kandırdığını sanan, en çok kendini kandırır.
Bu noktaya bir gelebilsek…
x x
Bu haftanın son sözleri Cumhuriyetimiz için.
Bugünlerimizin ve varlığımızın temeli Cumhuriyetin ilanı ve 29 Ekim Cumhuriyet bayramımız kutlu, özgür bir ülke olarak varolmamızı sağlayan, bu uğurda can veren kurucularımızın ve tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun…
Ulu önderin aydınlattığı bu ışık hiç sönmesin…
Nice 29 Ekim'lere ulaşabilmek dileğiyle;
Haftaya buluşuncaya dek
Esen kalın,
Hoşça kalın….

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık