• 22 Aralık 2015, Salı 8:57
SedefErol

Sedef Erol

AKLIN YOLU......
 Zorunlu bir Ankara yolcuğu nedeniyle “bir defalığına olmak üzere” yazılarıma ara vermek zorunda kaldım, devam ediyorum.
İzin hakkımı kullandım diyelim.
Ankara'da işimiz tamamlandı, memleketimize döndük. Öğrencilik dönemimin yedi yılı Ankara'da geçmiş, başkent olduğu için çok severim ancak onbir yaşımda evden ayrılıp yatılı okula, bu şehre gittiğim için de mezun olduktan sonra uzun yıllar Ankara ziyareti yapmadım. Şehrin bir suçu olmasa da benim için “gurbet”i temsil ediyor olması önemliydi.
Artık şehrin girişindeki “ANKARA” tabelasını görünce yüreğim burkulmuyor, kalbim sıkışmıyor….
Otomatik telefonların henüz olmadığı, Giresun-Ankara arasında yalnızca tek bir otobüs firmasının çalıştığı bir dönemden bahsediyoruz.
Çok güzel bir okulda öğrenim görme şansını yakalamış olsa da, üstünün başının kirli mi temiz mi olduğunu bile ayırt edemeyen, ailesiyle haftada yalnızca bir kez telefon görüşmesi yapabilen onbir yaşında bir kız çocuğu.
Bunlar işin duygusal tarafı olsa da, bugün geriye baktığımda o zamanlar bu şansı yakaladığım için gururlu ve bana fedakar çabaları sonucu bu fırsatı yaratan bir aileye sahip olduğum için de mutluyum.
Hele hele bizlerden çok yıllar önce, Giresun'dan, Türkiye'nin çeşitli illerine, bölgelerine çok kısıtlı imkanlar içerinde okumaya, tahsil yapmaya giden babacığımı, amcalarımı düşündükçe, o zamanlar benim yaşadığım manevi üzüntüler çocukça kaprislerden ileriye gitmiyor…
Sevgili okurlar, bir Ankara ziyareti dolayısıyla yazamadığım haftalık yazımın özür faslı bakın nereden nereye geldi. İçimde kalan bu anıları paylaşmak istedim.
Yıllar geçti, benim için Ankara artık hüzün dolu bir gurbet şehri değil, kız kardeşimin yaşadığı yer, şimdi koşa koşa gidiyorum…
Ata'mızın ebedi istirahatgahı, ülkemizin başkenti.
On bir yaşın duygusallığı, yerini gerçeklere bıraktı….
* * * 
İki hafta önce yazımda başlayan Rus krizine değinmiştim, süreç devam etmekte, olası büyüyecek bir kriz her iki ülke ve dünya çıkarına ters düşeceğine göre, şu veya bu şekilde önümüzdeki süreçte yumuşama olacağını umuyorum.
Sanıyorum hepimizin beklentisi bu şekilde.
Ve Güneydoğu.
Bu konuda ne yazacağımı, ne düşüneceğimi bilemiyorum, Türkiye'ye mi, yöre insanına mı, askere polise mi, hangisine üzüleyim bilemiyorum.
Yapabildiğimiz, izlemek ve beklemek….
Ümit içinde beklemek….
* * * 
Tüm bunlar olup ta, içte ve dışta bu sıkıntılar yaşanırken, basında yer alan bazı ütopik fikirler de (tabi bana göre) insanı hayrete düşürüyor.
Bakın MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu'nun önerisine;
“MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, 1935'ten bu yana müze olarak kullanılan Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılması için kanun teklifi verdi. 24.11.1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Ayasofya'nın müzeye dönüştürüldüğünü hatırlatan Halaçoğlu çarpıcı bir iddiada da bulundu. Bu kararı onaylayan Atatürk'ün imzasının sahte olduğunu savundu. Bu durum teklifin gerekçesinde şöyle yer aldı:
“Mustafa Kemal'e Atatürk soyadının verildiği 2587 sayılı Özel Kanunun, Resmi Gazetede 27.11.1934 tarihinde yayınlanmıştır. Atatürk'ün imzasının bulunduğu Ayasofya kararnamesinin tarihi ise 24.11.1934'tür. Atatürk'ün üç gün önce kararnameyi imzalamış olması da mümkün gözükmemektedir…”
* * * 
Ülke bunca sorunla boğuşurken, gündemde bunca olaylar varken, Sayın Halacaoğlu'nun gündemi beni çok şaşırttı doğrusu. Demek ki onun gündemi, bizimkinden farklı. 
Şimdi gelelim rakamlara.
Bu rakamlar internet bilgilerinden alınmıştır ve şu anda belki biraz değişip, resmiyete yansımamış olabilir ancak eminim ki müzeler lehine değişmemiştir.
En son girilen ve benim edindiğim verilere göre İstanbul'da ellidört adet müze bulunmakta.
Cami sayısı kaç dersiniz.
Tam üçbin yirmi sekiz.
Elbette yeni yapılmakta olanlar bu rakamlara dahil değil.
Peki Türkiye'nin en çok ziyaret edilen müzeleri:
2014 rakamlarını veriyorum:
Ayasofya - 3.574.043 kişi
Topkapı   - 3.553.078 kişi
Mevlana   - 2.075.056 kişi
Peki, Türkiye'nin en çok ziyaret edilen (bir anlamda en turistik diyelim) müzesinin müze vasfını kaldırıp, zaten İstanbul'da üçbinyirmisekiz tane olan cami sayısını bir tane daha artırmak hangi amaca hizmet oluyor?
İbadet, her yerde ibadettir, bunun Ayasofya'da gerçekleştirilmesi gerekmiyor, Tanrı ile kul arasındadır, mekan bile önemli değildir, şartları da bellidir, bunu da yürekten inanan herkes bilir.
Türkiye'nin en değerli müzesini cami yaptırmak ülkeye de inanç sahibine de hizmet etmez, bu da benim naçizane görüşüm.
Kimse de beni bu görüşümden ötürü yargılamasın, ben ülkemi seviyorum, değerlerini, güzelliklerini yitirmesini istemiyorum.
Camilerimiz de bizim, müzelerimiz de.
Ünlü Sultanahmet Cami'nin müze yapılmasını ister miyiz, bu da aynı şey…. Bu işin bir yönü, asıl başka yönü var…
Sayın Halaçoğlu,  Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılmasını talep ederken bir gerekçe açıklıyor ve Atatürk'ün kararla ilgili imzasının gerçek olamayacağına dair ifadeler kullanıyor.
Siz açıkladığı gerekçeden bir şey anladıysanız da, ben anlayamadım. Üç gün önce imzalanmış, üç gün sonra yayınlanmış. Burada normal olmayan nedir?
Soyadı imzasını kararın yayınlanmasından önce kullanmış, bu sahtekarlık yaptığı anlamına mı geliyor, ya da birileri yaptıysa Atatürk buna göz mü yumdu yani?
Koskaca bir dünyayla başeden Atatürk bunu Halaçoğlu kadar düşünemedi mi acaba?
Yıllarca Türk Tarih Kurumu Başkanlığı yapmış Sayın Halaçoğlu, en büyük Türk'ün manevi hatırasına yaptığınız bu yakıştırmalar oldu mu şimdi?
* * * 
Çok cami yaparak çok Müslüman olunmuyor, gereklerini yerine getirerek, iyi insan olarak, düzgün, dürüst, onurlu çevreye saygılı, ülkeye yararlı, topluma duyarlı yaşayarak iyi Müslüman olunuyor. 
Ve geçmişi minnetle anarak…..
Bu da bana öğretilen.
Haftaya buluşmak dileğiyle,
Esen kalın,
Hoşçakalın.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık