• 09 Şubat 2016, Salı 9:02
SedefErol

Sedef Erol

AKIL- SAYGI-VİCDAN
 Geçtiğimiz hafta, yönetmen Sinan Çetin'in oğlu Rüzgar Çetin'in neden olduğu, bir polis memurunun ölümüyle sonuçlanan ve İstanbul şehir trafiğinde yaşanan korkunç kazadan sözetmiştim.
Kişi ya da kişilerle ilgili bir problemim olamazdı elbette. Problem umarsızlıkla, duyarsızlıkta, defalarca yinelenen aynı hatalardaydı.
Rüzgar Çetin'in, hız, alkol ya da herneyse direksiyonu toparlayamadı, karşı yöne geçti Hyundai marka polis otosuyla kafa kafaya çarpıştı.
Gazeteler böyle yazıyor.
Bu çarpma sonucu da, kendi yolunda gitmekte olan polis otosundan fırlayan polis memuru yaşamını yitirdi. Olay sonrası, sanığın avukatı müvekkilinin tahliyesini talep etti. Gerekçesi: “Ölen polis memurunun emniyet kemerini takmamış olsaydı…..”
Rahmetli Avukat babacığımdan özür diliyorum, avukatların görevi müvekkillerini savunmak, bunun için de bütün şartları zorlamak sanırım.
İşte bu haberi okuyup ta, avukatın karşı tarafın ölümünü yalnızca emniyet kemeri olmamasına bağlayarak tahliye talebinde bulunduğunu öğrenince, geçtiğimiz haftanın yazısını kaleme almaya karar verdim ve o yazı bu nedenle oluştu. Yoksa bu ülkenin ikinci terör vakası trafik kazalarıdır.
Rüzgar Çetin'in avukatının bu tahliye talebi gerekçesi tıpkı benim gibi, Hürriyet yazarı Ahmet Hakan'ın da dikkatini çekmiş olmalı ki, 1 Şubat tarihli yazısında bu konu ile ilgili şu satırlara yer vermiş:
“Sinan Çetin'in oğlu Rüzgar Çetin….
Alkollü araba kullanırken ters yöne girdi. Karşısına çıkan polis aracını biçti.
Maalesef bir polis memurunun şehit olmasına yol açtı.
Bu durumda insan en çok Rüzgar Çetin'in avukatının ne diyeceğini merak ediyor.
***
Şu meşhur fıkrada olduğu gibi.
Adamın biri üç kişiyi öldürme suçundan hakim karşısına çıkmış ve suçunu itiraf etmiş.
Ancak “Avukatımı isterim” diye tutturmuş.
Hakim, “Bu durumda avukatın ne diyecek ki” diye sorunca…
“Vallahi ben de onu merak ediyorum” diye cevap vermiş.
Fıkradaki adamın merakı giderildi mi bilmiyorum ama Rüzgar Çetin'in avukatının ne diyeceğiyle ilgili merak giderildi.
Şöyle demiş avukat:
“Polis memuru emniyet kemerini taksaydı ölmezdi….” Ahmet Hakan'ın bu bölümle ilgili yazısının başlığı ise şöyle:
“Rüzgar Çetin'in fıkra gibi avukatı”
***
Ahmet Hakan da, ben de köşemde avukatın savunmasına yer vermiş olsak da, olayın özü bu değil elbette, avukat mesleği gereği bulabildiği tek açıktan harekete geçmiş olsa da doğal olarak tahliye talebi reddedildi.
Olayın özü duyarsızlık, umursamazlık, cana saygısızlık ve suçsuz bir insanın ölümü.
Bilerek, defalarca yapılan bir yanlış ve dönüşü olamayan bir yol. Tabi defalarca uyarılara rağmen yapılınca da artık bu hata olmaktan çıkıyor. Bedelini de başkası ödüyor.
İki haftadır bu trafik terörüne takılışım boş değil, bir nedeni var. Bu defaki başka bir trafik suçu, ancak işin içine sahtekarlık da karışmış, yine bedelini suçsuz bir can ödemiş.
Bu kafalar böyle gittikçe, bu tip olaylar da devam edecek.
Azalması ise sevgiye, saygıya, hoşgörüye, başkalarının haklarına saygı göstermeye, topluma duyarlı olmaya bağlı olacak.
Umarım bir gün bu olacak.
***
Gelelim diğer olaya
Basından aktarıyorum:
-Kadıköy Bağdat Caddesi'nde geçtiğimiz Onbir Temmuz'da otomobiliyle çıktığı kaldırımda çiçekçi Mehmet Emin Kaya'nın ölümüne neden olduktan sonra kaçıp, tam seksenyedi gün sonra teslim olan hukuk öğrencisi Murathan Öztürk'ün özel bir hastaneden aldığı alkol ve uyuşturucu raporu da sahte çıktı.
Sanığın kanında alkol ve uyuşturucuya rastlanmadığını gösteren rapordaki imzanın sahte olduğunu ileri süren Biyokimya Uzmanı okşan Güner, belgenin verildiği gün hem çalışmadığını, hem de görev yaptığı hastanenin bu tür tetkikleri yapacak donanımı bulunmadığını söyledi. 31 Aralık'ta Cumhuriyet Savcısı Orhan Bicicioğlu'nun tanık sıfatıyla dinlediği biyokimya uzmanı Güner, “Murathan Öztürk'e verilen temiz raporunu sorduğum yanında çalışan laborant Ö.E. ; -Beni sıkıştırdılar, bu şekilde rapor düzenlemek zorunda kaldım” dedi.
Diye ifade verdi.
Anadolu 77. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki ilk duruşmada, yarışmadığını ve alkollü olmadığını söyleyen sanık Murathan Öztürk, özel bir hastanede idrar örneği vererek test yaptırdığını söylemiş, hakim ise bu açıklamaya:
-Keşke kan alsalardı. En azından senin kanın olduğunu kanıtlayabilirdik” diye yanıtlamıştı.
*** 
Sahte raporun verildiği hastaneden yapılan açıklamada, “Böyle bir raporun hastanemizin gerçek kayıtlarında olmadığı anlaşılmış, doktor kaşeleri ve raporun kendisinin sahte olduğu kanaatine varılmıştır. Hastanemizce iç soruşturma yapılarak ilgili kişiler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur” denildi.
Kaza dosyasını inceleyen Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi de, sürücü Murathan Öztürk'ün, kavşağa yaklaşmadan süratini azaltmadığını, kontrolsüz şerit değiştirmek isterken sevk ve idare hatası ile direksiyon hakimiyetini kaydederek kaldırıma çıkıp maktulün ölümüne neden olduğunu belirtti. Raporda Öztürk, “asli” kusurlu, ölen Mehmet Emin Kaya “kusursuz” bulundu. Murathan Öztürk “Bilinçli taksirle ölümüne neden olmak” suçundan üç yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor…”
………
……….
“Kusursuz” bulunan, artık aramızda değil.
“Kusurlu” bulunan ise sahte raporla paçayı kurtarmanın yollarını aramakla meşgulken, olay ortaya çıktı.
O zaman, “kusurlu” sayısı birden fazla diyelim.
Kazayı yapanla, sahte rapor düzenleyen arasında ne fark var?
Vicdanların satın alınamadığı bir noktaya geldiğimizde, biz de artık bunları yazmıyor olacağız.
Umarım…..
Haftaya yeni bir konuda buluşuncaya dek;
Esen kalın, hoşça kalın….

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık