• 13 Aralık 2016, Salı 8:05
SedefErol

Sedef Erol

AKDENİZ'İN İNCİSİ – KIBRIS
 Bir kış gezisi yazısı yazayım istedim.
Fazla değil, yalnızca dört-beş günlük kısa bir kaçış diyelim.
Rotamız, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, yani yavru vatan…
Ordu-Giresun havaalanından tarifeli uçak seferinin devam ediyor olması nedeniyle, böyle bir yolculuk planlıyor ve Girne merkezdeki bir otelden yerimizi ayırtıyoruz. 
Çarşamba-Pazar arası, bir dinlenme ve “ortam değişikliği” molası hedefimiz.
Heyecanlıyım, zira birkaç kez görmek fırsatı bulduğum Kıbrıs'ı uzun yıllar sonra yeniden ziyaret edeceğim.
İlk gidişimiz, 1974 Barış Harekatı'nın hemen ardından olmuştu.
O zamanki Kıbrıs ortamını tahmin edebilirsiniz.
Savaştan yeni çıkmış bir toplum, ikametgahlarını, yaşadıkları yerleri değiştirmek zorunda kalan insanlar, yokluk, susuzluk, toparlanmaya çalışan bir ülke…
Arabamızla Mersin'den feribota binmiş, tıklım tıklım dolu olduğundan ve yer bulamadığımızdan, adeta yerlerde, eşyalarımızın üzerinde sabahlamıştık.
Rahmetli babacığımın götürdüğü bu ilk gezide, duygularım tavan yapmıştı.
O zamanın koşullarında, suları bile akmayan bir pansiyonda kaldığımız halde, pansiyon sahibi yaşlı bayanın hizmet çabalarını görerek, bu olumsuz susuzluk durumunu sorun bile etmemiştik.
Amaç, güvenliği yeni sağlanmış yavru vatanı ziyaret etmek, turizmine biraz olsun katkı sağlamak idi.
Ömür boyu unutamayacağım bir gezi olmuştu.
Karnımızı doyurmak için girdiğimiz bir lokantada, “ya bize yemek getiren garsonun karnı açsa” düşüncesiyle yemeğimi yiyememiş, oysa ki daha sonra patronun oğlu olduğunu öğrenince hem rahatlamış, hem de gülmüştüm kendime.
O yıllar, Türk ve Kıbrıs insanı için duygusallığın tavan yaptığı dönemlerdi.
Kıbrıs Barış Harekatı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin çok önemli bir kilometre taşıdır.
Rum Eoka'cıların kışkırtması nedeniyle, iki toplum bir arada yaşayamaz olmuş, katliamlar, cinayetler, toplu imhalar peşpeşe sıralanmaya başlamıştı.
Türkiye, garantör olarak ve halkını korumak amacıyla bu harekatı gerçekleştirdi ve KKTC ilan edildi.
İlan tarihi – 15 Kasım 1983…
KKTC bağımsızlığını ilan ettikten sonra Türkiye, Pakistan ve Bangladeş tarafından tanındı, ancak gelen baskılar sonucu Pakistan ve Bangladeş tanıma kararını geri çekti.
Şu anda Kuzey Kıbrıs'ı dünyada tanıyan tek ülke Türkiye'dir.
Azerbaycan bile, “Dağlık-Karabağ” sorunu yüzünden, istemesine rağmen “tanıma” olayını hayata geçirememektedir.
Nedeni, Dağlık-Karabağ konusunun birçok ülke tarafından koz olarak kullanılması ve Azerbaycan'ın KKTC'yi tanıdığı an birçok ülkenin de Dağlık-Karabağ'ı tanıyacağı endişesidir.
Bugün İngiltere, kendi topraklarından binlerce kilometre uzaktaki Falkland Adası'nda hak iddia ediyor, Türkiye'nin zorunlu nedenler dolayısıyla müdahale ettiği Kıbrıs ve KKTC, hiçbir ülke tarafından “resmen” tanınmıyor.
Bu harekat, zorunlu nedenlere dayanarak gerçekleştirildi ve Türkiye Cumhuriyeti topraklarına dahil edilmedi, yeni bir devlet kuruldu.
“Tanınmama” olayı can sıkıcı olsa da, Barış Harekatı olması gerekendi ve gerçekleştirildi.
Korku, huzursuzluk ve katliam ortamından, mutluluk, huzur ve düzen ortamına geçildi.
Yani, insanoğlunun hakettiği yaşam tarzına.
Gerisi uluslararası diplomasiyi ilgilendirdiğinden, ben anlatmaya çalıştığım gezime geri dönüyorum..
x x
Çarşamba öğle saatinde, Ordu-Giresun Havaalanı'ndan uçağa biniyoruz.
 Kıbrıs'a Türkiye'den giriş-çıkışta pasaport gerekli değil, hüviyetle başvurup KKTC'ne pasaportsuz giriş-çıkış formu alıyorsunuz ve dönüşte ülkeye girene kadar yanınızda taşıyorsunuz.
Pasaport – vize formalitesi olmadığından, KKTC ziyareti yalnızca biraz maddi olanağa ve zaman ayırmaya bakıyor.
Maddi olanak demişken, Girne'de Lefkoşa'da, Gazi Mağusa'da her keseye uygun konaklama yerleri bulunmakta.
Çok para da harcayabilir, sınırlı bir bütçeyle de turunuzu tamamlayabilirsiniz.
Yani, ulaşım, giriş-çıkış ve konaklama için her türlü imkan mevcut.
x x
Havaalanımızdan uçağa binip, yaklaşık bir buçuk saatte Ercan Havaalanına iniyoruz.
 Sorunsuz, güzel bir yolculuk. Zaten benim için hedefine sağlam varan tüm uçuşlar sorunsuzdur. Önemli olan, emniyetli bir şekilde, gideceğin yere ulaşabilmek.
Ercan Havaalanına indik, pasaportsuz giriş-çıkış formuyla ülkeye giriş yaptık.
Sıra geldi Girne'de kalacağımız otele ulaşmaya.
Ercan Havaalanı, çok merkezi bir konumda olduğundan, hangi şehre giderseniz gidin, ulaşım kolay.
Zaten en uzak şehirlerarası mesafe bile, birbuçuk saat sürüyor. 
Havaalanı kapısında taksiler ve KKTC şehirlerine servisler kalkıyor. Yani uçaktan inince taksi tutma zorunluluğu da yok, isterseniz servis olanağından da yararlanabilirsiniz.
Bu arada, Kıbrıs'ta ulaşımın hem kolay, hem de oldukça ucuz olduğunu söylemeliyim.
Örneğin yirmiüç kilometre ve dur-kalkla yarım saat süren Girne – Lefkoşa arası kişi başına yalnızca beş TL.
Bu aradan seyahat boyunca araç kiralama olanağı olsa da, bunun tek bir dezavantajı trafiğin soldan seyretmesi.
Bizim gibi sağ şeridi trafiğine alışık sürücüler için riskli bir durum, şehirlerarası yolda soldan seyretmek kolay görünse de, şehir merkezlerindeki yoğun kavşaklarda iş karışıyor ve sol trafiğine alışkın olmayanlar için hata yapma tehlikesi oluşuyor.
Biz de bu riski göze almayarak bir vasıtaya yerleşiyor ve Girne'ye doğru yola çıkıyoruz.
Otelimize ulaşacağız ve güzel Girne'yi keşfetmek üzere kendimizi sokaklara atacağız.
Yani, “devamı haftaya” diyerek bugünlük satırlarıma son veriyor ve haftaya devamını okumanızı umuyorum.
Bir bakıma, yavru vatanın şifresinin anahtarı birdahaki Salı'nın sütunlarında olacak.
“Bilinenleri ve bilinmezleriyle”, “KKTC serüveninin devamında buluşabilmek dileğiyle, 
Esen kalın
Hoşça kalın sevgili okurlar…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık