• 20 Aralık 2016, Salı 8:01
SedefErol

Sedef Erol

AKDENİZ'İN İNCİSİ – KIBRIS (2)
 Hain bombalı saldırıdan ve yitirilen canların ardından, bir gezi yazısına devam etmek kolay olmasa da, bugün bir hafta önce başladığım – Kıbrıs- yazısını devam ettireceğim.
Acılarımız ortak, yüreklerimiz sıkışık.
Canımız yanıyor da, en çok yananlar, saldırıda yakınlarını kaybedenler elbette.
Tanımadığımız insanlara bizler bu kadar yanarken, yakınlarının ne halde olduğunu tahmin etmek zor değil.
Ya ömrünün baharında, birileri öyle istedi diye yitip giden gencecik bedenler?...
Zaten terörün mantıklı bir açıklaması yok ki…
İnsanoğluna yapılan bu kıyımı, yine adına “insan” denen birileri gerçekleştiriyor.
Sanki dünyaları savaşı oluyor da, bu teröristler başka bir galaksiden gelip insan neslini yoketmeye uğraşıyor.
İnanılır gibi olmasa da, gerçek olduğu kesin, bu insan kıyımının.
Her terör olayında yazdığım gibi, artık son olmasını bekliyor ve tüm Türkiye'ye başsağlığı diliyorum.
Bir kez daha canlar yanmasın, yürekler solmasın.
x x 
Geçtiğimiz hafta başladığım birkaç günlük – Kıbrıs- gezisi ile ilgili kısa bir not düşeyim, hafızalarınızı canlandırayım.
Giresun-Ordu havaalanından tarifeli uçak seferi olması nedeniyle, kısa bir Kıbrıs gezisi yapalım dedik.
Pasaport-vize olayının olmayışı, direkt – gidiş-dönüş olanağı ve Aralık ayı olmasına rağmen KKTC'de havanın ılık olacağı beklentisi bizi bu geziye teşvik eden unsurlardı.
Çarşamba öğlen birbuçuk saatlik uçuşu gerçekleştirip, havaalanından bir araçla Girne'ye hareket ediyoruz.
Önceden rezervasyon yaptığımız şehir merkezindeki otelimize yerleşerek, kendimizi Girne sokaklarına atıyoruz.
Bu arada kısa bir dipnot: Kıbrıs'ta bizi sıkı bir yağmur karşılıyor. Dört günlük gezinin üç gününün yağmurlu – bazen sağanak- geçmesi ilginç zira Mart ayından beri bu topraklara yağmur düşmediğinden Kıbrıslı'lar mutlu, biz ise şemsiye açmak zorunda kalmaktan biraz keyifsiziz.
Ancak yapacak bir şey yok, en azından soğuk yok, hava mevsimine göre gayet ılıman.
Otele yerleştikten sonra ilk işimiz civarı keşfetmek oldu.
15-20 metre ileride servisler var ve sürekli Lefkoşa ve Gazimağusa'ya yolcu taşıyorlar.
Bir çeşit şehirlerarası dolmuş olayı.
Dolmuş dediysem, neredeyse tamamı lüks araba.
İçleri fazla yolcu almıyor, yani sıkış-tıkış gitmiyorsunuz ve tarifeleri gayet ucuz.
Diğer günler için programı kafamızda şekillendirip, Kıbrıs'ın ünlü şeftali kebabını tadıyoruz.
Çok damak tadıma uygun bir lezzet olmasa da, ünlü şeftali kebabının da tadına bakmış oluyoruz böylece.
İlk günün heyecanı, Girne'de keşif turları ve adres elbette liman içi.
Restaurantlar, kafeler, lüks mağazalar ve turlayan, gezinen insanlar.
Bol miktar da yabancı turist.
Turistlerin çoğunun önce Rum kesimindeki Larnaka havaalanına inip, daha sonra KKTC'ne geçiş yaptığını söylüyorlar.
Girne liman turunu tamamlayıp otelimize dönüyoruz.
Perşembe sabah kahvaltıdan sonra, planladığımız üzere Lefkoşa'ya hareket ediyoruz.
Şehirlerarası araçların bir iyi tarafı da, sizi bir şehrin merkezinden alıyor, diğer şehrin merkezine bırakıyor.
Üstelik seferlerde kısa aralıklarla gerçekleştiriliyor.
Lefkoşa da Girne gibi ilginç ve güzel bir şehir.
Görkemli çarşıları var.
Bir de, koruma altına alınmış, sokak içlerindeki tarihi evler.
Lefkoşa çarşılarında dolaşırken, önümüze KKTC ve Rum bölgesi arasındaki sınır kapısı çıkıyor.
Bu, yaya geçişi için olan sınır kapısıymış.
Yasak olduğundan fazla yaklaşamasak da, kapıdan KKTC'ne giriş yapan turistleri görebiliyoruz.
Bu arada şöyle bir bilgi aktarayım: Ercan havaalanına inen bir turist, bu kapıdan Rum kesimine geçemiyor, pasaport ve vizeyle doğrudan Larnaka havaalanına inmesi gerekiyor, oysa ki KKTC, Rum tarafından kendi bölgesine turist kabul ediyor.
Turist çekmek için akılcı bir yöntem olduğunu, Lefkoşa sokaklarından turlayan turistlerden anlıyoruz.
Biz turist olarak Ercan havaalanından giriş yaptığımız için Rum tarafına geçemesek de, Kıbrıs'lı Türkler ve Rumlar belli belgelerle ve bazı koşulları yerine getirerek birbirlerinin tarafına geçebiliyorlarmış.
Taksi-dolmuşla birlikte yolculuk ettiğimiz genç, harekattan sonra annesinin Rum tarafında, babasının ise KKTC topraklarında kaldığını, (ayrılmış bir çift) istediği zaman annesini görmeye gittiğini anlatıyor.
Ertesi gün yolculuk Gazi Mağusa'ya.
Yine taksi-dolmuşla bu tarihi şehre ulaşıyor ve başlıyoruz turlamaya.
Aşırı yağmur yağdığından ve şemsiyeye rağmen sırılsıklam olduğumuzdan Mağusa'nın birçok yerini göremeden tekrar Lefkoşa'ya dönmeye karar veriyoruz. Ulaşım kolay, servislerde sıkıntı yok, Cuma öğlen saatlerinde Lefkoşa'ya ulaşıp turumuza devam ediyoruz. Düşünün aynı gün içinde üç şehirde birden olabiliyorsunuz: Girne, Mağusa ve Lofkoşa.
Yağmur altında turumuzu tamamlayıp, Girne'ye otelimize dönüyoruz.
Geldik Cumartesiye. Pazar günü döneceğimizden son günümüzü Girne'de geçirmeye karar veriyoruz.
Nereye gidilir, elbette liman içine. Mendirekte uzun bir tur, sonra çay molası ve tura devam.
Hava yavaş yavaş açmaya başlamış, restaurantlar tıklım tıklım  dolu.
Çok güzel bir çarşısı var Girne'nin. Liman içi ve etrafına yayılmış mağazalar, çantacılar, giysi dükkanları…
Çanta olayına ayrı bir parantez açmak lazım. Gittiğimiz şehirlerde en çok çanta dükkanına rastladım.
Gerçeklerinin satıldığı yerler olsa da, çoğu ünlü firmaların taklitleri.
Taklit dediysem, öyle uyduruk, değersiz sanmayın.
Şöyle anlatayım: Gezdiğim bir dükkanda bir bayan, ünlü bir firmanın çantasını işaretleyerek fiyatını soruyor.
“Bin dolar” yanıtını alınca, “Gerçeği herhalde” diyor mağaza görevlisine.
Yanıt şöyle:
“Hanımefendi bunun gerçeği otuzbin dolar!”…
……
Son günümüz olan Cumartesi günü, Girne'nin altını üstüne getirdikten sonra dönüyoruz otelimize.
Ve Pazar.
Otelden ayrılış, Ercan havaalanına ulaşım ve eve dönüş.
Keyifli bir gezi sona eriyor.
Ne anladın bu geziden, tespitlerin, saptamaların ne oldu diye sorarsanız yanıtlayayım.
Akdeniz'in üçüncü büyük adası olan Kıbrıs'ın, KKTC tarafında oldukça fazla sayıda üniversite ve öğrenci bulunmakta.
Öyle ki, KKTC bir üniversiteler ülkesi olmuş diyebilirim.
Sokakta, dolmuşta, dükkanlarda bol bol öğrenciye rastlamak olası.
Dünya KKTC'nin tanımadığı ve üniversitelerin denkliğini de kabul etmediği için, yabancı öğrenci sayısının fazlalığı da başka bir ilginçlik konusu.
Elbette yabancı öğrencilerde ülkeye renk katıyor.
Bir başka tespit, insanların huzuru ve mutluluğu.
Herkes işine gücüne bakıyor ve yaşamını huzur içinde devam ettiriyor.
Barış harekatı sonrası toplu göç kabul edilmiş olsa da, bugün KKTC vatandaşı olabilmek için bu topraklarda en az onbeş yıl ikamet etmiş olma şartı aranıyor.
Bunlar, yerel halktan öğrendiğimiz bilgiler.
Dört günlük gezi sırasında edindiğim izlenim işte böyle.
Amacım, görmeyenler için biraz olsun yavru vatanı tanıtabilmek, şu anda geldiği nokrayı sizlere aktarabilmek idi.
Umarım keyifle okumuş, yavru vatanı biraz olsun gözünüzde canlandırabilmişsinizdir.
Zira bizim için mutlu olduğumuz, keyif aldığımız birkaç gün ve güzel bir geziydi.
Haftaya yeni konu ya da konularda buluşabilmek dileğiyle,
Esen kalın.
Hoşça kalın sevgili okurlar…
 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık