• 19 Kasım 2013, Salı 9:24
SedefErol

Sedef Erol

ADEMOĞLU
 Sevgili okurlar, bugün yabancı basın gündemindeki bazı ilginç (!) haberlerden bir demet sunmak geldi içimden…
Ülke gündeminde anlatacak şey mi yok?
Elbette çok var da, durup durup aklıma bir vatandaşın, bir dergiye verdiği “Onsuz da olurduk”  ilanı geliyor, kelimeler boğazımda düğümlenip kalıyor…
Basından izlemişsinizdir, “O” dediği kişi, ülkemizin kurucusu, önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Hayatında ülkesi için kılını bile kıpırdatmamış, bir lokma kanını akıtmamış bir insanın kendince küçültücü bir ifadeyle verdiği bu ilan ne derece anlam taşıyor bilinmez ancak Atatürk sevdalılarının gönül bahçesine daha fazla sevgi tohumları ekiyor, orası kesin.
İnsanoğlu bu, her türlüsü var, dilin kemiği, aklın da bazen muhakemesi yok.
“Onsuz da olurduk ”  diyeceğine, Anadolu'yu bunca düşman askeri çiğnemiş ve işgal etmişken, bugün camiye mi giderdim, yoksa kiliseye mum yakmaya mı,bir onun hesabını yap istersen diyesi geliyor insanın…
En iyisini Mevlana söylemiş:
Suskunluğum asaletimdendir.
Her söze verecek bir cevabım var amma
Önce lafa bakarım laf mı diye
Sonra söyleyene bakarım adam mı diye…
**
Bu ülkeyi kurmak için kanlarını canlarını hayatlarını feda edenlerden, bu vatandaş adına özür diliyor ve hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum…
**
Bu da İngilizlerin Laz fıkrası olsa gerek ancak fıkra değil gerçek:
“İngiltere'nin Devon kentinde, kaybolduğu bildirilince büyük bir arama operasyonu başlatılan üç yaşındaki çocuk, yatağının altında uyurken bulunmuş! Noah'ın anne ve babası, küçük çocuğun gece yatağında olmadığını görünce paniğe kapılmış, evi ve çevresini aradıktan sonra polise başvurmuşlar. Bir helikopter, yirmi polis, köpekler ve ahali gece boyu çocuğu aramış. On bin sterline mal olan operasyon sonrası Noah'ın yatağının altında uyuduğu fark edilmiş.”
Şu sahneyi görür gibi oluyorum: Önce sevinç çığlıkları, sarılmalar, sonra Noah'a bir temiz ara dayağı…
Aslında ara dayağını aile hak ediyor, nasıl olup da yatağın altına bakmak akıllarına gelmez bilemiyorum, zira çocukların en sevdiği şey yatağın altında gizlenmektir.
Dayak kısmı şaka da, aile epey bir arama tarama masrafı ödeyecek, orası kesin!
**
Gelelim bir ruh hastasına (artık hangi türdense). Bu olay da İngiltere'de geçiyor.
“İngiltere'nin Leeds kentinde yaşayan ırkçı (Bu tabir biraz hafif kalmış) John Miller (yaş otuzsekiz), gözleri kahverengi olduğu için otuzbir yaşındaki karısı Sarah'ı ve sekiz yaşındaki kızı Abigail'i defalarca bıçaklayarak öldürmüş!
Ancak katil babanın dört yaşında bir kızı daha varmış, cinayetten önce onu odasına kapatmış ve zarar vermemiş. İfadesinde ise şunları söylüyor:
Kahverengi gözlülerin kanında çamur var. Ancak kızım Amelia mavi gözlü, yani Aryan (saf ırk) olduğu için ona dokunmadım(!) 
…”
Bu adam galiba Hitler'in 2013 versiyonu.
O değil de, evlenirken de karısı kahverengi gözlü değil miy miş?
Kafayı sonradan yedi herhalde.
Umarım birkaç yıl tedavi edipte topluma salmazlar yoksa İngiltere'de kahverengi gözlülerin nesli tükenebilir, benden söylemesi..
**
Bu haberde Kanada'dan…
Televizyonda izlediğim bir filmi anımsadım.
Önce haberi yazalım:
“Kanada'da Alman kurdu cinsi köpeğiyle kampa giden Marco Lavoie, çadırına saldıran bir ayı tarafından yaralandı. Üç ay sonra ormanda bulunan Lavoie'nin yaraları yüzünden yürüyüp yemek arayamadığı için köpeğini öldürüp yiyerek hayatta kaldığı öğrenildi.”
Yaralı adamcağızın hayatta kalıpta sonuçta kurtarılması güzel de, ben en çok köpeğini öldürüp yemek zorunda kalışına üzüldüm.
İnsanla, bakıp beslediği hayvan arasındaki dostluğu çok iyi bilen birisi olarak, bu kişinin köpeğinin yaşamına son verirken çektiği acıyı tahmin edebiliyorum.
Acı bir şekilde de olsa can dostu yaşamını kurtarmış oldu.
**
Uzun yıllar önce And dağlarında yaşanan bir dram bir filme konu olmuştu.
Bir spor takımını taşımakta olan bir uçak And dağlarında düşmüş, yolcuların kimisi ölmüş, kimi hayatta kalmayı başarmıştı.
Arama çalışmaları bir süre devam etse de sonuç alınamamış ve sonlandırılmıştı.
Yarısı olmayan, parçalanmış bir uçak, bir sürü ceset, açlık ve bastıran kış, kar ve tipiyle yüz yüze kalan ve gelecek kurtarma ekiplerinden artık umutlarını kesen diğer yolcular ise kaçınılmaz gerçekle yüz yüze kalmışlardı:
- Yaşamak için diğer cesetleri yemek!
Gerçek bir olayın yansıtıldığı bu filme de, içimi en çok acıtan sahne de şu olmuştu:
Kızkardeşi kazada ölen ancak kendisi kurtulan genç arkadaşlarına şöyle sesleniyordu:
-Kabul etmekten başka çare yok ancak lütfen kız kardeşimi yemeyin…
Etik olmaması nedeniyle birçok kazazede tarafından reddedilen bu çözüm sonuçta çaresizliğin getirdiği zorunlulukla hepsinin yaşamını kurtaracaktı…
İnsanoğlunun yaşamında nelerle karşılaşabileceğinin belki de en çarpıcı örneği..
**
Son ilginç haber de ülkemizden. (Gazetelerden)
“İzmir'de Güzide T., kendisini döven eşi Giray T.'yi şikayet etmeye gittiği karakolda, boşanmış olduklarını öğrendi.
Giray T.'nin oturdukları sitenin iki güvenlik görevlisine mahkeme tebligatını teslim aldırıp davayı kabul etmiş gösterek boşanmayı iptal ettiren Güzide T.'nin eşine açtığı dava tamamlandı. Giray T. İkibüçuk yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Bu arada Güzide T. Maddi durumu çok iyi olan eşine elli bin liralık tazminat davası açacakmış!
Haberi okuyunca iki şeyi pek anlamadım. Birincisi, güvenlik görevlilerine tebligat imzalatarak kadın boşamak nasıl oluyor, ikincisi, bir kadın, kendisini hem döven, hem de gıyabında boşayan bir adamın bu boşanma işlemini neden iptal ettiriyor?
Herhalde vardır bir bildiği…
Görüyorsunuz ya, insanoğlunun olduğu her yerde, dünyanın neresinde olursa olsun her türlü ilginçlik ve acayiplik yaşanabiliyor.
Hep iyilerle karşılaşmak dileğiyle bu haftalık da benden bu kadar. 
Haftaya buluşmak üzere… 

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık