• 19 Ocak 2020, Pazar 12:30
PelinElmalı

Pelin Elmalı

Bir Yarış Atının Kırık Bileği

Koca yarım bir dünyanın fütursuzca şişirilmiş olduğunu görebiliyor musunuz?
-Hayır.

Yelkenliye takılmış olan evrenin durmak bilmeksizin bir çark gibi ışıltılı bir şekilde döndürüldüğünü de başımız ağrıdığında fark ederiz. İşçi tulumunun altında yatan ölü bedenlerimiz gün ışığından kaçar ve karanlık dehlizlerin ayak izlerini takip eder.
Peki kim karanlık bir koridorda yürümek ister ki? 

Her çehrenin ardında, o koridorda yanması gereken fakat patlayan "ışıkların" yansımasını görürüz.
Nasıl mı?
Reva görülen yaşam, sorgulanmayan bir hayat bahşeder. En iyi kukla karakteri de oynatıcısına muhtaçtır. Işıklar kuklanın her hareketinde teker teker patlayacaktır. Ve merhametin vaftiz edilmediği, korkunun güç mekanizmasına gebe olmadığı bir sahnenin ayakları da koşar adım vaziyettedir. 

Sahne tasviri en basit imgeye sahip olsa da perde arkası ve perde önü ayrımıyla beraber marksist kuramı ve kapitalist düzeni neşreder. En iyi, en güzel, en zengin... her şeyin en iyi etiketine sahip olduğu bu statüye ulaşma arzusu ihtiyaçtan değil, kapitalist düzenin insana dayattığı marka stratejisinden kaynaklanır. 

Neden mi? 

Bu düzende varolan tüm markaların hedef pazarları, tüketim kültürünü yücelten benliklerle nefes almakta. Ve iyiye ulaşma isteği günden güne arttıkça da nefes almaya devam edecektir. At yarışlarında şampiyon olan ve "en zengin" olarak nitelendirilen atların kazandıkları zafer onlara değil, onları yarıştıranlara aittir. 
Bundandır ki gün olur bir atın bilekleri sakatlanır, 
devran döner* ve 
bu yarış sona erer. 
*Çünkü sevgi eşitlenmektir.
 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık