• 25 Şubat 2019, Pazartesi 17:19
ÖzcanTemel

Özcan Temel

GÜVERCİN

Tanıdık kırmızı yüzlü adam, sokağın karşı yakasından küçük adımlarla usul usul ilerliyordu. Bu hali dikkatimi çekti.  Önce hasta sandım. Üzüldüm. Sonra anladım ki hasta değil. Şapkasına konan bir güvercini ürkütmemek için el, kol sallamadan, kimseye bakmadan yavaş yavaş yürüyordu. Hemen telefonuma sarıldım;  birkaç kare fotoğraf çektim. O ara güvercin havalanıverdi. Adam bir bana baktı, bir uçan güvercine. Yüzü ekşidi. Hızlı adımlarla uzaklaştı.

Güvercinlere karşı içimde hep sıcak bir sevgi vardır. Ne zaman açık alanda bir buğday tanesini gagalamak için birbiriyle yarışan,  yan yana dolaşan, birbirini kovalayan, cilveleşen, kur yapan, uçup konan sevimli güvercinlere gözüm takılsa içim hoşlukla dolar. Masumdur, yumuşaktır, sevimlidir güvercinler. Onları seyretmek, gözlemek, gözlemlemek huzur verir, içime. Ziya Osman Saba’nın dizeleri takılır dilime:

Çözülen bir demetten indiler birer birer,

Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun.

Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun,

Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler...

                Kafeste tutulup beslenenler dışında insana en yakın kuş, güvercindir.  Parklarda, meydanlarda saçılan yemleri gagalamak, yutmak için öbek öbek toplanırlar. Alışıktırlar, insanlara. Yaklaşmalarına, aralarında dolaşmalarına izin verirler, o kadar. Tutup sevilmelerine izin vermezler. Eğilip elinizi uzatıp, gözünüze kestirdiğiniz bir güvercini tutacak gibi olursunuz, ama başaramazsınız çoğu kez. Hemencecik uçup az öteye konar…

                Ürkek değildirler, öyle; insanlarla yakındırlar. Bir anlamda insanların kendilerini beslediklerini bilirler.  Ayakların arasında dolaşmaktan çekinmezler. Sıcak bir bağ vardır, güvercinlerle çocuklar arasında.  Küçücük çocukların onlara doğru koşarak gelmelerine aldırmazlar. Ne zaman ki içlerine dalar çocuklar işte o zaman topluca havalanıp az ileriye konarlar. Çocuklar kovalar, onlar uçar… Tatlı, hoş bir oyundur; kaçıp kovalamacıdır, bu.

                Kuşlar özgürlüğün simgesidir. Onlar için sınır, çizgi yoktur. Nereye gitmek isterlerse oraya uçarlar. Oysaki kafeste tutulanlar böyle değildir! Uçacakları alan sınırlıdır. Kafes içinde küçük kanat çırpışlarıyla alttan üstteki çubuğa; oradan yine alta gider gelirler. Eğer sahipleri kafesin kapısını açarsa en fazla oda içinde uçarak özgürlüğün dar kalıpları içinde avunurlar. Melodik sesi yani ötüşü bir de güzel görünüşü vardır, kafes kuşlarının. Kendi isteklerinden değil insanların bencilliklerinden tıkılmışlardır, kafeslere. Zamanla alışmışlar bu zor duruma. Besleyicisi ile aralarında duygusal bağlar kurmuşlar.

Dar alanda salıverildiklerinde önce bir köşeden diğerine uçmaları sonra sahiplerinin uzattıkları eline ya da başına konmaları, avucundaki yemi gagalamaları, kendilerini sevdirmeleri, öpücük vermeleri; uzun uzun ötmeleri bir anlamda evde kaynaşmaya, mutluluğa, huzura, sevgiye dönüşür. Kuş da memnundur, sahibi de; bu cilveleşmeden.

Kanarya, saka, bülbül, muhabbet kuşu, papağan… Özgürlükleri sınırlandırılmış, dar alanlara alıştırılmış; beslenmeleri kolaylaştırılmış evcil kuşlardır. Ne dışarıdaki yaşamı bilirler ne de ufuklarda uçmanın engin tadını. Törpülenmiş, bastırılmış, köreltilmiştir bu yanları. Bu yüzden çelimsizdirler, naiftirler; doğaya salıverildiklerinde uyum sağlamakta güçlük çekerler.

Bu güzel, alımlı ötücü kuşlara benzetilmiş sevgili. Şiirler söylenmiş bülbül, papağan, kanarya üzerine; besteler yapılmış…  Sadettin Kaynak “Çile bülbülüm çile”yi dillere dolamış; büyük Itri, “Tûti-i mucize-gûyemne desem lâf değil / Çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil” dizelerini ölümsüzleştirmiş. Mustafa Nazif Irmak, kanarya ile sevgili arasında sıcak bağlantılar kuran dizeleri besteleyerek gün yüzüne çıkarmış:

Kanaryam güzel kuşum

Ben sana vurulmuşum

Seni çok sevdiğimi

Anlatıyor duruşum

Saf, temiz yaratıklardır, güvercinler. Barışın simgesidirler. Nesimi Çimen, güvercinlerin simgesel anlamından yola çıkarak “Dostluklar kurulsun insanlar gülsün / Barış güvercini uçsun dünyada / Yok olsun kötülük düşmanlık ölsün / Barış güvercini uçsun dünyada” dizeleriyle can suyu verdiği şiirini, ezgileştirmek için dokunmuş sazının tellerine… Ataol Behramoğlu, geçip giden bir kızdan söz ederken, imgesel anlatımla yoğurmuş, güvercini:  Beyaz ipek gibi yağdı kar / Bir kız kardan hafif yüreğiyle / Geçip gitti güvercinleri anımsatarak.   Tanpınar’da “güvercin bakışlı”dır, sessizlik; İstanbul’u dinleyen Orhan Veli’de,  “güvercin dolu avlular” cıvıl cıvıldır … 

Güvercinlere bakarken Melih Cevdet Anday’ın “Anı” şiiri düşer, yüreğime. Casusluk suçlamasıyla yargılanan, onurlu bir duruş sergileyerek haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı ödün vermeden direnen Rosenberg’leri düşünürüm. “Özür dileyip af istemeleri” karşılığında idam cezasından kurtulacakları; çocuklarına kavuşacakları kendilerine söylenince “Suçsuzluğumuza inanan milyonlarca insan ne olacak?” diye haykırıp mahkemenin teklifini reddeden Rosenberg’lerin anısına yazılan bu duygusal şiir,“Bir çift güvercin havalansa / Yanık yanık koksa karanfil” dizeleriyle başlar...   Türküsünü yarıda kesen Ethel Rosenberg ana yüreğini döker ak kâğıda. Çocuklarından çalışarak “sevgiye ve sevince; insanlık onuruna ve inanca” bir anıt dikmelerini ister. Güvercinlere bakınca, bu duygusal şiirin dizeleri gelir usuma:

Bir gün öğreneceksiniz, evlatlarım, öğreneceksiniz

Neden kestik türkümüzü yarıda,

Neden kitabımızı açık bıraktık işimizi tamamlamadan

Neden gittik toprak altında uyumaya

 

Ağlamayın artık evlatlarım ağlamayın

Yalanlar ve pislikler neden sarmış dört bir yanı?

Neden bu gözyaşları, bu zulüm neden?

Öğrenecek bir gün bunu bütün dünya.

 Gökten süzülüp omzuna konan beyaz güvercin, düşsel sarmalda, gençlik yıllarını yeniden yaşatır, Timur Selçuk’a. Duygularını döker, dizelere. Gönlündeki esin tellerinde çırpınan“Beyaz Güvercin”; içli, duygulu bir beste olarak çıkar, gün yüzüne:

Süzülüp mavi göklerden yere doğru

Omuzuma bir beyaz güvercin kondu

Aldım elime usul usul okşadım

Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım

Bembeyazdı tüyleri öyle parlaktı

Açsam ellerimi birden uçacaktı

Eğildim kulağına dur gitme dedim

Hareli gözlerinden öpmek istedim

Duydum avuçlarımda sıcaklığını

Duydum benden yıllarca uzaklığını

Çırpınan kalbini dinledim bir süre

Kavuşmak istedim onunla göklere

Ak güvercinin iri gözleri vardı

Güzelliğinden fışkıran bir pınardı

Soğuk sularından içtim serinledim

Çağlayan bir nehrin sesini dinledim

Belki buydu sevmek

Hayat belki buydu

                Severim güvercinleri. Yırtıcı kuşlara hiç benzemezler.  Uysal, temiz, saf, sevimli yaratıklardır. Tuzak kurmazlar; al, hile bilmezler;  kötülük düşünmezler. Kardeşçe, dostça bir arada yaşarlar. Güvercinleri karşıdan seyrederken kaygılardan uzak, güzel, huzurlu, mutlu bir yaşam sıcaklığı akar, içime… Kuşkusuz, dostluğun, barışın, sevginin, güzelliğin, insanlığın öğretici dilidir, güvercinler. İyilik, güzellik, hoşluktur; uçuşları; sevgiye ve aşka davettir, yere inişleri…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Ayse S.Yolasigmaz Ayse S.Yolasigmaz 22.04.2019 11:41

Çok güzel, duygu dolu bir yazı. Ellerinize, kaleminize sağlık.

yukarı çık