• 03 Temmuz 2019, Çarşamba 11:58
ÖzcanTemel

Özcan Temel

DELİ VE DELİLİK ÜZERİNE

Açma pencereni perdeleri çek,

Mona Rosa seni görmemeliyim.

Bir bakışın ölmem için yetecek.

Anla Mona Rosa ben bir deliyim.

Açma pencereni perdeleri çek.

Nazım birimi beşli dizelerden oluşan Mona Roza, akrostiş şiirin güzel bir örneğidir. Şiiri oluşturan birimlerin ilk dizelerinin ilk harfleri yan yana getirilince Muazzez Akkaya adı ortaya çıkar. Bu, bir aşk şiiridir. Kendisini “ben bir deliyim” diyerek anlatan Sezai Karakoç, aşkın, sevginin insan ruhunda oluşturduğu derin izleri, acıları dile getirir.

Şiirin baş teması aşktır, kuşkusuz. Aşk, Dertli’ye “Şarab-ı lâlinde ne keyfiyet var / Söyletir efsane efsane beni” dedirten yakıcı bir duygudur. Âşık olan kişinin davranışları normalin ötesindedir. Bu yüzden kendilerine “deli” yakıştırmasında bulunur, ozanlar. Cahit Zarifoğlu da deliler kervanına katılır: “Sen kim bilir rüzgârlı eteklerinle kim bilir / Hangi İklimdesin / Ben sensiz bu sessizlikte / Deliler gibiyim / Sensiz bu sessizlikte”. Gülten Akın “Yağmur yağar akasyalar ıslanır / Ben yağmura deli buluta deli / Bir büyük oyun bu yaşamak dediğin / Beni ya sevmeli ya öldürmeli” diyor, Deli Kızın Türküsü’nde…

Bin beş yüz on bir yılında yazmış, ‘Deliliğe Övgü’ kitabını Desiderius Erasmus. Gümüze kadar ulaşarak kalıcılaşan kitap, bilgelik ve delilik üzerine kurgulanmış. Erasmus, bir söyleminde “ İnsanlar kendilerini ne kadar bilgeliğe verirlerse mutluluktan o kadar uzaklaşırlar. O zaman bizzat delilerden daha deli olduklarından insan olduklarını unuturlar”; bir başka söyleminde “Gerçek bilgelik deliliktir; kendini bilge kabul etmekse gerçek deliliktir.” der.

Nedir deli, nedir delilik? Akla gelen ilk anlamı akli dengesi bozulmuş olandır, delinin. Bunun dışında azgın, coşkun; davranışları aşırı ve taşkın olan kimse, çılgın’ anlamları kazanmış zamanla. Deli olma durumuna, kestirmeden delilik diyoruz.

Deli ve delilik üzerine yazılmış öyküler, şiirler vardır. Dede Korkut öykülerinin unutulmaz kahramanı Deli Dumrul’dur; Ömer Seyfettin’in Başını Vermeyen Şehit öyküsünün iki kahramanı Deli Memed ve Deli Hüsrev. Gölge oyunu Karagöz’de Tuzsuz Deli Bekir önemli bir tiptir. Leyla ile Mecnun mesnevisinde, Kays, aşktan aklını yitiren, mecnun yani deli olan bir tiptir.

Deli ile ilgili özlü atasözlerimiz var: Deliye her gün bayram! Deli deliyi görünce çomağını saklar. Ağlama ölü için, ağla deli için. Deli ile çıkma yola başına getirir bela…. Ayrıca “ Deli gibi sevmek; deli divane olmak; deliye dönmek; delilik etmek…” vb. deyimler üretmişiz. “İçinde bir tutam delilik olmayan hayat, eksik bir hayattır” demiş Paulu Coelho. Deli ve delilik üzerine söylenen özlü sözler, bunlarla sınırlı değil, mutlak. Ne deliliğin sınırı var, ne de deli ile delilik ile ilgili sözlerin…

Deli ve delilik dar anlamlı bir kavram olmaktan çoktan çıkmış… Deli akıllıya karışmış, akıllı deliye… Karacaoğlan “İncecikten bir kar yağar / Tozar Elif Elif diye / Deli gönül abdal olmuş / Gezer Elif Elif diye” dizeleriyle başlayan güzellemesinde, deli gönlüne seslenir. Bir Rumeli türküsünün kavuştak (nakarat) bölümüne “Yağma yağmur / Esme bre deli rüzgâr / Yârim yoldadır” dizeleri türküye duygusallık katar. Türküde, insana özgü bir kavram olan delilik, rüzgâra aktarılmıştır. Bu deli önadının yalnızca insan için değil insan dışı varlıklar için de kullanıldığını göstermesi bakımından önemlidir. Deli bal, deli gömleği, deli saçması, deli dana vb. söylemlerle ‘deli’ sözcüğü gerçek anlamından sıyrılıp yeni anlamlar kazanarak dile anlatım kıvraklığı ve söyleyiş kolaylığı kazandırmış.

Deli eder insanı bu dünya

Bu gece, bu yıldızlar, bu koku

Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç

Dizeleriyle yaşama bağlılığını, yaşama sevincini dışa vurur, Orhan Veli. Şiirde geçen “deli etmek” deyimini öfkelendirmek, kızdırmak, çıldırtmak anlamı dışında güzellik karşısında etkilenmek; güzelliğe hayranlık duymak anlamında kullanmış. Nasıl deli olunmaz şu üç günlük dünyanın güzellikleri karşısında? Nasıl mutlu olunmaz, nasıl yaşamdan tat alınmaz? Hele Orhan Veli misali başınızı alıp gittiğinizde… Deniz, kuşlar, martılar, çiçekler, masmavi gökyüzü, güneş… ve gün olur deli gibi olursunuz…

Gün olur, alır başımı giderim,

Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.

Şu ada senin, bu ada benim,

Yelkovan kuşlarının peşi sıra…

 

Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;

Çiçekler gürültüyle açar;

Gürültüyle çıkar duman topraktan.

 

Hele martılar, hele martılar,

Her bir tüylerinde ayrı telaş!

 

Gün olur, başıma kadar mavi;

Gün olur başıma kadar güneş;

Gün olur, deli gibi.

Deli gibi gezmek, deli gibi sevmek, deli gibi yaşamak, deli gibi düşünmek, deli olmak… Bunlar değişmeceli (mecaz) anlam taşıyan söylemlerdir. İnsan ne zaman deli gibi olur? Yanıtı dizelerde. Orhan Veli gibi dış dünyayı algılarsanız, Orhan Veli gibi severseniz; Orhan Veli gibi yaşamaktan keyif alırsanız kuşkusuz siz de deli gibi olursunuz. Yalnızca bu kadar mı? Hayır! Bir Kerkük türküsünde “Yazmalı gelin yaz mene / Bir bahar bir yaz mene / Aşkından deli oldum / Gel etme bunca naz mene” söylendiği üzere, âşık olunca deli olursunuz; “Bir kâsedir alev dolu gönlüm yana yana / Men ta senin yanında dahi hasretim sana” dediğiniz zaman deli olursunuz…

Bütün bunlar bir yana bir de toplumda deli denilen, deli olarak bilinen insanlar vardır. Bunlar ortalama insandan farkı davranışlar gösterirler. Sıra dışıdırlar, hoşturlar, sevimlidirler, zararsızdırlar. Giyimine kuşamına özen göstermezler, ayak yalın, bağır açık dolaşabilirler. Hoşlandıkları insanlarla yakınlık kurarlar. Kendi kendine konuşurlar, gülerler… Dünya yansa umurunda olmaz delilerin. Bilinen, yaşanan gerçek dünya dışında küçücük ama mutlu bir dünyaları vardır. Alçak gönüllüdürler; düşünmeden, hesap kitap etmeden yaşarlar; şikâyet etmezler, öyle. Deli olduklarını bile bilmezler. Durumlarından memnundurlar. Arsız yüzsüz değillerdir. Dilenmezler. Acıkınca aş, ekmek; bir bardak çay isterler; hepsi o kadar.

Adları delidir ama hiçbir deli, evinin yolunu şaşırmaz; elindekini kimseye vermez. Bazen akıllı adam gibi konuşurlar; şaşırtıcı cevaplar verirler. Su gibi bir yöne akarlar. Kötülük bilmez, kötülük düşünmezler. Meraklıdır, deliler. Gülenle gülerler, ağlayanla ağlarlar… Zorlarsanız dellenip basarlar kalayı…

Tedavi gördükleri hastanede, görevli doktor, delilerin duvardaki küçük bir delikten sırayla baktıklarını görünce neye baktıklarını merak etmiş. Ertesi gün aralarına girip sıra kendine gelince delikten bakmış, hiç bir şey görememiş. Delilere dönüp “Ne var da bu delikten bakıyorsunuz. Ben bir şey göremedim” deyince, içlerinden biri “Hele dur! Biz kaç gündür bakıyoruz bir şey göremedik; sen bir bakışta ne göreceksin!” demiş. Öyle ki ne delinin dünyasına akıllı ne akıllının dünyasına deli girebilir. Herkes kendi çemberinde oynar… Bir deli bir kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramamış, derler. Bir akıllının kuyuya attığı taşı kırk deli çıkarabilir mi?

Toplum delilere karşı hoşgörülüdür. Bazen onlara takılmak, onları kızdırmak isteyen akıllılar çıkar. Sataşırlar, ağızlarının payını alırlar. Çevredekiler güler, eğlenir; deli yoluna gider… Deliliğe vurup sözü fazla uzatmadan bir fıkra ile tatlıya bağlayalım: Deli duvara oturmuş; elindeki oltanın ucunu sokağa sarkıtmış. Yoldan geçen biri “Orada balık mı tutuyorsun?” diye sorunca; deli. “Hayır! Alık tutuyorum. Alık!” demiş. Adam “Tutabildin mi bari?” deyince deli “Çok tutuyorum çok! Seninle yirmi üç oldu” demiş. E, boşuna dememişler ‘delidir, ne yapsa yeridir’ diye.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık