• 16 Nisan 2020, Perşembe 14:08
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

YORGAN VE AYAK MESELESİ

Ekonomi profesörü falan olmaya gerek yok; atalarımız tek cümleyle anlatmışlar ciltler dolusu kitaplara sığmayacak konuyu. Ayağını yorganına göre uzat demişler kısaca.
Özellikle siyasiler pek sevmezler o atasözünü. Geçmişte bir siyasetçi; “Ne demek, ayağını yorganına göre uzat, biz ayağınıza göre yorgan vereceğiz” demişti de hiç de onun dediği gibi olmamıştı.
Siyasiler demişken, asıl konu ülke kaynalarının nasıl değerlendirileceği, var olan ekonomik kaynakların hangi ihtiyaç ve önem sıralamasına göre kullanılacağıdır. Bunu yapmayan yönetimler savurganlık yapıyor demektir. Savurganlık ise hem ekonomik anlamda hem de inanç anlamında yasaklanmış bir kavramdır.
Onlar sanırlar ki bu devran hep devam edecek! Ülkenin başına bir felaket gelmeyecek… Bir elimiz yağda bir elimiz balda olacak! Ama bilinmeli ki öyle bir dünya yok.
Siz hiç Türkiye'nin 70 sente muhtaç olduğu günleri hatırlar mısınız?
O günün siyasileri de siyah beyaz televizyonların ekranlarına çıktıklarında “Böyük Türkiye” diyorlardı. Siyaset Türkiye'de böyle yapılıyor. Dünya'da en büyük biziz bize göre!
Elbette bütçeniz ve kaynaklarınız elveriyorsa istediğiniz ölçüde şaşalı bir hayat yaşayabilirsiniz. Yorganınız ayağınıza göreyse hiçbir sorun yok gerine gerine yatmanızda.
Ya değilse! Ya ülke kaynaklarınız bu kadar savurganlığı kaldırmıyorsa!
Ben ekonomiyi dedemden öğrendim. Rahmetlinin bir mendile bağlanmış bir miktar parası vardı. Kefen parası derdi ona. Ölüm zulum olur derdi ve o parayı en zor durumlarda bile komşulardan borç alır ama harcamazdı. Miktarı önemli değil, ne işi için ayrıldığı önemliydi.
Muhtemelen ülkeleler de aynı mantıkla yönetiliyor olmalı diye düşünüyorum. En kötü gün için ayırdıkları kaynakları olmalı. Bugün bu kaynakların kullanılacağı gün olmalı. O mendile bağlı paranın açılma zamanı olmadı diye düşünüyorum. 
Bütün dünyayı kasıp kavuran bu hastalık Türkiye'yi de en zayıf yerinden vurdu. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ülke en zor günlerini yaşıyor. Bunun ekonomik bedeli çok ağır olacak. Hele canımızı bir kurtaralım, sonrası kolay diyoruz şu anda. 
Evet, önce bir canımızı kurtaralım da bakarız!
Salgının daha ilk evresinde devletin en üst organının bağış kampanyası başlatması bazı öngörülerin işaret fişeği olarak değerlendirilebilir. Böyle bir ortamda bağış yapılamaz mı? Olan olmaya vermesin mi? Dayanışma olmasın mı? Paylaşım yapılmasın mı? Elbette yapılacak. Elbette bir kap çorbamızı bölüşeceğiz. 
Ancak bu tür kampanyaları devlet değil de devletin farklı kurumları ya da sivil toplum kuruluşları yapmalı. Ya da halk kendi arasında hayata geçirmeli yardımlaşmayı. 
Devlet bağış toplamaz vergi toplar. O vergilerle de yapması gerekeni yapar. Ancak devlet vergi konusunda çok adil davranır. Öncelikle topladığı vergileri ülkenin önemli sorunlarının halledilmesinde kullanır. Savurganlık yapmaz. Kaynakları kılı kırk yararak kullanır.
Devlet vergi silmez. Vergi barışı yapmaz. Vergi borcu olandan çatır çatır alır. Alır ve bu gibi durumlarda, vakur bir şekilde ortaya çıkarak gerekli müdahaleyi yapar.
Devlet her zaman büyüktür ve devlet her zaman güçlüdür.
Bizim insanımız devletine bağlıdır.  Devletinin yanındadır. 
Gönüllü bağış diyoruz, ya bu millet bu kampanyaya katılmazsa ne olacaktı? 
Velev ki devletin kaynakları savurganca harcanmış olsun, bu salgına seyirci mi kalacak devlet ve devleti yönetenler? Bu gibi ciddi durumlarda ek kaynaklara ihtiyaç duyulması normaldir. 1999 depreminde o dönemin hükümeti, sonradan kalıcı hale getirilen geçici ek vergi koymuştu. Devlet adına doğrusu da buydu.
Ama en önemlisi yorganımıza göre uzatmadığımız ayaklarımız olmalı!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık