• 29 Mart 2016, Salı 8:55
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

ÜST AKIL
 Yeni tanıştığımız bir kavram; özellikle siyasi hayatımızda çokça kullandığımız bir tanım. Bir başkasının yönlendirmesiyle hareket etmek gibi bir şey…
Hani, Bu bunu yapmazdı ama yukarıdan birisinin talimatıyla yapıyor der gibi.
Atalarımız, Akıl akıldan üstündür demişler ya bu öyle değil. Atasözünde, kendi aklını sonuna kadar kullan ancak yine de işin içinden çıkamazsan bir başkasında danış deniliyor.
Üst akıl da ise kendi aklını hiç kullanma, seni yönetenler ne derse onu yap anlamı var. 
Vardır onların bir bildiği de, geç!
Üstün evet diyorsa evet hayır diyorsa hayır.
Allah'ın insanlara verdiği en büyük nimet olan aklını kullanmayacaksan o akla ihtiyacın olup olmadığını hiç düşündün mü? Belki de ihtiyacın yoktur.
En fazla siyasi hayatımızda karşımıza çıktığını söyledik ya bazı örnekler verelim.
Bugün yönetimin Paralel Yapı dediği ve terör örgütü ilan ettiği yapılanmayla geçmişte ne kadar içli dışlı olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Ne istediler de vermedik sözü belleklerimizden silinmedi. 
İşte o yıllarda ülke insanının çoğu da bu yapılanmayı yere göğe sığdıramayacak kadar önemsiyordu. Kutsuyordu neredeyse… Yurt dışında okullar açan, Türkçe' yi dünyaya yayan, öğrenci yurtları açan, hayır işleriyle uğraşan bir yapılanma… Daha ne olsun!
Oysa o yapılanmayla hiç de tanış değillerdi. Bir çaylarını bile içmemişlerdi. 
Okullarını gezmemişlerdi, öğrenci evlerini ve yurtlarını hiç görmemişlerdi.
Ama üst akıl onlara öyle dediği için onlar da öyle diyorlardı.
Gel zaman git zaman, bu yapılanma bir anda terör örgütü oluverdi. Ne istediler de vermedik diyenler şimdi İnlerine gireceğiz diyordu.
Hemen bizimkiler de saf değiştirdiler. Bir anda onlar da bu yapılanmanın bir terör örgütü olduğunu söylemeye başladılar. Oysa onları hiç tanımıyorlardı.
Bir çaylarını bile içmemişlerdi. Üst akıl öyle demişse öyledir.
Her iki konumda da üst aklın etkisindeydiler. Neden kendi akıllarını kullanmazlar ki!
İkinci örneğim de Türkiye Suriye ilişkileriyle ilgili olacak.
Şu meşhur Arap Baharı Ortadoğu'yu kasıp kavurmadan önce Türkiye ile Suriye, Erdoğan'la Esat dost ülkeler ve dost yöneticilerdi. Sarmaş dolaştılar. Aralarından su sızmıyordu. Bir tek yedikleri içtikleri ayrı gidiyordu.
Suriye İsrail'in en büyük düşmanıydı, Türkiye'de hiç sevmezdi zaten İsrail'i… 
Aile fotoğraflarının daha renkleri solmadı. 
Sonra ne olduysa üst akıl çıktı sahneye… Suriye ve Esat düşman oldular.
Esat, halkına zulmeden bir zalim oldu bir anda. Baştan beri öyleydi zaten.
Ve bugünlere geldik. Şimdi savaş halindeyiz. 
Birbirimizi kırıyoruz. 
Üst aklın önemini bilen halkımız da aynı yoldan gidiyor. Yönetim dost diyorsa dost, düşman diyorsa düşmandır. Ayrıca kafa yormaya gerek var mı?
Peki, bu iş bu kadar kolaysa kendi akılımızın varlığının veya yokluğunun bir önemi var mı? Birey olmamızın bir anlamı var mı?
Bizi her zaman bir üst akıl yönetecekse, üst aklın yönlendirmelerini sorgulamayacaksak kişisel varlığımız anlamını nasıl açıklayacağız?
Kişisel varlığımızı ve bireysel konumumuzu keşfedecek kadar öz akıldan uzak mıyız? 
Ki her zaman bir üst akla ihtiyaç duyalım…
Hadi, bir üst aklı hep yedeğimizde bulunduralım ama onun önerilerini kendi akıl süzgecimizden geçirmeden, ölçüp tartmadan, yargılaman, sorgulamadan olduğu gibi kabul etmeyelim.
Birazcık yorulalım bu anlamda… Bizin onlardan neyimiz eksik…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık