• 02 Ekim 2019, Çarşamba 16:46
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

TÜRKÜ GÖÇÜ

Bizim yöremizde de çokça karşılaştığımız bir gerçektir türkü göçü. Bir yöreye ait bir türkünün bir başka yöreye aitmiş gibi tanıtılması ve ya bir başka yörenin farklı bir bölgenin ezgisini sahiplenmesi gibi!
Sadece kültürel malzemeler değil, tarımsal ürünlerde de aynı sorunla karşı karşıyayız.
Geçtiğimiz günlerde komşumuz Ordu'nun fındığın başkenti Ordu'dur demesi gibi.
Yine geçmişte kolbastımızı Trabzon'un sahiplenmesi gibi…
Ama şu bir gerçek ki “benim” demekle olmuyor. Yüzyılların birikimiyle oluşan kültürel değerlerin gerçek alanları dışına kaçırıldığında ne kadar eğreti durduğunu hepimiz biliyoruz. Kolbastı da Trabzon'da böyle eğreti durmuştu zaten.
Fındığın başkenti Ordu söylemi de öyle eğreti durdu birkaç gün Ordu'da ve sonra kayıp gerçek coğrafyasına döndü. Olmaz!.. Ordu öyle diyor diye öyle olmaz.
Beyhude bir çabadır. Dünya biliyor fındığın başkentinin neresi olduğunu.
Ama nedense bu tür kaydırmalar ve göçürmeler çokça yaşanıyor ülkemizde. 
Bazıları para kazanmak bazıları da şöhret sahibi olmaz için bu yola başvuruyorlar. 
İşin güzel yanı ise gerçeğin er ya da geç ortaya çıkmasıdır.
Hepimizin çok iyi bildiği bir türkünün nasıl Sivas'tan Kırşehir'e göçürüldüğünü anlatmak istiyorum bu hafta. Kültür göçürme sadece bizim bölgemizde olmuyormuş. 
“Seher vakti çaldım yârin kapısını, Baktım yârin kapıları sürmeli…” diye başlayan türküyü hepimiz Neşet Ertaş'tan dinleyerek sevdik. Başka sanatçılar da söyledi bu güzel türküyü. Neşet Ertaş söylediğine göre bir Kırşehir türküsü olmalı!
TRT kayıtlarına da öyle geçmiş. Yöre Kırşehir, kaynak kişi Neşet Ertaş ve derleyen Nida Tüfekçi… Geçen akşam TRT Müzik ekranlarında böyle yazdılar.
Oysa bu türkü Sivas Şarkışlalı Agahi mahlaslı bir halk ozanına ait. Internet ortamında eski taş plak kayıtlarına ulaşmak mümkün. Agahi kendisi çalıp söylüyor.
Hatta bildiğimizden daha farklı sözleri de var. 
Şiir olarak baktığımızda teknik olarak çok güçlü ve hatasız yazılmış. Halk şiirinde kullanılan “cinaslı kafiye” için verilebilecek muhteşem bir örnek. Her dörtlük sonunda söylenen “sürmeli” sözcüğü her dörtlükte farklı bir anlamda kullanılmış.
Yıllarca bu türküyü çalıp söyleyenler ne Agahi mahlasını söylediler ne de türkünün sahibinin adını andılar. Ne Sivas'tan ne de Şarkışla'dan bahsettiler. Sanki kendi türküleriymiş gibi çalıp söylediler. Kayıtlara da öyle geçtiler.
Ve biz hep öyle bildik.
Ama gerçek bir gün ortaya çıkıverdi. Türkü Sivas'tan Kırşehir'e göçürülmüş.
Sarkışlalı Agahi 1860- 1916 yılları arasında yaşamış Sarkışlalı bir ozan. Doğum ve ölüm tarihleri farklı kaynaklarda birkaç yıl artık veya eksik olarak geçebiliyor. Bir dönem Şarkışla Tahsildarlığı yaptığı söyleniyor.
Neşet Ertaş ise Agahi'nin ölümünden 22 yıl sonra dünyaya geliyor. 20 yıl da yetişmesini hesaba koyarsak 40 yıl diyebiliriz. Ama Neşet usta daha sonra bu türküyü keşfedip söyleyince sahibinin mahlasını anmaya gerek duymamış.
Ve yıllardır türkü severler bu eserin Neşet Ertaş'a ait olduğunu zannetmişler. Yöre olarak da Kırşehir türküsü olarak kayıtlara geçmiş.
Bugün biliniyor artık Şarkışlalı Agahi ve türkünün bu ozana ait olduğu. Buna rağmen hâlâ ozanın adını anmadan söyleyenler var. İnsan biraz merak eder değil mi?
Türkünün aslında var olup da bugün söylenmeyen dörtlüklerle bitirelim yazımızı.
“Dedim ki ne kadar yüzümden bezdin, Etim kebap ettin derimi yüzdün; Aşık katletmeye silah mı düzdün, Martini mavzeri bir de sürmeli…
Agahi karışır kanı yaş ile, Dost bulunmaz hayal ile düş ile; Yetilmez menzile bu gidiş ile, Hemen aşk atına binip sürmeli…”
Her ikisi de rahmetli olan Agahi ve Ertaş'ı da rahmet ve saygıyla anıyoruz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık