• 15 Haziran 2012, Cuma 9:05
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

SORUN SUÇUN TANIMINDA

Hatta asıl sorun eylemlerin suç olup olmadığında!
Son günlerin tartışma konusu Özel Yetkili Mahkemeler… Son günlerin tartışma konusu demen ne demek; Özel Yetkili Mahkemeler kurulduğu günden bu yana zaten tartışma konusu.
Kurulduğu günden bu yana muhalefetin eleştirdiği Özel Yetkili Mahkemeleri bu gün iktidar da tartışır duruma geldi. Onun için de son günlerin en önemli tartışma konusu… Hükümet kendi kurduğu bu mahkemelerin icraatlarını eleştiriyor. İktidar partisi içinde ve bakanlar arasında bu konuda değişik görüşlerin seslendirildiğine şahit oluyoruz.
Kaldı ki Başbakan bile artık sözünü esirgemiyor.
Genel hukuk kavramı içinde özel hukuk olabilir mi?
Askeri yönetimlerin kurduğu Sıkıyönetim Mahkemeleriyle, yine olağanüstü halin uygulandığı dönemlerde kurulan Devlet Güvenlik Mahkemeleriyle bugün icraatları tartışılan Özel Yetkili Mahkemeler arasında bir fark var mı?
Birisini kaldırıp onun yerine ötekini koymakla neyi değiştirmiş oluyoruz?
Peki bugün bu anlamda neyi tartışıyor Türkiye? Özel Yetkili Mahkemeler kalkıyor mu? Ya da yetkileri tırpanlanıyor mu? Bu başlıklar altında onlarca alt başlık…
Demokrasiyle yönetilen hukuk devletlerinde Özel Yetkili Mahkemeler olmamalı. Herkes yasalar önünde hukuken eşitse her birey genel mahkemelerde yargılanmalı. İşte tartışma da burada başlıyor.
Yazının başlığında da ifade etiğimiz üzere suç sayılan eylemlerden birisini hayata geçirdiğinizde yargılanacağınız mahkemenin özelliği ortaya çıkıyor. Genel mahkemelerde mi yargılanacaksınız özel mahkemelerde mi?
Bu ayrımı kim nasıl yapacak? Çoğunca buna da Özel Yetkili Mahkemeler karar veriyor. Ve en önemli ölçekleri de suçun terörle ve terör örgütüyle bağlantıları yorumundan çıkış almaları… Emekli Genel Kurmay Başkanı'nın hangi mahkemede yargılanacağı tartışması bunun en açık örneğidir. Hükümetle aynı siyasi görüşü paylaşan bir kısım hukukçu bu yargılamayı Yüce Divan yapmalı derken Özel Yetkili Mahkeme Hayır, ben yargılayacağım diyecek bir yorum getirdi.
İşte bu noktada suçun tanımının önemi ortaya çıkıyor. Yaptığınız eylemin hangi mahkemenin görev alanı içinde olduğunu belirleyecek bir tanımlama yok. Hatta yaptığınız eylemin suç olup olmadığı da ayrıca tartışma konusu olurken…
Diyelim ki ruhsatsız bir silah yakalattınız. Ruhsatsız silah bulundurmanın yasada yazan suçuyla yargılanmanız gerekirken bu silahı suç işlemek amacıyla örgüt kurmak için bulundurduğunuz şüphesiyle yargılanmanız da gündeme gelebilir.
Örgüt lideri olmanız, anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkmanız, bu doğrultuda terör eylemleri planladığınız da öne sürülebilir.
Mesela gazeteciler yaptıkları haberlerle terörü ve terör örgütünü övmekle suçlanabilirler.
Belli ki bu mahkemelerin özellikle tutuklu yargılama yönünde verdikleri ve kamuoyunu tatmin etmeyen kararları hükümeti de rahatsız etmeye başlamış. Çizmeyi aştıkları düşünülüyor ve yeniden bir düzenleme yapma ihtiyacı ortaya çıkıyor.
Ben hükümetin suçu tanımlamada daha tutarlı bazı düzenlemeler yapmasını bekliyorum. Özel Yetkili Mahkemelerin suçu tanımlamada ortaya koyduğu tespitlerin yetersizliğinden rahatsız olan hükümetin bu işe et atma ihtiyacı duyduğunu düşünüyorum.
Bir değişiklik olmak zorunda ancak tutuklanarak yıllarca cezaevinde yatanlar yattıklarıyla kalacaklar gibi bir his var içimde…            

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık