• 24 Ekim 2012, Çarşamba 9:51
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

SİYASETE GİRMEYELİM Mİ?
 Mahalle kahvesinde kendi aralarında sohbet eden emeklilerin konuşmaları bir süre sonra emekli maaşlarının düşük oluşu üzeride yoğunlaşacaktır.
 Hele 2000 yılından önce emekli olanların aldıkları maaş neredeyse asgari ücret düzeyindedir ve bununla geçinmede zorluklar yaşamaktadırlar. 
İçlerinden birisi bu konuyu hükümetin sosyal güvenlik politikasına bağlar ve bu politikanın emeklileri mağdur ettiğini söylerse bir diğeri hemen karşılık verir: Siyasete girmeyelim!
Eş dost ziyaretlerinde bir yandan demli çaylar yudumlanırken bir yandan da ülke gündemiyle ilgili konularda yorumlar yapılır. 
Mesela; çalışanların ücretlerine yeterince zam yapılmadığı halde mutfak masraflarının sürekli arttığı, tüp fiyatlarının el yaktığı, ekmeğe zam yapıldığı, elektrik tüketim bedellerinin otomatik olarak yükseldiği, yakacak fiyatlarının önüne geçilmediği, okuyan çocukların eğitim giderlerinin alıp başını gittiği konuşulur.
Muhabbete katılanlardan birisinin; bütün bunların hükümetin uyguladığı ekonomik politikalar sonucu ortaya çıktığını, hükümetin açıkladığı enflasyonla piyasada yaşanan gerçek fiyat artışlarının birbirinden çok farklı olduğunu söylemesi üzerine hemen itirazlar yükselir: Siyasete girmeyelim.
İşyerlerinde, dinlenme aralarında doğalgaza yapılan zamlar gündeme gelir. Ya da o hafta yapılan maçlar. Maç deyince, geçen yıl ülkeyi kasıp kavuran şike iddiaları, sonuçlanamayan hukuki süreç, yasalarda yapılan değişiklikler. 
Birisi; bütün bu gelişmelerle ilgili hükümetle ve hükümeti oluşturan siyasi partiyle ve onun genel başkanıyla bir bağlantı kurmaya çalışırsa daha sözünü tamamlayamadan karşılık verirler: Siyasete girmeyelim.
Dolmuşta, taşıma ücretlerine zam geldiğinden haberi olmayan bir müşteri eski ücret üzerinden para verince dolmuş sürücüsü alaycı bir tavırla akaryakıta gelen zamlardan haberi olup olmadığını sorar. 
Yolcu biraz mahcup olmuştur ancak bir başka yolcu söze karışır ve dünyada en pahallı yakıtın Türkiye'de tüketildiğini, hükümetin ÖTV' yi artırarak buradan sağlayacağı gelirle bütçe açığını kapatmayı amaçladığını söyleyerek vergi politikasını eleştirir. 
Bakarsınız arkalardan bir başka yolcu laf atar: Siyasete girmeyelim.
Köylüler cuma namazı için caminin avlusunda bir araya gelmişlerdir ve aralarında gündelik işlerini konuşurlar. Geçen yıl 7 TL olan fındık bu yıl 4.5 TL'dir. Bir torba azotlu gübre 29 TL' den 39 TL' ye çıkmıştır. Gübrede uygulanan Katma Değer Vergisi yüzde 18 dir.
Hükümetin fındık ve tarım politikasını eleştirirler, partiye ve Başbakan'a sitem ederler. Söz partiye dayanınca bütün bu değerleri itirazsız kabul edenlerin arasından bazıları taraf değiştirir ve siyasete girmeyelim der.
Bunlara benzer daha onlarca örnek verebiliriz. Savaşa hayır derken, bir başka ülkenin topraklarına girmek için Meclis'ten tezkere çıkartan hükümetle ilgili bir söz söylediğinizde hemen uyarı gelir: Siyasete girmeyelim. 
Teröre verdiğimiz gencecik canlara birlikte ağlarken terörü önleyemeyen siyasilerin adını andığınızda kulağınıza şöyle fısıldarlar: siyaset girmeyelim.
Peki, tamam da bütün bu gelişmeler bir siyasi yaklaşımın sonunda ortaya çıkmıyor mu? Bu siyasi oluşumu oylarımızla biz gerçekleştirmiyor muyuz? Öyleyse neden bu siyasi sonuçları değerlendirme hakım olmasın? 
Neden siyasete girmeyelim? Neden günlük gelişmeler üzerinde yorum hakkımız olmasın?
 Demokrasi bireylerin tek tek ya da örgütlenerek yönetimlerin uyguladıkları politikalara eleştiriler getirebileceği bir yönetim şekli değil midir? 
Gerçekten siyasete girmeyelim mi?  

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık