• 23 Ekim 2012, Salı 9:35
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

SIFIR SORUNDAN SÜPER SORUNA
 Hamdolsun batı komşularımızla bir sorununuz yok. 
Mesela Yunanistan'la; bırakınız Ege Denizi'nde kıta sahanlığını 12 mile çıkarma tartışmalarını, savaş uçaklarımız “ it dalaşı” bile yapmıyorlar. 
Ancak doğu komşularımızla sıfır sorundan süper sorunlara geldik. 
Bu kadar kısa zamanda bunu nasıl başardığımızı başaranlar bile anlamamış olmalılar!...
Bir ara gerçekten doğu komşularımızla da sıfır sorun yaşadığımız günlerimiz oldu. Ermenistan'la bile bir protokol imzalayarak herkesi hayrete düşürdük. İran' la ABD ve AB arasında yaşanan nükleer krizinde komşumuzun yanında yer aldık. 
Hele Suriye ile öylesine sarmaş dolaş olduk ki aramızdan su sızmazdı. Kardeşten öteydik. Başbakan'ın Suriye ile ilgili bir Gaziantep konuşması var ki insana 'bu kadar olur' dedirtiyor.
Her şey tam da Atatürk'ün düşlediği gibiydi: Yurtta barış, dünya da barış…
Sıfır sorun dedikleri bu olmalıydı.
Hatta, ülkede bir eksen kaymasının olup olmadığı tartışılıyordu. Türkiye yüzünü doğuya mı çeviriyordu? Bugüne kadar batı eksenli bir politika izleyen Türkiye artık doğu eksenli bir politika izlemeye mi başlamıştı?
Sonra ne olduysa bu barış iklimi bir anda değişiverdi. Bir anda dereken çok kısa bir sürede. Şimdi bütün doğu komşularımızla sorun yaşıyoruz. Hem de ne sorun!
Kelimenin tam anlamıyla süper sorun.
Bazıları bu iklim değişikliğini “Arap Baharına” bağlıyor. Bu değişimden etkilenmek doğal bir gelişmeymiş. Bu coğrafyada yaşıyorsak bu iklim değişikliği bizi de etkilermiş. 
Peki, öyleyse sıfır sorun derken bu coğrafyada yaşamıyor muyduk? Daha Orta Asya'dan Anadolu'ya gelmemiş miydik?
Mesela Suriye ile kardeş olurken geleceği göremeyecek kadar bu coğrafyanın farkında değil miydik? Ya çok safmışız ya da çok acemi! 
Ama dış politika ne saflığı affediyor ne de acemiliği!
Her gün biraz daha ağırlaşarak süper sorunlar boyutuna çıkan problemleri bu yaklaşımlarla nasıl çözeceğiz? Bir gün sıfır sorun, ertesi gün süper sorun.
Aradaki siyasi boşluğu düşünebiliyor musunuz? Bizim istikrarlı bir dış politikamız olmayacak mı?
Daha dün kardeş ilan ettiğimiz Suriye'nin, topraklarına girmemizi bizim açımızsan meşrulaştıracak bir tezkereyi meclisten geçirdik. Oylamada hayır oyu verevlere “Zalimden yana mısınız” diyerek…
Kırk yıllık Kâni ne çabuk zalim oluverdi? Dünün masumu iki günde zalime dönüşebilir mi? Herhalde geçmişte de zalimdi de haberimiz yoktu!
İşin bir başka boyutu da doğu komşularımızla böylesine süper sorunlar yaşarken etrafımızda kimselerin olmayışı. Birileri “ yürü ya koçum, yanındayız!” diyor da yanımızda yöremizde kimseleri göremiyoruz. 
Sıfır sorundan süper sorunlara ulaşmamız benim için çok ciddi bir hayal kırıklığı oldu. Bütün doğu komşularımızla bir anda kanlı bıçaklı oluverdik? 
Bu kadar çok ülkeyle sorun yaşıyor olmamızın tek sorumlusu biz olamayız. Elbette onların da kendi çıkarları açısından bizimle uyuşamadığı noktaları vardır. Ancak Orta Doğu gibi bir coğrafyada dış politikayı idare edenlerin bazı kavramları daha net tanımlayacak bir öngörüye ve diplomatik kıvraklığa ihtiyacı olacaktır. 
Önemli olan oluşacak sorunları büyüterek ülkeyi savaşın eşiğine getirmek yerine ortaya koyacağı diplomatik girişimlerle bölgede kalıcı barışı sağlayacak ortamın oluşmasına zemin hazırlamaktır.  
Bir düdükle savaşı başlatabilirsiniz ancak barışı o kadar kolay sağlayamazsınız.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık