• 05 Ocak 2012, Perşembe 9:10
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

ŞİDDET İÇERMEYEN DÜŞÜNCE
Her dönemin kendisini hatırlatan sözleri ve kavramları vardır. Mesela bir ürün veya hizmetin bedelini artırmak bu dönemde fiyatları güncellemek olarak hafızalarımıza kazındı.
Bu artırımların geçmiş dönemdeki adı fiyat ayarlamasıydı. Biraz daha geriye gidildiğinde bir ürünün veya hizmetin parasal değeri yükseldiğinde zam yapıldı denilirdi.
İçinde bulunduğumuz şu dönemle ilgili yeni bir kavram türetti bugünün yöneticileri; Şiddet içermeyen düşünce…
Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay yeni yapacakları bir düzenlemeyle şiddet içermeyen düşüncenin suç sayılmayacağını söylemiş.
Bazıları bunu yeni bir demokratik açılım diye tanımlarken bazıları temkinli yaklaşmayı uygun buluyor. Temkinli yaklaşmayı uygun görenlerin bakış açısı şöyle: Türkiye'de siyasetçi her şeyi söyleyebilir, onun için çok ta dikkate almaya değmez. Bekleyip görmek lazım…
Haksız da sayılmazlar hani; siyasetçi söz verip de yapmadığı şeyler için hiçbir bedel ödemez. Onun için de her şeyi söylüyorlar.
 Ben bu sözden öncelikle şu anlamı çıkartıyorum. Şiddet içermeyen düşünce suçmuş ki şimdi suç olmaktan çıkartılıyor!...  Şiddete dönüşen bir düşüncenin suç sayılmasından daha normal ne olabilir ki.  Buna kim karşı çıkar?
Ancak şiddet içermeyen düşüncenin suç sayılması bu çağda ve bu ülkede bugün bile günün konusu ise biraz durup düşünmek gerek.
Şimdi bunun suç sayılmayacağı yönünde bir çalışma yapılıyormuş.
Benim kavramakta zorluk çektiğim bir başka konu daha var. Bir düşüncenin şiddet içermediğini kim belirleyecek. Buradaki şiddet kavramından kim ne anlıyor? Yine buradaki şiddet olgusunun sınırlarını kim belirleyecek? Hangi düşünce kime göre ve hangi kriterlerle şiddet içerecek veya içermeyecek?
Neden bu noktanın üzerinde özellikle duruyorum?
Çünkü buradaki şiddet kavramı herkes tarafından farklı yorumlanmaya elverişli, insanların tek tek farklı algılayacakları ve herkesin kendince bir anlam çıkaracağı somut olmayan bir kavramdır.
Dikkat ederseniz bizim insanlarımızın başına ne gelirse bu tür somut olmayan kavram yorumlarından gelir. Birisi sizin düşüncenizin şiddet içerdiği kanaatine varırsa düşüncenizin şiddet içermediğini nasıl anlatacaksınız?
Bu birisinin kim olduğu da çok önemli!
Ülkemizde son yıllarda bu tanımlamalar yüzünden hayatı kararan onlarca insan var.
Mesela, tutuklu gazeteciler. Yıllardır ceza evlerinde tutuklu olarak tutulan gazetecilerin bu kavram kargaşasından hukuki konumlarının tanımı bile yapılamıyor.
İddia makamı bunların gazetecilikle ilgili bir suçtan tutkulu olmadığını, terörle bağlantılı suçlar nedeniyle tutuklu yargılandıklarını söylüyor. Türkiye'de gazetelerde düşüncelerinizi yazmanız suç değil ancak teröre bulaşmanız suç. Gazeteciler de bununla yargılanıyorlar.
İşte kavram kargaşası dediğimiz de bu. Gazeteciler biz gazeteciyiz diyorlar, iddia makamı hayır, siz şusunuz diyor: ve işin içinden çıkamıyoruz. Kaldı ki bu konuda verilmiş bir mahkeme bir karar da yok.
Onun için ben, bu şiddet içermeyen düşünce kavramından da çok umutlu değilim.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


SON DAKİKA HABERLER

yukarı çık