• 05 Ekim 2016, Çarşamba 9:03
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

SEÇMENİN ZİHNİNİ AÇIK TUTMAK
 Telaşa gerek yok. Bu bir yönetim şekli… Dünyanın başka ülkelerinde de uygulanıyor.
Sayın Cumhurbaşkanı son konuşmasında Lozan Anlaşması'nın bir zafer olarak yutturulduğu söylemiş. 
Ancak daha önce Lozan Anlaşması'nın yıldönümünde bu anlaşmanın bir zafer olduğunu dile getirmiş. Muhalefette ve muhalif basında bir telaş bir telaş… Bu iki açıklamayı yan yana koyup “Bu ne tutarsızlık” diye muhalefet yapıyorlar.
Sanki ilk defa oluyormuş gibi. 
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bu tür söylemlerini yan yana koysanız bırakın köşe yazısını kocaman bir kitap çıkar ortaya. Eskiler Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür derlerdi, unutuyoruz işte. Muhalefet de hatırlatmaya çalışıyor anlaşılan.
Telaş yok, bu kesinlikle bir gündem oluşturma çalışmasıdır. Bir iki gün konuşulur ve unutulur gider. Tarih çoktan yazdı Lozan'ın zafer olup olmadığını.
Peki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bu tutarsızlığına ne demeli?
Mesela diyorsunuz, kredi kartlarında taksit sınırlamasını onlar getirdiler şimdi de kaldırıyorlar. Özel yetkili mahkemeleri ve özel yetkili savcıları onlar icat ettiler, muhalefetin bütün karşı çıkmalarına rağmen faaliyetlerini sürdüren bu özel hukuk sistemini de yine kendileri kaldırdılar.
Eğitim sistemini yazboz tahtasına çevirdiler. 
Dış politikada sergiledikleri tutarsızlıklar başlı başına bir konu… 
Önce Esat için kardeşim dediler sonra cani dediler. Rus uçağını düşürüp kahramanlık yaptık dedikten sonra üzüntülerini ifade ettiler. 
Avrupa Birliği'nden müzakere tarihi almayı AB'ye girmiş gibi kutladılar, vizesiz Avrupa için tarih verdiler ve sonrasında biz yolumuza bakarız dediler.
Kırk yıldır mücadele ettiğimiz terör örgütüyle barış sürecini başlattılar, meydanlarda İmralı mektubunu okuttular, Dolmabahçe mutabakatını hazırladılar ancak yeniden silahlı mücadeleye dönme kararı aldılar. O gün aman sürece zarar vermeyelim diyenler bugün “Kış mış yok silahlı mücadeleye devam “diyorlar.
Bir dönem birilerine ne istediyse veriyorlar sonra da bunun bir terör örgütü olduğunu ortaya koyuyorlar. Onun için bu tür tutarsızlıkların ardına takılmaya gerek yok. 
İki gün önce Abdulhamit'i tartışıyordu televizyona çıkan tarihçiler, bugün Lozan'ı tartışacaklar. Bir konuyu halletmeden diğerine geçiyoruz.
Bunların Türkiye'de gündem belirlemek için yapıldığını bilen biliyor. Bu bir yönetim şekli… Ülkeyi yönetenler kamuoyunun dikkatini başka konulara çekmeli ki yönetimle ilgili zafiyetler gündem oluşturmasın. 
Bir de bu tür tartışmalar seçmenin zihnini açık tutmaya yarıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi bunu çok iyi yapıyor. Kendi seçmeninin hassas olduğu konuları sürekli gündemde tutup tartışılmasını sağlıyor. 
Seçmen bunların ilk defa tartışıldığını zannederek heyecanlanıyor. Partisinin bu konulardaki hassasiyetine hayranlık duyuyor. Buna partisinin değil de liderinin demek daha doğru olacaktır. Bu konular Türkiye'de ilk defa tartışılmıyor ki… Ama onlar ilk defa duyuyorlar. 
Seçmenin zihnini açık tutacaksın ki unutmayacak.
Bu tartışmalardan ülke bir şey kazanıyor mu? Hayır… Ama iktidar kazanıyor.
Peki bu yönetim şekliyle daha ne kadar yönetileceğiz diyorsanız bunun net bir tarihi yok. Ne zaman ki o siyasi partinin seçmeni kendi lideri için dün dediğiyle bugün dediği birbirini tutmuyor noktasına gelirse o gün hem Türkiye'de tam demokrasi olacak hem de bu yönetim şekli sona erecektir.
Haydi, sorun liderinize Lozan için dün ne dedin bugün ne diyorsun diye.
Sorabilir misiniz?

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık