• 28 Şubat 2012, Salı 9:14
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

ÖNCE ATANIYORLAR, SONRA SEÇİLİYORLAR
Önce atanıyorlar, sonra seçiliyorlar ve kendilerini seçilmişler olarak tanımlıyorlar.
Demokrasilerde elbette seçmek ve seçilmek rejimin en önemli özelliğidir ancak burada seçilmişlerin nasıl seçildiğine bakmak gerek.
Biz kavramlara farklı anlamlar yüklemeye bayılıyoruz. Onun için de tartışmadığımız, anlamında anlaşabildiğimiz tek bir kavramımız yoktur. Her şeyimiz ayrı ayrı tartışma konusudur.
Üzerinde anlaşacak kavram sıkıntısı çekiyormuşuz gibi yeni bir tartışma konusu ortaya koyduk. Atanmışlar, seçilmişler…
Şimdi, parti genel başkanları tarafından milletvekili ve belediye başkanı seçilmek üzere atananların birer seçilmiş olduğuna inanmamızı istiyorlar. Böyle bir seçilmişlik olabilir mi?
Diyelim ki milletvekili olmak için ülke seçmenlerinin sizi seçmesini istiyorsunuz.
İsteyebilirsiniz ancak genel politikalarını benimsediğiniz bir siyasi partinin listesinden seçilmek istiyorsanız o siyasi partinin genel başkanının veya yöneticilerinin sizi aday olarak ataması gerekiyor.
Önce atanmalısınız ki sonra seçilebilesiniz. Ve seçilmişler unvanını alabilesiniz.
Ve ya ilinize, ilçenize, beldenize hizmet etmek için belediye başkanı olmayı düşünüyorsunuz. Bu amaçla seçimlerde aday olmak geçiyor gönlünüzden…
Geçebilir ancak, bir siyasi parti bünyesinde seçimlere girmek istiyorsanız önce o siyasi partinin genel başkanının sizi başkan adaylığına atamasını sağlamanız şart. Başkan adaylığına atanamadan seçimlerde aday olma hakkınız yok.
Önce atanacaksınız sonra seçilebilirseniz seçilmiş olacaksınız. Ve bir seçilmiş olarak  demokrasi sizi atanmışlara karşı koruyacak!...
Tamam da; genel başkana ve partin organlarına karşı hangi demokrasi koruyacak?
Peki, bir parti disiplini olmasın mı? Olsun ancak onun da kendi içinde bir seçim süreci, seçme ve seçilme kuralı olsun. Genel başkan oturup bir liste yapmasın veya kalemi eline alıp istediğini çizmesin.
Adaylar kendi partileri içinde bir seçim sistemiyle belirlensin ve ülke seçmenlerine bu seçim sonucu aday olan isimler sunulsun. Bu seçimler sonucu liste başı olan isimler belediye başkanlığına aday olsunlar.
Ya da olmaz ya adaylar direkt olarak seçmenin karşısına çıksınlar.
İşte o zaman bir seçimden ve seçilmişlikten söz edebiliriz. Seçilenler o zaman “ Beni halk seçti, ben gerçek bir seçilmişim” diyebilirler.
Yoksa bugünkü sisteme göre onlar için genel başkanın atadığı isimler demekten başka yapacağımız yoktur.
Genel seçimler öncesini hatırlayalım; onlarca isim aday adayı olarak partilere müracaat ederler. Hatta bu müracaatın bir de parasal bedeli vardır. O parayı yatırmazlarsa aday adayı bile olamazlar.
Sonra herkes genel başkanın iki dudağından çıkacak isimlere kilitlenir. Genel başkan kimi atayacaktır?
Belediye başkanlık seçimleri de öyle. Yine partiye onlarca isim kaydolur ancak genel başkanın adaylığa kimi atayacağı merakla beklenir. Sonra da o şanslı isim duyuluverir!...
Efendim, seçim yasası böyle. Olabilir. Seçim yasaları değiştirilemez ayetler midir?
O zaman genel başkan atamasıyla seçilenleri demokrasi adına seçilmiş olarak tanımlamayınız.
Biz zaten demokrasiyi de tam olarak tanımlayamadık diyorsanız o zaman bütün söylediklerimizi geri alıyoruz!
Tanımlayamadığınız demokrasi içinde istediğiniz her şeye her anlamı yükleyebilirisiniz. Başka da olamazdı zaten…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık