• 03 Aralık 2015, Perşembe 8:49
NihatÖztürk

Nihat Öztürk

KUMPAS
 Türkiye yakın tarihinde çok karmaşık bir dönemden geçti. Bu dönemi tarihçiler Kumpaslı Günler diye kaydedeceklerdir.
O dönem unutulacak kadar uzak değildir. Ancak yine de hatırlamakta fayda var.
Gazetecilere kumpas kurulmuş, aydınlara, hocalara, sanatçılara kumpas kurulmuş.
Generallere, amirallere kumpas kurulmuş. Türk Silahlı Kuvvetlerine kumpas kurulmuş. TSK'nın en üst düzey yöneticisi, Genel Kurmay Başkanı'na kumpas kurulmuş.
Ergenekon diye hayali bit terör örgütü icat edilmiş, bu örgütün darbe yapacağı söylenmiş: sözde bu örgüte üye, sivil ve askerler toplanarak Silivri ceza evine gönderilmiş.
Bu kumpasın içinde olan basın yayın organları, gazeteler ve televizyonlar akla hayale gelmeyecek yayınlar yapmışlar. İftiralar atmışlar, itibarsızlaştırma kampanyaları organize etmişler. Yalan yanlış haberler yapmışlar, düzmece belgeler yayınlamışlar. 
Ülkeyi yönetenler de dolaylı olarak ya da bilerek bu kumpasın içinde yar almışlar. Onlara sorarsanız hükümete de kumpas kurmuşlar. Yönetimin başındaki zat-ı muhteremi de aldatmışlar. 
Hafızalarımızı yokladığımızda kumpasçılarla yönetim arasında bir paralellik var gibi. Yönetim önce bir hazırlık yapmış sanki: Neden gerek duyduysa, özel bir hukuk sistemi getirmiş ve özel yetkili mahkemeler kurmuşlar, özel yetkili savcılar ve özel yetkili hakimler atatmışlar.
Sonra da düğmeye basmışlar ve darbe yapacak bir terör örgütü kurma ve üye olma suçlamasıyla gazetecileri, komutanları, bilim adamlarını, aydınları sabahın dördünde evlerinden almaya başlamışlar.
Özel yetkili savcıyla başlayan sözde hukuki süreç; özel yetkili mahkemelerin tutuklama kararıyla Silivri'de yeni bir evre kazanmış. Ondan sonrası gelsin hapishane günleri… Kimler yok ki içeride: gazeteciler, komutanlar, profesörler, aydınlar…
Hasta olanlar, gurularına yediremedikleri için intihar edenler, sönen hayatlar.
Dışarıdan da aleyhte yayınlar. Düzmece CD'ler, üretilen belgeler, iftiralar, itibarsızlaştırmalar… Halk arasında “Mutlaka bir şey yapmışlardır, beni niye almıyorlar” söylemleri. Kuşku yaratmalar, saptırmalar, Bilgi bombardımanı.
Bütün bunlar olurken tüm bunların kumpas olduğunu haykıran bir kesim de var ülkede. Mesela ana muhalefet partisi… Onun genel başkanına “Ben Ergenekon'un avukatıyım” der demez bir kaset kumpası. 
Yerine gelen genel başkan “Bu Ergenekon terör örgütü neredeyse gidip üye olayım” diyerek tepki vermesine rağmen kulak asmamalar. Bütün bunların kumpas olduğunu yazan gazetelere ve söyleyen televizyonlara tepki göstermeler.
Bu davanın savcısı olduğunu ilan eden bir başbakan…
Ne günlerdi, aman yarabbi! 
Bunlar kumpas diyenler haklı çıktı, yönetim de bunlar kumpasmış demeye başladılar. Güler misin, ağlar mısın? Özel yetkili mahkemeler kaldırıldı, özel yetkili savcılar ve hakimlerin görevlerine son verildi ve sonunda o davaların tümüne adı karışanlar beraat ettiler. Davalar düştü. Ama hapishane günleri hayatlarının bir bölümüne öyle bir etki etti ki sormayın gitsin. 
O dönemin özel yetkili savcılarının bugün nerelerde saklandığını bilmeyen yok. Yine o dönemin ünlü gazetecileri bugün cezaevlerinde. Meğer kumpasçılarmış! 
Bütün bunların kumpas olduğunu söyleyenler haklı çıktı, o gün kumpasçıları savunan yönetim aldatıldığını itiraf etmek zorunda kaldı. Başka ülkelerde olsaydı herhalde istifa ederlerdi.
Bugün de benzer gelişmelere tanık olmaktayız. Yönetim bazı şeyleri ısrarla savunurken muhalefet de ısrarla karşı çıkıyor. Kumpaslı günlerde olduğu gibi bu defa da yanılan yönetim ve onunla birlikte hareket eden basın olmasın. Yani yeni bir kumpas…

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık